Salgın bir hastalık oldu mu, hemen aklıma koronavirüs günleri gelir. En başta dezenfektanlar, eldivenler, maskeler, kalabalık yerlerde bulunmamak, el sıkışmamak ve öpüşmemek gelir aklıma. Bu işin şakası yok. Bir bulaşıcı hastalık yayılmaya görsün, alır başını gider.
Şap hastalığı özellikle hayvanlarda görülen bir virüstür. Hatta öldürücüdür. İnsanlara da bulaştı mı, öldürür.
Şap virüsü önce güneyde bir köydeki hayvanlarda görüldü ve daha sonra daha bir yaygın hal aldı.
Bakıyorum Tarım ve Hayvancılık Bakanlığımız, güneyden gelen arabaları dezenfekte ediyor. Özel korumalı giysileri ile durmaksızın güneyden gelen arabaları bir güzel yıkıyorlar. Arabaların tekerleklerini ilaçlı sularla yıkıyorlar. Bu konuda tedbirli olmak şart. Çünkü bu virüs bizde de yaygınlık gösterirse hepimizin işi zor.
Madem bu virüs önce güneyde görüldü, o zaman güneyden kuzeye geçen ve geçecek olan arabaların geçişlerini durdurmak lazım.
Ondan başka kuzeydeki pahalılıktan ötürü etini güneyden alanlar iyice düşünmelidirler. Güneydeki salhaneler ne dereceye kadar önlem aldılar onu bilmiyoruz. O nedenle güneyden et alanlar bir kere değil, on kere düşünmelidirler. Belki malını satmak için hastalıklı hayvanları piyasaya sürebilirler, sırf zarara uğramamak için.
Hakikaten sınırda güneyden arabaları dezenfekte edilince bayağı bizim gibi nice insanı gaileler aldı.
Avrupa Birliği dünya kadar aşı gönderdi Kıbrıs’a. Hatta Türk tarafı, aşı konusunda Rumlara cömert davranarak, ellerindeki ağılardan binlerce göndermiş.
Bak gördünüz mü? İki düşman ülke bile bir noktaya gelince ve insan hayatı söz konusu olunca bütün acılar unutuluyor.
Koronavirüs ilk kez Uzakdoğu’da görüldüğünde hiç kimse o virüsün o kadar uzak bir memleketten bize ulaşamayacağını düşünmemişyi. Sonra virüs başka ülkelere sıçradı. Afrika’dır, Amerika’dır, Rusya’dır derken bütün dünyayı sarmış ve bütün insanları tehdit eder duruma gelmişti.
O günlerde koronavirüsten kaç insanın öldüğü rakamlarla verilirken, herkesi bir korku almıştı.
O virüs İtalya, İngiltere, Almanya, Fransa ve civar ülkeler derken, o ülkelerin hastane koridorlarının o virüsten ölen insanların cesetlerini saklamak için morglarda yer kalmamış ve hastane koridorları cesetlerle dolup taşmıştı.
Durum bu noktaya gelince kullanılan maskeler bile daha bir korunmalı hale getirilmişti. Evlere alınan maskelerin ve eldivenlerin haddi hesabı yoktu. O günlerde insanlar kendi evlatlarını bile öpüp kucaklayamıyordu. Şimdi bile bazı yerlerde maske kullanıyor insanlar.
Güneyden et almanın ötesinde her madde üzerinde virüs olabilir. Bu düşünceden hareketle korunması gerekiyor insanların.
Güney de tedbirlerini artırdı. Verilen bilgiye göre, çiftliklerde durum daha da kritik. Güney Kıbrıs’ta şap hastalığının görülmesi üzerine, virüs taşıyan büyük ve küçükbaş hayvanlar itlaf ediliyor. Hatta aşılara rağmen hastalıktan etkilenen çiftlikler garantinaya alınıyor.
Papazların bile paçaları tutuştu. Daha önce toplu halde yağmur duasına çıkan papazlar, şimdi de şap hastalığı için kiliselerde şap hastalığına karşı ayinler düzenliyorlar.
Güney basını şu bilgiyi de veriyor:
“Aşılama yapılmazdan önce, zaman kazanılması ve bulaş merkezlerinin ortadan yok edilmesi için, toplam 11 çiftlikte 13 bin civarında hayvanın itlaf edilmesine karar verildi. İtlaf edilecek hayvanların ilgili protokole göre gömüleceğini ve tesislerin de dezenfekte edilmeleri için en az iki ay kapalı kalacağı belirtildi. “
Yani anlayacağınız vaziyet vahim ve kritik. Doğrusu kuzeye geçişler bir süreliğine kapanacak mı merak ediyorum.