Günümüzde özel şirketlerin motivasyon aracı olarak sunduğu kartvizit oyunları, bizi içi boş bir ünvan aristokrasisine doğru sürüklüyor. İş bitiren, değer üreten ve gerçek liderlik yapan çalışanlar yerine; sadece kartvizitindeki ünvanı ile güç ve prestij devşirmeye çalışan, içi boşalmış bir yönetici kalabalığın artışı söz konusu.
Bugün özel sektörde “müdür” sayısı ekip yönetenlerden, “direktör” sayısı gerçek karar vericilerden, “danışman/uzman” sayısı ise çoğu zaman gerçekten danışılması gereken kişilerden fazla.
Günümüz iş dünyasının en büyük ve en çok "halı altına süpürülen" bu absürtlüğün adı ise: “ünvan enflasyonu”.
Kurumsal şirketlerin kültürünü ve ülke ekonomisini sessizce aşındıran ciddi bir sorun.
Şirketler için gözle görülmeyen ama bir o kadar arka da planda gizli bir maliyet oluşturan bir mesele.
Özel sektör için ise asıl mesele tam da burada başlıyor!
Ünvan neden büyütülür? sorusuyla meselenin derinliklerine doğru inmeye başlayalım.
Yanıt aslında basit. Çünkü terfi adı altında ünvanın büyütülmesi şirket açısından maliyet açısından en ucuz motivasyon aracıdır. Bir o kadar da modern bir kurumsal illüzyondur.
Özellikle ekonomik daralma dönemlerinde şirketler nakit akışını korumak için çalışanın "statü ve takdir edilme" ihtiyacını kartvizite fazladan bir kelime ekleyerek veya kelime değiştirerek kendince giderir. Bir çalışana belli oranda zam yapmak maliyetlidir. Yük getirir. Fakat, “uzman” yerine “kıdemli uzman” yapmak örneğin neredeyse sıfır maliyetli ama psikolojik etkisi yüksek bir hamledir.
İşin ilginç yanı ise şirketlerin ve çalışanların bunun farkında olmasıdır.
Fakat, bu sistem bugün aynı ofiste tecrübe seviyeleri farklı ama ünvan skalası şişmiş bir yapı ortaya çıkarıyor.
SİLİKON VADİSİ'NİN "EGO" SİMYAGERLERİ
Madalyonun küresel tarafına baktığımızda bu ünvan enflasyonu, trajikomik bir kurumsal tiyatroya dönüşmüş durumda. Özellikle Silikon Vadisi ve yaratıcı sektörler, bildiğimiz ünvanları havalı kelimelerle ambalajlayıp pazarlamakta sınır tanımıyor.
Hepinizin bildiği "Resepsiyonist" ünvanı "İlk İzlenim Direktörü" (Director of First Impressions), e-ticaret ya da web sitesi yöneticiliği "Dijital Derebeyi" (Digital Overlord), kurumsal iletişimcilik "Baş Hikaye Anlatıcısı" (Chief Storyteller) olarak karşımıza çıkıyor. Apple gibi devlerin teknik destek personeline "Deha" (Genius) demesiyle başlayan bu akım; işi gelecekteki trendleri tahmin eden kişilere "Dijital Kahin" (Digital Prophet) ünvanı vermeye kadar götürdü. Şirketlerin sunduğu bu "yeni nesil kartvizitler", aslında ünvan enflasyonunun küresel ölçekte ulaştığı boyutun ve içi boşaltılan rollerin en somut kanıtı. Ünvanların içlerini boşaltmayan gerçek kurumsal firmaları bu yazımın konusu dışına bırakıyorum. Onlar kapsam dışı.
ŞİRKETLER İÇİN GİZLİ MALİYET
Gelelim işin gizli maliyet kısmına.
Ünvan enflasyonun faturası gecikir ama mutlaka gelir.
Üstelik bu durum yalnızca çalışan talebiyle oluşmuyor. Bazı şirketlerde yöneticiler kalabalık ekipleri ve şişkin organizasyon yapıları üzerinden güç ve prestij devşirmeye çalışıyor. Böylece gerçek verimlilik yerine, ünvan ve hiyerarşi üzerinden büyüyen bir kurumsal görüntü ortaya çıkıyor.
“Direktör” ya da “kıdemli müdür” yapılan, “uzman yardımcısı” seviyesinden “uzmanlık” es geçilerek doğrudan “müdür yardımcılığına hatta müdürlüğe” terfi ettirilen ancak maaşında, yan haklarında ve etki ve yetki alanında alması gerekeni alamayan bir çalışan, değersizleştirildiği bir sistemde kalmak istemez. Çünkü ünvan yükselir ama karşılık artmazsa, beklenti ile gerçeklik arasındaki makas açılır. Eğer herkes “kıdemli” ise, terfi edilecek bir basamak da kalmaz. Bu tablo şirket içinde yapay bir yönetici kalabalığı yaratırken, gerçek liderlik kapasitesini zayıflatır.
Herkesin strateji yazdığı ama kimsenin sahaya inip operasyonu sırtlamadığı, içi boş bir ünvan aristokrasisi doğar.
Yazımın ilk kısmını, her yöneticinin ve İK profesyonelinin üzerinde düşünmesi gereken bir soruyla tamamlayayım:
Organizasyonumuz gerçek yetkinlik ve değer üreten profesyonellerden mi oluşuyor, yoksa rollerin içinin boşaldığı kurumsal bir tiyatronun provasını mı yapıyoruz?