Ayaklı Gazete

Sosyal Medyanın Sesi

Abone Ol

Yaklaşık 17 senedir çalıştığım Ercan Havalimanın da bağlı olduğu Sivil Havacılık Dairesinde bugün itibariyle

Sivil Havacılık Müdürü YOK,

Müdür Muavini YOK,

Hava Trafik Kontrol Şube Amiri YOK,

Havacılık Güvenliği ve İdari İşler Amiri YOK,

Teknik İşler Şube Amiri YOK,

Meydan Haberleşme Şube Amiri YOK,

Meydan İşletme Ş. Amiri YOK,

Bütün şubelerde gerekli ve yeterli personel YOK,

SHD’de gerekli altyapı ve teknik donanım YOK,

üyesi olduğum 2 sendikadan ses YOK

liste daha uzayıp gider

Peki Sivil Havacılık Dairesinde ne VAR,

Geriye götürülmeye çalışılan yasalar VAR,

Emekli olup tekrar istihdam edilen müdür VAR,

Ödenmeyen mesailer VAR,

Ercanı özeleştirip Sivil Havacılığı Dairesinin hiçbir ihtiyacını karşılamayan T&T şirketi VAR,

Çalışmayan cihazlar VAR,

Birde günde ortalama 100-150 arası yerel trafik, 800-1000 arası transit geçen uluslararası uçağa hizmet veren ÖZVERİLİ PERSONEL VAR

(Diren Karaman)

Anladığım kadarıyla mevcut hükümet ülkemizin yönetim şeklini Sultanlık, başbakanı da SULTAN zannediyor.

Seçilerek göreve gelen belediye meclislerinin belirlediği ve Bakanlar Kurulu kararıyla da onaylanan Belediye bütçelerindeki yasal gelirlerini belediyelere sormadan “Yasa Gücünde Karaname” ile sıfırlama yetkisi yasalarla düzenlenmiş bir devlette olmaz, olsa olsa Sultanlık, Krallık gibi monarşilerde olur.

Ünal Üstel hükümeti kamu maliyesini batırdığı yetmediği gibi şimdi de gözünü vatandaşın hatta devlet dairelerin, okullarının da tüm eksiklerini gidermeye çalışan Belediyelerin gelirlerine dikmiştir.

Yok efendiler bu iş o kadar kolay değil…

(Murat Şenkul)

Bunca akaryakıt zammından sonra artık 1 tek şarkıyı dinlerim hem de bitip yeniden başlaması kaydıyla

"söyleyemem derdimi kimseye"

(Hasan Mullaoğulları)

Askeri bir alan mı olacak orası yoksa askeri alan algısı yaratılarak bölgenin betonlaşması ve ardından satışı kamufle mi edilmeye çalışılıyor acaba!.. Üniversite kampüsü bu karmaşanın neresinde yer alacak?

(Tayfun Çağra)

Kıbrıs siyasetini anlamak için bazen kalın raporlara değil, ince ayarlı fıkralara bakmak daha öğretici oluyor. 20. yüzyılın başlarında yaşayan adanın en bezirgan siyasetçisi olarak bilinen Hacıpavlu’nun o meşhur konuşmasını hatırlayın: “Sizin derdiniz benim derdim, benim derdim sizin derdiniz, sizin çocuklarınız benim çocuklarım, benim çocuklarım sizin çocuklarınız…” derken bir noktada ipin ucu kaçıyor: “Sizin karınız benim karım, benim karım…” -kısa bir duraksama- “benim karım…”

O küçük duraksama aslında bir siyasal bilinç anıydı. Fazla yakınlaşmanın, fazla sahiplenmenin, fazla “ben sizinim” demenin bir sınırı olduğunu hatırlatan bir an.

Bugün Nikos Christodoulides’e bakınca, sanki o duraksama ortadan kalkmış gibi. Cümleler daha akıcı, ama çelişkiler daha rafine.

(Mete Hatay)