Bundan tam 111 yıl önce Çanakkale’de ölümüne bir savaş verilmişti. O savaşı hep tarih kitaplarında ve rahmetli İlber Ortaylı’nın yazdığı köşe yazılarında görürdük. Sevgili İlber Ortaylı’nın ölümü ile tarih kitapları öksüz kaldı diyebilirim.

Çanakkale hakkında yazılanlar ve çizilenler hep belleğimde bir hayal gibiydi. Ta ki merak ettiğim Çanakkale Boğazı’nı ve savaş mekanlarını, orada duvarlara kazılan savaşın rölyefini, göklere, adeta bulutlara kadar yükselen koca anıtı yerinde görünceye kadar.

Çanakkale’ye düzenlenen turla oraya gittiğimde Atatürk’ün ve Mehmetçiğin yüceliğine bir kere daha şahit oldum.

O mekanda bulunmak bile insana ürperti veriyor. Uzaktan görülen yüce anıt bir tarafa, girişteki şehitler mezarlığını görürsünüz. Ondan başka Anzaklar’ın da mezarları aynı mekandadır. Hani Atatürk’ün savaş sonrasında bir Anzak komutanına sorduğu “Sizin ne işiniz vardı Çanakkale’de” sorusu.

Anzaklar ta Avustralya’dan kopup gelen bir millet…

Atatürk Çanakkale savaşı başladığında kullandığı ve veciz haline gelen önemli sözleri şöyledir.

“Size savaşmayı değil, ölmeyi emrediyorum.”

Ölmeyi emretmek demek, ölümüne savaşmak demektir. Onun ötesinde kendi askerlerini yüreklendirmedir.

Çanakkale’de Türk askerlerinin kazdığı irtibat hendekleri, ufkun genişliğindeki yüksek tepeler ve doruklarda dalgalanan Türk bayrağı…

Çanakkale savaşı, batılı ülkelerin oluşturduğu itilafa karşı Osmanlı Devleti’nin savunmada olduğu bir savaştır. Osmanlı Devleti’nin Çanakkale Savaşında bütün bir millet olarak destan yazdığı bir savaştı.

3 Kasım 1914’le 18 Mart 1915 tarihleri arasında deniz savaşları olarak yapılmış ve tarihe de öyle geçmiştir. Ayrıca 25 Nisan 1915-9 Ocak 1916 Ocak tarihleri arasında ise ise Gelibolu yarımadası’nda kara savaşları olarak yapılmıştır.

İtilf Devletlerinin amacı, Çanakkale’yle İstanbul’u ele geçirmekti. Itilaf Devletleri, 19-20 Anafartalar ve Arıburnu’ndan, 9 Ocak 1916’da da

Seddülbahir’den çekilmeleri ile büyük yenilgiye uğramışlardır. Bu savaş, batı ülkelerinin beklentilerinin tersine gelişmelerle sonuçlanmıştır. Yani Çanakkale Türk milletinin tarihe altın harflerle yazdığı bir destandır.

O zor günlerde İstanbul’da teslimiyetçi bir zihniyet güden saray hanedanları, Atatürk’ün başını istemişlerdir. Bir yerde Atatürk iki farklı cephede savaş vermiştir. Birisi saraydaki padişahlarla, diğeri de Çanakkale’yi ele geçirmek isteyen itilaf devletleriyle.

Atatürk artık hanedanlığa kulak vermiyor, inandığı yolda yürümüştür.

Çanakkale turunda çok bilgili ve tarihi iyi okuyan bir rehberimiz vardır. Adam bize Çanakkale savaşlarını anlatırken, önümüzde tarih kokan koca bir eser gözümüzün önündeydi.

Çanakkale anıtı maalesef o hırçın rüzgrların bağrında yarım kalmıştı. O anıtın tamamlanması için ünlü şarkıcı Zeki Müren çok büyük katkılarda bulunmuştu. Çanakkale’nin tamamlanması, AKP zamanında Cumhurbaşkanı Erdoğan zamanında gerçekleşmişti.

O anıtı kucaklarken, bütün benliğimle o savşın ruhunu ve yaşanmışlıklarını yaşadım sanki. O bir duyguydu. O düyguyu benliğimde hissederken, o rölyefleri, iyi planlanmış çevre düzenlemesini ve veciz sözeri okurken de hissetmiştim.

Özellikle turizmciler, Çanakkale bölgesini programlarına koyarlar. Otobüslerin biri gelir, biri gider.

Yıllar önce Hürriyet gazetesinde bir haber okumuştum. Bir Anzak askeri Çanakkale’den çekilirken, savaşta hayatını kaybeden ve başı gövdesinden ayrılan başı bavuluna koyup ülkesine götürmüş ve yıllar sonra o başı yeniden Çanakkale’ye getirerek, başsız meçhul askerin mezarın koymuştu.

Çanakkale ve Anzaklar’la ilgili pek çok hikaye vardır. Bir Anzak da yıllar sonra yaşlanınca Çanakkale’ye gelmiş ve hatıralarını tazelemiştir.

İşte o destanın yazıldığı gün, bu gündür.