Yavru vatan: X

Kardeş vatan: ✓

Yıllardır Kıbrıs davasını askeri, stratejik ya da diplomatik hamlelerle okuduk. Doğu Akdeniz’deki enerji savaşları, uluslararası ambargolar, bitmek bilmeyen müzakere masaları...

Evet, bunların hepsi hayati derecede önemli. Ancak gözden kaçırdığımız önemli olduğunu düşündüğüm bir ayrıntı var: o da bir halkın kalbine dokunmadan, egemenliğini sadece diplomatik metinlerde savunarak gerçek bir kardeşlik kurulamadığı gerçekliği. Bunun da yolu KKTC özelinde yeni bir dil değişiminden geçiyor.

Bu dil değişimin en görünür adımı ise yıllardır alışkanlıkla kullandığımız “Yavru Vatan” söylemi gibi kavramları yeniden düşünülmesi gerektiğidir. Çünkü kullandığımız dil, karşımızdakini nasıl gördüğümüzü ve ona nasıl bir konum biçtiğimizi de ortaya koyuyor.

Ayrıca, Kuzey Kıbrıs’ın ulaştığı kurumsal, demokratik ve toplumsal olgunluk seviyesini karşılamamakta; dahası Türkiye’nin uluslararası alanda savunduğu "iki eşit egemen devlet" teziyle çelişmektedir. Bu yüzden; hiyerarşik dilin yerini, eşitliği simgeleyen "Kardeş Vatan" kavramı alması daha uygun olacaktır.

Rum-Yunan tarafının sıkça kullandığı "alt yönetim" iddiasını da besleyen bir terminoloji olduğunun da altını çizmek isterim. Uluslararası hukuk açısından bir yerin "alt yönetim" olarak kabul edilmesi, oradaki devletin egemenlik hakkını tamamen yok sayıyor. İşte bu yüzden; Türkiye'deki basının, siyasilerin ve halkın kullandığı bu paternalist (babaerkil/korumacı) dilin acilen terk edilmesi gerek. Keza, Rum-Yunan ikilisinin bu tezine farkında olmadan altın tepside kanıt sunulmakta. Daha da ötesi, Rum diplomasisi, dünyaya dönüp şunu söylemektedir: "Bakın, kendileri bile oraya bağımsız bir devlet demiyor; 'yavru' diyerek oranın kendilerine ait, büyütülmesi ve yönetilmesi gereken bağımlı bir parça olduğunu açıkça itiraf ediyorlar."

Eğer bir yapıya "yavru" derseniz, uluslararası toplum da ona "bağımsız bir aktör" olarak değil, Türkiye'nin bir uzantısı, bir alt birimi olarak bakar. Bu da KKTC'nin dünyada tanınma vizyonunun önündeki en büyük psikolojik ve söylemsel barikatlardan biridir.

Bu yüzden, bu dilin terk edilip yerine "Kardeş Vatan" (yani aynı kökten gelen ama iki ayrı, bağımsız, eşit ve egemen özne) kavramı konulduğunda, Rum-Yunan tarafının sığındığı "alt yönetim" iddiasının altındaki zihniyet zemini de tamamen çökertilmiş olacaktır.

DEĞİŞEN GERÇEKLİK, DEĞİŞEN DİL

Öte yandan, Türkiye'deki halkın tamamına yakını "Yavru Vatan" ifadesini sevgi ve sahiplenme göstergesi olarak görüyor hiç şüphesiz fakat o yavru çoktan büyüdü.

Bugün Kıbrıs meselesi yalnızca güvenlik, garantörlük ya da diplomatik tanınma mücadelesinden ibaret değildir. Aynı zamanda bir algı ve meşruiyet mücadelesidir. Dünyaya, iki toplumun eşit siyasi iradeye sahip olduğu tezini anlatmaya çalışırken; kendi içimizde hâlâ hiyerarşik çağrışımlar yapan bir dili kullanmamız, savunduğumuz tezle kullandığımız söylem arasında bir çelişki doğurabilir. Dil tek başına uluslararası siyaseti değiştirmez; ancak hangi zihniyetle hareket ettiğimizi ve nasıl bir gelecek tasavvur ettiğimizi güçlü biçimde ortaya koyar.

Bu yüzden; 1974'ün şartlarında anlamlı olan bazı kavramlar, aradan geçen yarım asrın ardından yeniden değerlendirilmesi gerekiyor.

Bugün KKTC; kendi kurumları, üniversiteleri, yetişmiş insan kaynağıyla, kendi meclisi, köklü demokrasisi, yetiştirdiği aydınları ve en önemlisi kendi toplumsal iradesiyle ayakları üzerinde duran bağımsız bir güçtür... Aynı zamanda da hakları için de dünyaya meydan okuyan sarsılmaz bir iradedir.

Öte yandan, Kıbrıs Türk halkını korunmaya muhtaç bir yavru gibi gören anlayış, farkında olmadan bu toplumsal iradeyi gölgeliyor.

Çünkü bugün Türkiye, uluslararası platformlarda Kıbrıs Türklerinin eşit egemenliğe sahip bir halk olduğunu ve KKTC'nin kendi iradesiyle var olan bir devlet olduğunu savunuyor. Eğer temel tezimiz eşit egemenlikse, bu anlayışın kullandığımız dile de yansıması gerekir. Dünyaya eşit iki tarafın varlığını anlatırken, kendi söylemimizde hiyerarşi çağrıştıran kavramları sürdürmemiz, savunduğumuz tez ile kullandığımız dil arasında bir uyumsuzluk oluşturabilir. Söylem tek başına diplomasi değildir; ancak diplomasinin üzerinde yükseldiği zihniyetin en görünür yansımalarından biridir. Bu yüzden, "Yavru Vatan" söylemini bugünün gerçekliğini daha doğru yansıtan "Kardeş Vatan" kavramıyla güncellemenin vakti geldi diye düşünüyorum.

DEĞİŞİM ÖNCE ZİHİNDE BAŞLAR

KKTC’de bir şeylerin değişmesini, kalıcı bir refahın ve haklı bir tanınmanın kapılarının açılmasını istiyorsak, önce bakış açımızı tazelemeliyiz.

Kelimeler yalnızca hitap biçimi değildir. Devletlerin birbirine bakışını, toplumların birbirini algılayışını ve gelecek tasavvurunu da şekillendirir. Çünkü kullanılan her kavram, zamanla ilişkilerin sınırlarını da zihinde yeniden çizer.

DİL, DİPLOMASİNİN SESSİZ GÜCÜDÜR

'Kardeş Vatan' söylemi, KKTC'nin uluslararası görünürlüğün tek başına artırmaz; ancak onu eşitlik temelinde değerlendiren yeni bir zihniyetin kapısını aralayabilir. Uluslararası toplumun KKTC’yi 'bir alt yönetim' gibi görme bahanesini, masada iki eşit ve egemen devlet iradesini (Kardeş Vatanı) büyüterek boşa çıkarabiliriz.

Akdeniz’in ortasında, her türlü ambargoya ve izolasyona rağmen kimliğini, kültürünü ve devletini koruyan Kıbrıs Türk halkı, bir himayeyi değil; iradesine, kimliğine ve egemenliğine duyulan saygıyı hak ediyor.

Bizler de bu topraklarda kalem oynatanlar, söz söyleyenler olarak bu değişime öncülük etmek zorundayız.

ANAVATAN AYRI, KARDEŞ VATAN AYRI

İşin özü şudur: Türkiye, Kıbrıs Türkünün Ana Vatanıdır. Ancak KKTC artık bir 'yavru' değil; kendi iradesi, kurumları ve egemenliğiyle Türkiye'nin Kardeş vatanıdır.

Anavatan kavramı tarihsel ve kültürel bağlarımızı anlatırken, Kardeş Vatan kavramı ise bugün ulaştığımız siyasi ve toplumsal olgunluğu ifade etmektedir. Bu iki kavram birbirinin alternatifi değil, birbirini tamamlayan iki farklı gerçeğin ifadesidir.

YENİ BİR KARDEŞLİK HUKUKU

Şüphesiz ki Türkiye'nin garantörlük haklarının ve tarihsel sorumluluğunun bu yeni 'kardeşlik' hukukunda da baki kalacağı unutulmamalıdır. Geleceğin en sağlam temeli ise bu dil/söylem değişimiyle birlikte birbirine omuz veren “kardeşlerin” hukukunda yükselecektir.