Sözüm ona analist, uluslar arası ilişkiler uzmanı geçinen ama ne geçmişi, ne de geçmişten bugüne uzanan tarihsel notların derinliğini ve hatta yüzeysel mesajlarını bile okuyamayan bazı zatlar hala ABD İran’ı vuracak mı vurmayacak mı tartışması yapıyor…

ABD İran’daki siyasal İslamı vuracak kardeşim, o siyasal İslamı yaratan ABD’nin ta kendisidir ve siyasal İslam demek ABD için kullanışlı düşman, kullanışlı şeytan, kullanışlı aparat demektir…

Bu siyasal İslam kılığındaki mollalar, çakma tanrı bozuntuları, şeytanı bile şeytanlığından utandıran şeytan müsveddeleri ABD’nin bizzat kendi eliyle yaratılmamış olmasaydı, ABD’nin burada ne işi olacaktı, hangi bahaneyle Ortadoğu’ya çökecekti???

Yüzbin defa yazdık, söyledik, bugün özellikle Ortadoğu, Afrika ve Asya’yı mesken tutmuş cihatçı terör örgütlerinin tümü ABD ve çıkar ortaklarının eseridir, zaten bunu kendileri itiraf ediyor, biz iddia etmiyoruz…

Bugün İran dünyanın en büyük beş petrol üreticisinden biridir, yanlış hatırlamıyorsam petrol rezervleri de dünyada beşinci sıradadır… Bugünkü fiyat üzerinden bu petrol rezervlerinin fiyatı 10 trilyon doları da aşar…

Batılı petrol şirketlerinin ağzını sulandıran bir rezerv, hele de ucuza kapatırlarsa, çok daha makul ve makbul bir rezerv.

İran halkı ve ülkenin tüm maddi ve manevi değerleri bir avuç ahlaksızın, işgüzarın, sahtekarın önde gideni mollanın esiri olmuş durumda… Asgari ücretin yüz dolar cıvarında, işsizliğin hat safhada, enflasyonun yüzde yüzlerde, siyasi ve dini baskının olabilecek en üst seviyede olduğu bir ortamdahalk artık iyice daralmış, bu ahlaksız, vahşi düzenin, kendini Tanrı ilan eden zırcahil, dolar kuduzu, çakma tanrıların elinden kurtulalım da nasıl kurtulacaksak kurtulalım, nasılsa daha beteri olamaz noktasına gelmiş…

İşte bu noktada, artık demir dövülecek tava geldiği sırada, ABD devreye giriyor…

Elbette bu devreye girişin farklı etkenleri ve motivasyon faktörleri var.

Birincisi, ABD hala dünyanın patronu benim, ben İran’ı pataklarken bana karşı çıkacak olanlar hadi buyursunlar, görelim güçlerini diyor…

İkincisi, elindeki son teknoloji savaş silahlarını İran’a silah ve teknoloji desteği veren Rusya ve Çin’e karşı da test edecek, etkinliğini hem kendisi görecek, hem de tüm dünyaya gösterecek…

Üçüncüsü, İran’ın petrol rezervlerine ihtiyacı var, söke söke alacak, tıpkı Venezuella’nınkileri aldığı gibi…

Dördüncüsü, Ortadoğu coğrafyası yüz yıldır emperyalizminin masasındadır, son 40 yılda çatır çatır değiştiriyorlar, ya haritaları değiştiriyorlar ya da hedef coğrafyaların iktidarlarını… Üstelik de hedeflerinde bir tek sapma bile olmadan değiştiriyorlar…

Beşincisi, dolaylı hedefler; Türkiye’deki iktidara ve destekçilerine de gözdağı veriyorlar, doğrudan veya dolaylı olarak verdikleri mesajlarla “bakın kendi yarattığımız şeytanı kendimiz hallediyoruz, sesinizi kesin, yoksa siz de aynı sona uğrarsınız, iki dudak arasında getirdiklerimizi iki dudak arasında götürürüz, hizadan çıktığınız anda kafanızı ezerek hizaya sokarız…” diyorlar…

Altıncısı, Trump ve iktidarı kedi-fare oyunu oynamayı seviyor, ha şimdi vurdum, ha şimdi vuracam diyor, hedefinin sinirlerini iyice gerdikten, moral ve motivasyonunu yerle bir ettikten sonra aniden pençesini indiriyor, gücünü göstere göstere, tahrik faktörünü de gücüyle birlikte sonuna kadar kullanıyor… Kısacası, fiziki savaşa girişmeden önce psikolojik savaş taktikleriyle hem hedefteki düşmanın hem de bu konuya odaklanmış diğer rakiplerin tansiyonunu ve reaksiyonunu ölçüyor… Aslında, doğru ifadeyi kullanırsak, ABD avını çoktan avlamış ama tetiği çekmeden, oltayı çekmeden avın keyfini çıkaran bir avcı pozisyonunda, diğerleri de zokayı yutmuş balık, kurşunu omurgasına yemiş geyik durumunda… Oltayı ne zaman ve hangi şiddette çekip de kancayı rakiplerinin çenesine geçireceğine, ikinci kurşunu avın kalbine ne zaman sıkacağına kendisi karar veriyor…

Suriye’yi de böyle tertiplediler, başına insanlık tarihinin gördüğü en vahşi terör örgütlerinden ikisini getirdiler, böylece Suriye petrollerine de konmuş oldular…

Venezuella’nın başındaki işgüzarı da da bu şekilde alaşağı ettiler…

İran’ın eski Cumhurbaşkanı Reisi dahil, 12 gün savaşında üst düzey askeri kadrosunu da taksit taksit temizlediler…

Arada AKP’nin aklına uyan Libya üst düzey askeri heyeti de gümbürtüye gitti…

Aslında mesaj nettir, bizimle ters düşerseniz, çıkarlarımızın aleyhine bir duruş sergilerseniz, dünyayı size dar ederiz, kim olduğunuz, ne olduğunuz hiç önemli değildir, kısa yoldan biletinizi keseriz, hiçbir yerde güvende değilsiniz…

Hala akıl koymadıysanız, bir daha hatırlatayım; Venezuella, Suriye ve İran, bu üçünün ortak özelliği petrol rezervleri barındırmaları ve petrol sevkiyat altyapısına sahip olmalarıdır, bu bilinmedik bir şey değildir… Suriye petrol kaynağı açısından Venezuella ve İran kadar zengin değil ama jeopolitik konum açısından doğu ile batı arasında çok önemli bir noktadadır ve sahilleri doğrudan Akdeniz’e açılmaktadır, Ortadoğu’da Türkiye’den sonra en stratejik konumdadır… İran, Irak ve daha doğudan, Asya’dan gelecek petrol ve doğalgaz aktarımı çok rahatlıkla borular aracılığıyla, üstelik de dümdüz bir hat üzerinde Suriye’den geçerek Akdeniz’e bağlanabilir, bu da taşıma maliyetlerini inanılmaz derecede düşürür, enerji şirketlerinin karlarına dehşetli karlar katar…

Kapitalizm ve emperyalizmin ortak çıkarları uğruna Suriye ve Venezuella jet hızıyla tertiplendi, defterleri dürüldü, tamamen ABD kontrolüne geçtiler, şimdi ise sıra İran’da…

İran bu üçlünün arasında en güçlü olanı gibi görülüyor, ancak önce İsrail yatak odalarına kadar girdi, mollaları bir güzel patakladı, bel kemiklerini çatır çatır kırdı… Sonra da sıra Amerika’nın mollaların kafasına indireceği balyoza geldi… Olay bundan ibarettir ve bu kadar basittir, ABD ve İsrail hedefteki ülkeyi ve iktidarını evire çevire dövüyorlar.

7 Ekim saldırısında doğu Akdeniz coğrafyasının enerji siyaseti konusunda yeniden şekillendirilmesi için tetiğe basıldı demiştik, aynen de öyle oldu…

Peki, son durak neresi?

Artık son durağın neresi olduğunu sağır sultan bile biliyordur… Elbette Türkiye!

45 yılda Amerikan emperyalizminin ana aktörlerinden Rum-Yunan-Ermeni lobisinin icadı PKK ile mücadeleye son 45 yılda en az 3 trilyon dolar harcamış (dehşetli bir para, Türkiye’nin yüz yıllık birikimi ve halkın refahına, ülkenin gelişimine harcanacak paralar teröre harcandı, ülkenin ve milletin gelişimi, refahı engellendi); bu savaşta 40 binden fazlası asker, en az 50 bin şehit vermiş; Suriye-Afganistan belası yüzünden mollaların iktidarındaki İran’ın da özel gayretleriyle İran ve Suriye sınırlarından içeri en az 15 milyon mülteci doluşmuş ve son on yılda durduk yerde sırtına yüzlerce milyar dolarlık, belki de trilyonlarca dolarlık ek yük binmiş (en iyimser tahminle 5 milyon mülteci diyelim, günlük her birinin devlete yükü 10 dolar olsa, ki bu da en iyimser tahmin, eder günlük 50 milyon dolar, aylık 1,5 milyar dolar, yıllık 18 milyar dolar, on yıllık 180 milyar dolar, ki bu çok çok iyimser bir tahmin ve değerlendirmedir, gerçek rakam muhtemelen bunun iki, hatta üç katından da fazlasıdır, Türkiye terör ve göç tezgahıyla iliklerine kadar sömürülmüş); son 25 yılda ülkenin ve milletin etnik kimlik bazında kimyası dıştan gelen müdahaleyle inanılmaz şekilde değişmiş; kara, deniz ve hava gücü bakımından dünyanın en güçlü birkaç ordusundan birine sahipken hava üstünlüğünü kaptırmış, ülkenin ve milletin bekasının garantisi olan ordusu AKP sayesinde devletin her zerresine nüfuz eden ve kemiklenen fetoşlar tayfasının kumpaslarıyla mahvedilmiş; ekonomik anlamda her yönde derin bir çöküntü ve buhran içine girilmiş, enflasyon tavan yapmış, habure karşılıksız para basılır hale gelmiş, emperyalizm uşağı bölücü Kürtler ve Fetoşlar tayfası ile son 25 yılda altın çağlarını yaşayan tarikat-cemaat tayfası hariç, özellikle Türk nüfusu giderek fakirleşmiş; iç barışı tamamen bitmiş, herkesin birbirine ölümüne düşman olduğu, içine baştan aşağı Cumhuriyet ve Atatürk düşmanlarının doldurulduğu, emperyalist icadı envai tür terör örgütünün her köşesine çöreklendiği, milyonlarca çocuğun okula gitmediği, sokaklarında başıbozuk çetelerin kol gezdiği, hergün haberlerde akıl almaz boyuttaki ölümcül kötülüklerin sıradanlaşmış şekilde anlatıldığı, her köşesi barut fıçısına döndürülmüş, insanları kamplaştırılmış bir Türkiye…

Bu şartlarda, bu manzarada, Türkiye üzerinden ikinci bir İran versiyonunun, ya da ikinci bir Suriye versiyonunun sahneye sürülmesi o kadar da zor olmasa gerek… Önce ekonomik çöküş ve iç barışın kaybolması, düşman kamplar ve kaos yaratılması, sonra da çözüm üretmek yerine kendi toplumunu baskı alan beceriksiz, bencil iktidarların şipşak bir oldu bittiyle alaşağı edilmesi…

Dikkat ederseniz, dünyadaki mevcut sorunlu iktidarların hiçbiri çözüm üretmez, çünkü çözüm üretecek, dengeleri idare edecek yeteneği ve liyakatı yoktur, böl-yönet politikasını tercih eder, sonra da kaos giderek derinleşir, her şeyi kafasına giydiğiyle kalır… Akıllı iktidarlar ise, savaşa girseler bile, paraları ve ürünleri değer kazanır, örneğin Rusya ve Ukrayna savaşa tutuştuğunda her ikisinin de para birimi düşmedi, aksine değer kazandı, ürünleri de değer kazandı, ama savaşa girmeyen AKP iktidarı Türkiye’deki kaostan ve ekonomik çakılıştan Rusya-Ukrayna savaşını sorumlu tuttu…

Yine de, yukarda verilen tüm olumsuz faktörlere karşın, Türkiye’yi İran, Suriye, Libya, Mısır, Irak ve Venezuella gibi “keyfe göre” tertiplemek yine de zor… Çünkü Türk milleti kolay yenilir, yutulur, aldatılır, tongaya bastırılır bir lokma değil… Her ne kadar bir kısım Kürtler elli seneyi aşkın, hatta geçmişteki Kürt isyanlarına da baktığımızda, yüz seneyi aşkın bir süredir Anglo-Amerikan ikilisinin maskarası olmuş olsa da, her ne kadar Türkiye başta fetoşlar tayfası, tarikatların ve cemaatlerin cennetine döndürülmüş olsa da, her ne kadar kontrolsüz göç ile milli kimlik değiştirilmeye çalışılsa da, hangi etnik gruptan olursa olsun, Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşlarının büyük bir bölümü ta Sevr döneminden beri Türkiye üzerinde dönen dolapların farkındadır… İşte bu farkındalık, tek başına bu farkındalık, Türkiye’yi bölüp parçalamak isteyen “ahbap-çavuşları” biraz endişelendiriyor, bu yüzden de kaleyi dıştan değil, içten fethetmeye uğraşıyorlar, hem de tam yüz yıldır…

Millet bütün bu olan bitenlerin farkındadır, ama iktidar farkında mıdır, orası meçhul… Ha, eğer iktidar farkındaysa, o zaman da süreç niye bugünkü duruma evrilmiştir, bunun da bir açıklaması olmalıdır… Bu durum iki şeyle açıklanabilir; beceriksizlik veya art niyet, ya da ikisi birden…

Son söz; siyasi tarihteki sayısız örnek göstermiştir ki ülkesinin ve milletinin milli menfaatleriyle ters düşen, kendi kafasına göre bir iktidar düzeni yaratmaya çalışan ve toplumu ve ülkeyi kamplara bölen hiçbir beceriksiz, liyakatsiz ve art niyetli iktidar ağır bir bedel ödemeden tarih sahnesinden çekilememiştir…

Neticede, tarih tekerrürden ibarettir ve şu anda o tarihi yazan ve yazdıran Trump gibi önüne çıkanı ezen bir buldozer vardır…

Elindeki akıl almaz savaş teknolojisiyle neyi ve kimi ne zaman, nasıl ezeceği sadece keyfine kalmış bir zaman meselesidir…