MEMLEKETİMDEN MANZARALAR:

Avrupa'dan gelen üst düzey bir yönetici arkadaşım :

- Evler, arabalar, yollar, iklim sizin HAYAT STANDARDINIZ YÜKSEK DEDİ.

Alt yapıyı

Savunmayı

Sosyal Medyanın Sesi
Sosyal Medyanın Sesi
İçeriği Görüntüle

Hastahaneleri

Havaalanını

Külliyeyi

Anamurdan suyu

Su dağıtımını

Türkiye finanse eder.

Bizim Hükümette borçlanır bize MAAŞ ÖDER deyim UTANDIM.

Yerin dibine geçtim.

(Yücel Dolmacı)

Türkçe aslında çok zengin bir dil ve insanın kendini ifade edebilmesi için hayli yeterli. Ancak hükümet içinde ne dediğini anlayamadıklarımıza şimdi de ne yazdığını anlamadıklarımız ekleniyor.

Böylesi önemli ve spekülasyondan uzak durulması gereken bir süreçte, hükümet eden bir partinin milletvekili çıkıp, kaynağı belli olmayan böylesi şeyler yazıp çizsin, olacak iş değil.

Yazıda kullanılan tırnak işaretleri dahi “bizim burada ne işimiz” var dercesine şaşkın

(Nazar Erişkin)

Kıbrıs’ta çevre meselesini konuşurken çoğu zaman doğayı anlatıyoruz ama asıl hikâye çoğu zaman insanla ilgili. Daha doğrusu, insanın içine sızmış o zihniyetle: rant.

Çünkü rant sadece ekonomik bir kategori değildir; bulaşıcı bir zihniyettir aynı zamanda. Bir kez sisteme yerleşti mi, kendi mantığını üretmeye başlıyor. Siyaseti dönüştürüyor, kurumları eğip büküyor, hatta en başta karşı çıkanları bile zamanla kendi diline çekiyor.

Burada mesele artık sadece “plansız büyüme” değil. Daha derin bir şeyden söz ediyoruz: buldozer kapitalizmi. Önüne çıkan her şeyi; doğayı, hukuku, hatta toplumsal hassasiyetleri düzleyerek ilerleyen bir model. Ve ilginç olan şu ki, bu model sadece zorla değil, rıza üreterek çalışıyor.

Medya üzerinden normalleşiyor. “Yatırım geliyor”, “istihdam yaratılacak”, “bölge kalkınacak” gibi cümlelerle paketleniyor. Siyasi partiler, ideolojik farklarına rağmen bu dili paylaşmaya başlıyor. Meslek odaları bile bazen teknik itirazlarını sınırlı tutup büyük resme dokunmamayı tercih ediyor. Ve en kritik halka tabii ki birey.

Bir çiftçinin tarlasını arsaya çevirdiği anda yaşadığı o dönüşüm, belki de bu sistemin en güçlü anıdır. Çünkü orada artık doğa bir yaşam alanı olmaktan çıkıp bir “değer artışı potansiyeline” indirgenir. Toprak, üretimle değil, imarla anlam kazanır. Ve o anda çevre mücadelesi soyut bir ideal olmaktan çıkar, doğrudan kişisel çıkarla çakışmaya başlar.

İşte bu yüzden rant ekonomisi sadece yukarıdan dayatılan bir şey değil; aşağıya doğru yayılan, toplumsallaşan bir süreçtir. Herkesi bir şekilde içine çeker. Karşı çıkanları marjinalleştirir, tereddüt edenleri ikna eder, fayda görenleri ise sessizleştirir.

Bu yüzden Kıbrıs’ta çevre meselesi aslında bir rıza üretimi meselesidir. Beton sadece toprağı kaplamaz; aynı zamanda eleştirinin üzerini de örter

(Mete Hatay)