Dün (6 Nisan 2026) Lefkoşa’nın ara bölgesinde saatler 16.30’u gösterdiğinde, Kıbrıs bir kez daha kameralardan uzak, sessiz ama zehirli bir temasa sahne oldu. Rum tarafı “Kutsal Pazartesi”nin dinsel sükûnetine çekilirken, Türk tarafı sokaklarda yükselen genel grevin ve ekonomik yangının baskısıyla masaya oturdu.

Görünürdeki gündem Haspolat kapısı ya da teknik engellerdi. Ancak artık hepimizin ezberlediği o "müzakere edelim, kapı açalım" nakaratının ötesine geçme vakti geldi. Kıbrıs’ta mesele hiçbir zaman açıklandığı kadar masum değildir.

Dün masada konuşulan, geçiş kapılarının konforu değil; Rum tarafının yıllardır ilmek ilmek işlediği “asimetrik ekonomik kuşatma” stratejisidir. Kimse kendini kandırmasın; Rum yönetimi bir çözüm aramıyor; onlar “çözümsüzlüğü yöneterek zafer kazanmayı” planlıyor. Kuzey’deki ekonomik sıkışmışlığı bir fırsat penceresi olarak gören Hristodulidis yönetimi, masadaki "teknik iş birliği" maskesinin ardında, aslında Kıbrıs Türk halkının Türkiye ile olan yapısal bağlarını gevşetmeyi hedefliyor.

Rum liderliğinin en üst perdeden dile getirdiği "Türkiye’nin adadaki varlığını sona erdirme" ülküsü, ara bölgedeki nezaket cümleleriyle çelişmiyor; aksine birbirini tamamlıyor. Onlar için açılan her yeni kapı, Türk tarafını refah vaadiyle kendine bağlamak, Kıbrıs Türk ekonomisini Ankara ekseninden koparıp Brüksel ve Atina uyduluğuna mahkûm etmek için tasarlanmış birer hamledir. Bu, Türk tarafının siyasi eşitlik ve egemenlik tezlerini ekonomik bağımlılıkla içeriden çürütme operasyonudur.

Yıllardır aynı döngünün içindeyiz: Mitingler yapılır, hamasi nutuklar atılır, sonra masaya oturulur. Ama artık görmeliyiz ki; müzakere masası bir barış arayışı değil, Rum tarafının Türk tarafını "tanınmadan ama bağımlı kılarak" eritme sahasıdır. Guterres’in sunduğu çerçeve ise bu sessiz stratejinin diplomatik kılıfıdır. Nitekim BM’den gelen "olumlu atmosfer" ve "verimli istişare" açıklamaları, tam da bu kılıfın güncel bir yansımasıdır.

Gazete manşetlerinde yine “Somut sonuç çıkmadı” denilecek. Oysa o kapalı odalarda, hiçbir resmi açıklamaya sığmayacak kadar büyük bir asimetrik savaş yürütülüyor. Kıbrıs’ta bazen en büyük değişimler, barış naralarıyla değil; ekonomik mecburiyetlerin yarattığı o hesaplı sessizlikle başlar. Kutsal Pazartesi’nin sükûneti, aslında fırtına öncesi sessizliğin ta kendisidir.