Her yıl 27-28 Ocak tarihini şehitler haftası olarak anarız da bu günde yaşadıklarımızı genç nesil biliyor mu? Bu olayı dile getirirken, farklı bir açıdan yorumlamak lazım bu günleri.

1958 yılı, EOKA’nın kudurduğu bir yıldı. Sadece EOKA değildi kuduran. Kuduranlardan birisi de “dost” bildiğimiz İngilizler de bizim düşmanımız oldu o günlerde.

Şayet İngilizler Türklerin dostluklarını idrak etselerdi, masum insanlarımızı silahları ile vurmazlardı. Cipin tekerleri altında can veren Şerife teyze de o günlerin İngiliz’in vefasızlığının bir kanıtı olarak toprağa girmişti.

O günler, maalesef bizim yaşlardaki insanların gençliğini yaşamadan vatan kurtarma operasyonuna girişmişti.

Mesela o günlerde bir yerde patlayan bomba veya EOKA tarafından Türk veya İngiliz’in öldürülmesi nedeniyle hemen polis binasındaki sirenler çalmaya başlardı. Sirenlerin verdiği mesaj, sokağa çıkma yasağıydı esasında. Özellikle bizim dönemin lise ve ortaokul talebeleriyle öğretmenleri hep o nümayişleri organize eden bir kitle oluştururduk.

Bazı sloganları da yine güzel yazısı olan talebeler yazarlar ve o sloganları taşıyan yaftalar, lisenin tiyatro v etkinlik sahnesindeki suflör seliğindeki ambarına saklardık. O yaftaları yazanlardan birisi ben, diğeri de Ergün isimli arkadaşımızdı.

Davamızı anlatan oratoryo da rahmetlik Kemal Gündüz tarafından bestelenmişti. Edebiyat hocamı Mehmet Irmak da “İsimsiz Kahramanlar” piyesini yazmış ve sahnelemişti. O piyes ve oratoryo, hepimizin kanını tutuşturudu. İşte o günlerde başlamıştık milli şiirlerimizi yazıp yayınlamaya.

EOKA’nın ilk silahları, 1955’te Grivas ve beraberindeki Yunan askerlerince gemilerle taşınmışlar ve Baf’ın Klohora köyü sahillerine çıkarma hareketine girişince Baflı Türk polisi Abdullah çavuş ve ekibi onları kıskıvrak yakalatıp İngilizlere teslim etmişti. İkinci silah seferinde de Abdullah çavuş onları yakalatmıştı. EOKA Abdullah çavuşu affetmedi ve onu da kurşunlayıp şehit etmişti. Bu örneklerden bazılarıdır. Yani İngiliz’in o dönemlerdeki iyi ilişkileri nedeniyle Türk canları gidiyordu. O olaydan sonra İngiltere Kraliçesi Abdullah çavuşa kahramanlık madalyası göndermiş ama Kıbrıs’ta kalışı ile o kahramanlığın bedelini canı ile ödemişti Abdullah çavuş.

23 Nisan 1956 tarihinde dört EOKA’cı planlı bir şekilde Bodamyalı sokağında İngiliz’in yardımcı polis yazdığı Nihat’ı sokak ortasında vurup öldürmüşler ve esas vuranı, “Kahraman Emine” dediğimiz Emine Aziz o EOKA’cının üzerine atlayıp oradakilerin yardımı ile kıskıvrak yakalayıp İngiliz polisine teslim etmişti. İngilizler tarafından başına beş bin İngiliz lirası konan Yorgo’nun adalet karşısında yargılanmasını ve asılmasını sağlamıştı, kahraman Emine. İngilizler o parayı Emine Aziz’e verdiler ve hemen onu ve ailesini Kıbrıs’tan İstanbul’a uçurmuşlardı. Artık Emine kendi vatanına yabancı olmuştu. Ta ki 1974 Mutlu Barış harekatına kadar.

İngilizler ne kadar Türk gencini yardımcı polis yazdığını bilemem ama epeyce yazmışlardı. Aynı dönem içinde Diyanellos tütün fabrikasındaki Lefke’li Cüfer’i, Baf’ta Lisani ve İrfan Çavuşu EOKA vurmuştu. Niçin? İngiliz’e yardım ettikleri ve sözde davalarına engel oldukları için.

EOKA’nın acımasızca öldürdüğü İstanbul Tıp Fakültesi son sınıf öğrencisi genç doktor Erol’u, Güzelyurt’taki bir Rum eczaneden hasta annesine ilaç almak için gittiğinde onu çapraz ateşle vurmuşlardı. Ve daha da nice İngiliz’in asayişine yardımcı olan Türkün canı gitmişti.

Her zaman kendime sormuşumdur.

Ne oldu da birden İngilizler silahlarını Türklere çevirmişlerdi?

Bu soru kafamda dönüp dolaşırken 27-28 Ocak günlerinde büyük bir yürüyüş yapmıştık, Atatürk Meydanında. Ellerimizde yazdığımız anlamlı pankartlar ve Türk bayrakları vardı. Şerife abla, bizim ailenin teyzesi gibiydi. Mora köyünden nümayiş için çıkıp önce bizim eve gelmiş, rahmetlik annemle kahve içmiş, sonra elindeki bayrağı ile Atatürk Meydanı’na gitmişti. Onun birkaç metre uzağında da ben ve arkadaşlarımız vardık.

İngiliz cipleri, sırf o kalabalığı dağıtmak için ciplerini halkın içine sürmüşler ve Şerife ablayı basarak öldürmüşlerdi. Göz yaşartıcı bombalar da cabasıydı. Bu iki gün içinde nice gencimizi de vurmuşlardı. Yani düşmanlarımız bir değil, iki olmuştu.

Siz bize sorunuz o günleri nasıl geçirdiğimizi. Yeni nesiller bize sorsunlar, şimdi Rumlarla birleşme hayalleri kuran efendiler.

Küçükaymaklı’daki Türk mezarlığına gidiniz ve şehit mezarlarını gözlerinizle görünüz. Tümünün mezarının üstünde Türk bayrağı vardır, mezar yapımcıları tarafından işlenen.

Bir ara İngiltere’den bir grup İngiliz kadınları gelmişler ve EOKA tarafından öldürülen İngilizler anısına bir anıt yapımı için araştırmaya girişmişlerdi. Bu İngiliz kadınlarının girişimlerini duyan Rumlar, “Geliniz size yer gösterelim de anıtınızı oraya yapın” demiş ama İngiliz kadınları reddetmişler, hatta Rumlara cevap vermişlerdi. “Biz bu anıtı dikersek ancak kuzeyde, KKTC topraklarında dikeriz” demişlerdi.

Anlatacak o kadar acı günün hikayesi vardır, anlayacağınız. O günlerin bir kere daha yaşanmaması ve şehitlerimizi anma adına bu önemli günleri anma heyecanı her yıl bizi sarar. Onun adı, “27-28 Ocak Şehitleri Haftası”dır.

Tüm şehitlerimin aziz hatıraları önünde saygı ile eğiliyorum.