AKP’nin Türkiye’de oluşturduğu otoriter rejim; Kıbrıs’ta “siyaset kurumu”nu hallaç pamuğu gibi dağıttıktan sonra, asıl büyük “proje”sini yürürlüğe koymaya hazırlanıyor…
Ne yazıktır ki Kıbrıslı Türk sağı; AKP’ye ve otoriter liderliğine hiçbir “direniş” gösterememiş, tüm benliğiyle “tavla teslim” olmuştur.
Ekonomide; zaten Kıbrıslı Türkler’in, Türkiye yönetimleri karşısında zerre zırnık “sözü” yoktu…
TC iktidarları, diledikleri modeli burada uygulamışlardır…
Ecevit döneminde “kamu iktisadi kuruluşları” eliyle kalkınma modeli denenirken, Özal döneminde neo liberal politikalar yürürlüğe konmuştur.
AKP iktidarlarında ise; “özelleştirme”nin fıcırığı çıkarılmıştır…
“Yandaş işadamları”na bu topraklarda olağandışı “imtiyazlar” sağlanmıştır…
Eski “nazik” TC’li iktidarların, Kıbrıslı Türkleri “incitmemeye” özen gösteren “müdahale”leri, AKP döneminde otoriter ve baskıcı biçimde hoyratça kendini gösterdiğinde, özellikle sağ partilerimiz “anavatana saygı” diyerek bunu içselleştirmeyi kabullenmişlerdir.
Böylece; önce ekonomi, geçen Ekim ayından beri de “siyaset” AKP’nin tam kontrolü altına alınmıştır.
Ama; yazının girişinde sözünü ettiğim asıl tehlike, geçtiğimiz günlerde “operasyonel” bir nitelik kazanan yeni projedir…
O da; Kıbrıslı Türklerin “genetiği” ile oynama, dokusunu bozma kararıdır…
Üstelik bu “karar” bir “direktif” olarak TC’nin Cumhurbaşkanı tarafından bizzat verilmiştir…
TC Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanı Prof. Dr. Muhammet Hekimoğlu; bu direktifi bir “gurur vesilesi” gibi sunmaktan zerre kadar çekinmiyor…
Hekimoğlu; “Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın talimatlarıyla Kıbrıs’ta milli kimliğin oluşması için gereken katkı sağlanacak” dediğinde, Kıbrıslı Türkleri ne kadar “incittiğinin” bile farkında olmayan bir sözümona “bilim adamı”dır…
Sayın Hekimoğlu ve ona “direktif” vererek buraya gönderen otorite, belli ki KKTC’yi TC’ye bağlı bir ilçe olarak görmektedir.
Yoksa; günümüz dünyasında “siyasi” olarak tanıdığınız bir ülkenin “kimliği” üzerine söz sahipliği yapmak mümkün mü?
TC Cumhurbaşkanı Erdoğan, “kardeş ülke” adına “hayati” bir konuda direktif veriyor…
TC Tarih Kurumu, Devlet Arşivleri Müdürü, TC’li bir yığın tarihçi burada "Kıbrıs Türk Tarihi ve Öğretimi" başlıklı panel düzenliyorlar…
Panelin derdi şu: Siz Kıbrıslılar, “milli kimlik”ten uzaklaştınız… Tarihinizi doğru dürüst yazamıyorsunuz. Bu andan itibaren “tarihinize” de el atıyoruz. Bu Sayın Erdoğan’ın direktifidir…
Panelde yapılan konuşmalar; yakın tarihi onurlu bir toplumsal mücadele içinde geçen her Kıbrıslı Türkü yürekten yaralayıcı nitelikte…
Koca koca profösörlerin bizimle ilgili yaptığı tarihsel saptamalar ise tamamen “suçlayıcı” ve “sübjektif”…
Ama en kötüsü; TC’nin Lefkoşa Büyükelçisi Başçeri’nin söyledikleri…
Bir dost ve kardeş devlette “akredite” bir Büyükelçi’nin söylediklerine bakınız:
Eğitime doğrudan müdahale ediyor: “Tarihin okullarda ne şekilde anlatıldığını gözden geçirmenin tam zamanıdır…”
Kendini eğitimci yerine koyuyor: “KKTC’de tarih öğretimindeki boşluğun ortadan kaldırılması gerekiyor.”
Tarih uzmanı gibi teşhis koyuyor ve Büyükelçi olduğu ülkenin makamlarını suçluyor: “Maalesef çeşitli saiklerle 2000’li yılların başından itibaren KKTC’de tarih öğretiminde boşluk yartatıldı. Yeni nesiller manevi ve milli değerlerden uzaklaştırıldı.”
Burası; “normal” bir ülke olsa, Sayın Büyükelçi’nin sözleri onun derhal “persona nan grata” ilan edilmesini gerektirecekti…
Başçeri’nin; bilmediği, anlamadığı konularda bir “uzman” edasıyla konuşması ve Kıbrıslı Türkleri “yargılama” hakkını kendisinde görmesi asla kabul edilebilir değildir…
Adamın dilinde “diplomasi”nin zerresi yok… Sanki bir AKP militanı konuşuyor…
Panelde tüm söylenenlerde ortaya çıkan “niyet” şu:
Hoyrat, fanatik, dinci Türk gençleri yetiştirmek…
Bunun için de Kıbrıslı Türk öğrencilerin Tarih kitaplarının tümü yeniden yazılacak…
Bu kitaplarda evrensel değerler değil, İslami dini değerler yer alacak…
Çözüm, barış sözcükleri değil, “nefret” söylemiyle başka toplumlar aşağılanacak, diğer dinlere, milliyetlere “düşman” gözü ile bakılacak…
Bu “proje” ile 1994-96 ve 2004-2008’lerde Kıbrıslı Türk tarihçilerin, eğitimcilerin, araştırmacıların, akademisyenlerin yazdığı tarih kitapları “tarih” olacak…
CTP’nin hükümette olduğu dönemlerde evrensel değerlere bağlı, barış, demokrasi, eşitlik, insan haklarını odağına alan ve tüm dünyanın takdirini kazanan kitaplar kaldırılacak ve yerine    
Türkiye’de hazırlanıp getirilenler okutulacak…
Daha ders yılı başlamadan, TC’den 8 bin civarında 250 set kitabın okullara dağıtılması başladı bile…
Peki; ülkedeki “siyaset” kimlik üzerinden uğradığımız bu saldırı karşısında ne yapıyor?
Elbette “sağ” siyasetten hiçbir beklentim yok…
Hatta Tatar; “Din İşleri”ne daha fazla sahip çıkmalıyız” diyerek Anayasa’ya meydan okurken,
İslam dininin yeni imkânlarla geliştirilmesi temennisinde bulunarak Erdoğan’a daha fazla “biat” gösterisinde bulunuyor…
Oysa; “genetiğimizle oynama”ya cüret edenlere karşı, tüm toplumun ortak değerleri sağ-solla birlikte savunulabilmelidir…
Bu çok büyük bir tehlikedir… Sivil toplum, sendikalar, tüm siyasal partiler bu korkunç saldırıya karşı direnemezse; Kıbrıs’ın kuzeyindeki “çağdaş toplum” eriyecek, yerine bir kuru ümmet kalabalığı oluşacaktır…