İsrail için dikensiz bir gül bahçesi lazım…

Lazım mı? Lazım!

İkinci Dünya Savaşı sırasında nerdeyse kökü kurumaya yüz tutmuş bir toplum, yok oluş noktasından yeniden dirilişe geçmenin ne demek olduğunu çok iyi bilir.

Bu yüzden de önüne tehdit olarak kim çıkarsa çıksın, hem kendini korumaya alır, hem de düşmanını acımasızca yok eder.

Dahası, kendi çıkarlarına hizmet edecek düşmanları kendisi yaratır, sonra da son kullanım tarihleri geldiğinde işlerini bitirir…

Kullanışlı, faydalı düşman yaratma ve kullanma konusunda bir başka uzman Rum-Yunan-Ermeni tayfasıdır… Asala, PKK ve türevleri ağırlıklı olarak bunların eseridir.

İngiliz-Amerikan, yani Anglo-Amerikan ikilisi de bu konuda uzmanlaşmıştır, kuruluşları ta 1920lerin sonlarına dayanan ve bugünlere kadar emperyalizmin kullanışlı aparatı olarak varlıkları sürdürülen, siyasal islamın ilk ve en önemli örneklerinden biri olan Müslüman Kardeşler denen zırcahiller sürüsü bunların eseridir…

Yakın tarihte, İran’daki siyasal islamın en uç ve kötü örneği mollalar ve Hizbullah gibi türevleri, Irak’taki Saddam ve Barzani, Talabani gibi Kürt açılımları, Mısır’daki Müslüman Kardeşler, Filistin’deki Hamas ve türevleri, Suriye’deki HTŞ denen, insanlık tarihinin gördüğü en vahşi mahlukatlardan oluşan katiller sürüsü… Tümü bunların eseridir ve hepsi de çıkarlar doğrultusunda kullanılmak üzere yaratılan kullanışlı düşmanlardır, kullanışlı aparatlardır.

Muhtemelen son Ortadoğu savaşı beklenenden fazla sürmez, molla rejiminin elebaşı olan ahtapotun kafası koparılmış, kollarındaki vantuzlar bulabildiği yere yapışmaya çalışıyor, ama nafile çaba, eninde sonunda o kollar da cansızlaşır...

Savaşın süresi ve süreci, esas olarak ABD-İsrail ikilisinin savaş tazminatı olarak İran'dan ne koparacaklarını hedeflediklerine ve silah ve enerji tüccarlarının kısa dönem kar beklentilerine bağlıdır, ama yine fazla uzun sürmez, sürmemesi lazım...

Bu süreçte kısa süre içinde çıkar ortaklığı yapan herkes yeterince kazanmalıdır, kazandıktan sonra da taşlar acilen yerli yerine oturtulmalıdır çünkü daha yapılacak çok iş var, Amerikan emperyalizmi sadece Doğu Akdeniz coğrafyasını değil, tüm dünyayı dizayn etmeyi kafasına koymuş durumda...

Bizim “meseleye” dönersek, mollalar yelkenleri indirdikten sonra ne mi olacak? Aslında cevabı çok basit, cevap yakın tarihin ayrıntılarında gizli...

Mısır'dan Müslüman Kardeşler denen zırcahiller sürüsünü yine kendi yaratıcıları temizledikten sonra Mısır'da ne olduysa, aynısı İran'da da olacak...

Zırcahiller tayfasının her ikisini de yaratan doğrudan aynı noktada çıkar ortaklığı yapan emperyalizmin ağa babalarıydı ve başrollerinde hep aynı güçler vardı...

Müslüman Kardeşleri ta 1920lerin sonunda İngilizler yaratmış, Fransızlar, İkinci Dünya Savaşı'nda Almanlar ve sonrasında ABD de kullanmıştı, Mısır'dan kovulduktan sonraki artıkları Filistine dalmış, orada Hamas adı altında örgütlenmiş, ama örgütlenme işi doğrudan Washington'da halledilmişti, örgütçüleri de RYE lobisi dediğim Rum-Yunan-Ermeni lobisiydi, Ortadoğu'daki en büyük ortakları ve destekçileri de İran, daha doğrusu molla tayfası idi...

Hala da öyleler, ve dikkat ederseniz RYE lobisi kendi icatları olan şeytan yok edilirken sus pus, sadece Trump denen turpu zora sokmak için Epstein dosyalarını patlattılar, ki herkes tarafından bilinmesine rağmen savaş öncesine kadar kimse nedense elini sürmemişti, şu anda Epstein rezillikleri bile unutuldu...

RYE ve molla tayfasının ortak özelliği de Türkiye'ye ve Türk milletine, ve Atatürk'e ölümüne düşman olmalarıydı, hala da öyleler, zaten İran'ın başına molla tayfasının getirilmesi sadece İran'ı tertiplemek için değil, aynı zamanda Türkiye'nin başına da olabilecek en büyük belalardan birini sarmaktı...

Aynı tayfa önce Asala'yı yaratmış, sonra PKKya döndürmüş, sonra da cihatçı çapulculardan oluşan terör örgütlerini doğurmuş, besleyip, büyütmüştü...

Bu çapulcu tayfası 7 Ekim katliamında Yahudileri kaşımaya kalkıştılar, rüzgar ekeyim derken fırtınada biçildiler...

Yahudi lobisi bunları yaratmadı ama kullanışlı düşmanlar, kullanışlı tehdit, kullanışlı canavarlar olarak gördüğü ve kendisine fırsat yaratacaklarını bildiği için de sesini çıkarmadı, kendisine fırsat vermelerini bekledi ve o fırsat da 7 Ekim'de geldi...

Şimdi fırsat bu fırsat diyerek, şeytanları yaratan güçlerin rakip tayfası kendi çıkarları uğruna doğrudan veya dolaylı olarak yaratılan/yarattıkları kullanışlı canavarları son kullanım tarihleri gelince yine kendi çıkarları uğruna yok ediyorlar...

Yok ettikten sonra da diğer ülkelerde ne yaptılarsa, İran'da da aynısını yapacaklar...

Mollaların kökü kazındıktan sonra bölgede ne Hamas kalacak, ne de Hizbullah ve diğer cihatçı terör örgütleri...

Hepsinin kafası tek tek ezilecek, bölgedeki tüm destekçileri de yok edilecek, amma ve lakin, gerekirse yenileri icat edilecek, yaratılacak...

Nihai hedef, Doğu Akdeniz coğrafyasında İsrail için dikensiz gül bahçesi yaratılmasıdır… Öyle ki, günün sonunda İsrail genişlemek istediğinde ille de savaşla filan genişlemek zorunda kalmayacak, sessiz işgalle, yani Türkiye'ye doldurdukları mülteci modeliyle hedef coğrafyaları işgal edecek, ama mülteci kılığında değil, cebinde parası, elinde sopası olan yatırımcı kılığında...

İran'a gelince, İran'ın mevcut yapısına en uygun dizayn ise Mısır modelidir...

İkisinin siyasi tarihi nerdeyse kusursuz bir şekilde birebir örtüşmektedir...

Mısır modeline girmiş İran, İsrail ile artık canciğer birader olmuş, kader birliği yapan Azerbaycan ve İsrail ile balayı dönemini yaşayan Mısır... Mükemmel bir müttefik ortamı…

Suriye'deki çakma iktidarı tertiplemek ise saniyelik iş, İsrail tankları ve askerleri Şam'ın dibinde duruyorlar, Şara denen cihatçı teröristten bozma çakma cumhurbaşkanı bozuntusu emir almadan kılını bile kıpırdatamıyor, yani Suriye de şu anda dikensiz gül bahçesi...

Geriye kaldı, şu anda doğrudan ABD-İsrail ikilsine karşı cephe almasa da, son birkaç senedir dinci popülizm uğruna İsrail ile açıktan kavga eden AKP iktidarı...

İsrail'in AKP iktidarına bodoslama dalmasına tek engel TSK'nın kara gücü ve savaş tecrübesi, ve keza, bir seferberlikten çıkarabileceği en az beş milyon seferi personel, ki böyle bir güçle Ortadoğu’da kimse baş edemez...

Bir savaşta havadan ve uzaktan vurmak başka birşey, kara çarpışmasına girmek başka birşey... Kara savaşında öyle anlar olur ki artık hava gücünün de bir etkisi kalmaz, herşey birbirine girer, kimin kimi vuracağı, nasıl ve nerden vuracağı birbirine karışır... İşte, Türkiye’ye bulaşmak, böyle bir durum yaratır, işin içinden çıkılamaz.

Zaten İsrail de Türkiye ile zaten savaşmak istemez, kuruluşunda kendisini ilk tanıyan ülke Türkiye idi ve hep ilişkileri iyi olmuştu, hatta AKP iktidarıyla ters düştükten sonra bile ticari ilişkiler devam etmişti, halen de etmektedir...

Hatırlayın, AKP iktidarı ile tamamen ters düşmeden önce Türk donanması ve İsrail donanması doğu Akdeniz'de birlikte geziyordu, kimse yanlarına yaklaşmaya bile cesaret edemiyordu...

Şimdi işler tersine döndü, 75 yıl sonra Yahudi lobisi ve RYE lobisi ortak çıkarları doğrultusunda Türkiye'ye karşı işbirliği yapıyorlar.

İsrail kincidir, kendisine yapılan kötülüğü unutmaz, öyle ya da böyle, yakın bir gelecekte AKP iktidarına hassas bir "dokunuş" gerçekleştirecektir ve bunu demir yumrukla değil, kadife eldivenle, fazla acıtmadan yapacaktır...

Bu adamlar rakipleriyle uğraşırken sadece a, b, c planları olduğunu değil, birçok planları ve taktikleri olduğunu, gerektiğinde birini veya birçoğunu birden uygulamaya sokabildiklerini, rakiplerini duruma göre pençeleyerek, duruma göre tokatlayarak hizaya sokabildiklerini defalarca göstermişlerdir...

Bir şeyi daha göstermişlerdir; zekidirler, hem de çok zekidirler, ve gerek siyasi oyunlarda, gerekse savaş oyununda hamleleri rakipleri doğrudan kendi istedikleri pozisyona getirdikten sonra yapmaktadırlar...

Nazi soykırımından sonra yaşama ve birbirlerine bağlılık içgüdüleri diğer milletlerden çok daha fazla gelişmiştir, bekaları için yapmayacakları şey yoktur, bu yüzden de bir avuçluk nüfuslarına rağmen dünyanın en korkulan birkaç gücünden biri haline gelmişlerdir...

Yani, korkulacak bir rakiptirler... Rakipten korkmak iyidir, tedbir aldırır...

Ama birazcık da zeka lazımdır...

Eskiden sıkı dost olan hem zeki hem de güçlü bir rakibi sırf popülizm uğruna zorla düşman edinmek, ne kadar akıllıcaydı… İşte şimdi onun ceremesini hep beraber göreceğiz, çekeceğiz...

Hem Kıbrıs’ta, hem de Türkiye’de…