Politis İsrail'de 27 Ekim’de gerçekleştirilecek seçimler öncesinde yapılan anketlerin, Benjamin Netanyahu’nun 1996’dan beri sürdürdüğü İsrail Başbakanlığını kaybedebileceğini gösterdiğini belirterek, Netanyahu’nun seçimi kaybetmesinin, Rum Yönetimi Başkanı Nikos Hristodulidis için tahmin edilemeyen ve nahoş bir gelişme olacağını yazdı.
Gazete “Netanyahu’suz Ne Yapacağız?” başlığıyla aktardığı Kiriakos Pieridis imzalı makalede Hristodulidis’in “İsrail siyasi sahnesinin sarsılmazı ve ABD’nin vazgeçilmezi” gördüğü Netanyahu ile çok sıkı ilişkiler kurduğunu belirtti.
Netanyahu’nun İsraili’i radikal Şii eksenine ve yükselmekte olan Sünni eksenine karşı İsrail’i merkeze koyan ittifaklar altıgeninin merkezine oturtan bir jeopolitik vizyonu bulunduğuna, Yunanistan ve Güney Kıbrıs’ı da bu sistemin ortakları arasına koyduğuna yer verilen makalede Netanyahu’nun bunu, 22 Şubat’taki kabine toplantısında dile getirdiği belirtildi.
Makalede normal bir ülkenin, yabancı bir liderin seçim propagandasının parçası haline gelmek istemeyeceği kaydedilerek ancak konjonktürel olarak bu açıklamanın, Hristodulidis’in Netanyahu ile kurduğu stratejik ilişkiyle ilgili anlatısına hizmet ettiği kaydedildi. Netanyahu’nun da bu ilişkiyi kendi kişisel ajandası için nasıl kullanacağını iyi bildiği ifade edildi.
Bu tavrın Güney Kıbrıs’ın “hayati çıkarları, özellikle de BM’nin Kıbrıs sorunundaki çabaları açısından zararlı olabileceği" kaydedilen makalede şu ifadelere yer verildi: “Netanhayu altı köşeli ittifakı kast ediyorsa ve Lefkoşa kendisine biçilen rolü susarak kabul ederse Türkiye’nin, Guterres Çerçevesindeki ilk maddenin öngördüğü gibi 1960’ta edindiği tek yanlı müdahale hakkını kaldırmayı kabul etmesini nasıl bekleyebilir? Ankara -aynı çerçevenin ikinci maddesi- askerini çekmeyi neden kabul etsin ki müzakereler kaldığı yerden devam etsin?”
Netanyahu Türkiye’yi suçlamak için Kıbrıs’a yaptığı askeri müdahaleye işaret ettiğinde bunun kolayca Rumların duygularına hitap ettiği belirtilen makalede “Ancak Lefkoşa, Türkiye-İsrail çekişmesinin gerçek bir askeri sürtüşmeye dönmesi ve Kıbrıs’ın arada kalması halinde olabilecekleri düşünmek bile istemez.” denildi.
Rum yönetiminin Orta Doğu’da Yunanistan’ın da katıldığı üçlü iş birlikleri üzerinden bir dış politika yürütmeyi tercih ettiği kaydedilen makalede 2017 Crans Montana sonrasında İsrail ile ilişkilerin derinleştirildiği, eski Rum Yönetimi Başkanı Nikos Anastasiadis’in Netanyahu ile enerji planlamaları felsefesine yatırım yaptığı anımsatıldı.
Bu projelerden kiminin (EastMed) başarısız olduğu kiminin ise (GSI) jeopolitik risk nedeniyle yıllardır inceleme ve araştırma aşamasında mahsur kaldığı kaydedilen makalede “Kritik soru, Lefkoşa bu tercihlerinin ve Kıbrıs sorunundaki uzun hareketsizliğin bedelini aynı özenle değerlendirip değerlendirmediğidir. İstediği bu mu?” ifadesine yer verildi.
Makalede şunlar da aktarıldı:
“Hristodulidis 2023’te Rum Yönetimi Başkanlığı’nı devraldığında bir diplomatik icat daha yaptı: Kıbrıs Orta Doğu’daki jeopolitik ayak izi. Beyaz Saray’a erişim kazanmak için Washington’daki güçlü Yahudi lobisinin (APIAC) yanına olacağı mantığı ile Netanyahu ile ilişkisine yatırım yaptı. Bu nedenle İsrail ile güvenlik, silahlanma, istihbarat alışverişi, ortak tatbikatlar ve kolaylıklar sağlama alanlarında iş birliği fanını daha da açtı. Orta Doğu ateşler içinde kalsa bile. Kamuoyu konjonktürel olarak İsrail’in bir müttefik ve Türkiye’ye karşı denge unsuru olarak Kıbrıs’ın yanında durduğuna ikna edildi. Ancak gerçekte soru şu: karşı denge (Türkiye) dengeleyici farz edilen güç ile çatıştığında ne olur? Zayıf halka kim? İsrail’deki seçimler Lefkoşa için rahatız edici bir soru daha: Netanyahu giderse, (Netanyahu’nun) kişisel ajandası üzerine bina edilen (Hristodulidis tarafından) stratejiden geriye ne kalacak?”




