Ayaklı Gazete

Sosyal Medyanın Sesi

Abone Ol

YENİDEN YEŞİL KIBRIS.

Es zamanlı olarak 27 yerleşim yerinde Devletin En üstünden aşağıya doğru birçok yetkili fidan dikildi.

Ağır basan söz ne idi bilir misiniz? "Tek bir fidan heba olmasın"

Hiç endişe etmeyin tek bir fidan değil yüzlercesi heba olacak birkaç zaman sonra çünkü bu fidan alanlarına "Güneş paneli tarlası kurulma" izni vereceksiniz.

Hade kolay gelsin dikerken herkes güzel konuşur da ağaçlar sökülürken ses çıkaran bulunmaz.

Çok merak ederseniz video paylaşayım.

(Hüseyin Cumaoğlu)

Kıbrıs Türk Ticaret Odası’nın tam da “grev” günü yaptığı açıklama gereksizdi, kışkırtıcıydı; kirli ve karanlık koalisyona destek gibiydi... Ama kendi görüşleridir ve bunu açıklama hakları da vardır.

Sendikaların, Kıbrıs Türk Ticaret Odası önündeki eyleminden rahatsızlık duydum.

“Eğitimde ve sağlıkta grev”den rahatsızlık duyan yalnızca "sermaye" değil ki... Bu ülkede, çocuğunu okula gönderemeyen, hastaneye erişemeyen, gündelik hayatı doğrudan etkilenen yoksul insanlar da var. Onların da grevlere tepki gösterdiğine çok tanıklık ettim.

Bir sivil toplum örgütünün, bir başka sivil toplum örgütüne; kendisi gibi düşünmüyor diye siyah çelenk koyması, bana çok demokratik gelmiyor.

Hele hele örgüt başkanının iş yerine “boykot” çağrısı daha da düşüncesizce… Bir görüşe karşı ekonomik cezalandırma talep etmek ne?

Üstelik bu ülkede “sermaye” diye tarif edilen yapının önemli bir bölümü öyle dev şirketler değil; aile emeğiyle ayakta duran işletmelerdir.

Bu gerçek görmezden gelinerek kurulacak her dil, toplumu ortak mücadeleden uzaklaştırır.

Umarım bu kirli yapı dağıldığında, daha rasyonel, daha dengeli bir ekonomik akıl kurarız.

(Cenk Mutluyakalı)

Kıbrıs Türklerinin ilk sendikasını kuran Necati Taşkın'ın oğlu olarak bu sendikacının yaptığı açıklamayı kınıyorum

150 çalışanı olan uzun yıllardır hizmet veren saygın bir işletmeye ve dolayısıyla çalışanlarına, kasıtlı zarar vermek için böyle bir söylemde bulunmaması gerekirdi.

Çalışanlar, emeklerini verip evlerine ekmek götürmektedirler.

Emekçinin hakkını savunması gereken, sap ile samanı ayırt edemeyen bir eğitimci sendikacının böyle bir açıklama yapması utanç vericidir.

(Mert Taşkın)

Gazimağusa Büyük Sanayi Bölgesi’nin durumu artık içler acısı bir noktaya gelmiştir. Dün bir esnaf kardeşimi ziyaret ettiğimde, öğle yemeğini sanayideki diğer esnaf arkadaşlarla birlikte yedik. Masadaki tek gündem, kendi aralarında para toplayarak sorunlara çözüm bulmaya çalışmalarıydı. Gelinen nokta, hiçbir mazeretin kabul edilemeyeceği kadar vahimdir.

Bu ülkede hava bozar, rüzgar eser, sıcaklık artar; sendikalar grev yapar, eylem yapar. Ancak esnafın ne grev yapma hakkı vardır ne de sesini duyurabileceği bir mekanizma. Oysa eylem yapan herkesin maaşında bu esnafın alın teri vardır. Buna rağmen esnafın yaşadığı sorunlar kimsenin gündeminde değildir.

Öyle bir noktaya gelinmiştir ki, aracınızı tamir için sanayiye götürdüğünüzde, çıkarken yolların kötü hali nedeniyle aracınıza yeniden zarar verme riskiyle karşı karşıya kalıyorsunuz. Yollar adeta bir off-road parkuruna dönmüş durumdadır. Çöpler etrafa saçılmış, temizlik hizmetleri ise düzensiz ve yetersizdir.

Bu esnaf; elektriğini öder, devlete vergisini verir, belediyeye olan tüm yükümlülüklerini yerine getirir, suyunun parasını öder. Ancak tüm bunlara rağmen iş yapabilmek için ciddi bir mücadele vermek zorunda kalır. Zaten ekonomik olarak zor günler geçiren ülkemizde, hem kendi evine ekmek götürmek hem de yanında çalışanların maaşını ödemek zorunda olan esnaf tamamen yalnız bırakılmıştır.

Defalarca gündeme gelmesine rağmen Gazimağusa Büyük Sanayi Bölgesi’nin sorunlarına bugüne kadar kalıcı hiçbir çözüm üretilmemiştir. Bu durum artık kabul edilemez bir hal almıştır.

Aşağıdaki görüntüler yalnızca iki-üç sokaktan çekilmiştir. Mevcut tablonun geneli bundan çok daha kötüdür.

Duyarlı basınımızın bu konuyu artık gündemine alması ve esnaf kardeşlerimize destek olması gerekmektedir.

KKTC Ekonomi ve Enerji Bakanlığı bu vahim duruma bir an önce müdahale etmeli, gerekli adımları atarak bu mağduriyeti derhal gidermelidir.

(Ertan Kaygan)