Onurlu bir çözüm mü körü körüne bir anlaşma mı? Ülkemize gelecek yabancı bir müzik grubuna, sanatçının konser vermesinin önüne engeller konuyor. Son derece masum bir faaliyet olan halk danslarında gösteri için üçüncü ülkelere giden ekiplerimize yasaklar koymak için girişimler yapılıyor. Barcelona Akademi çalışmaları iptal ettirilip küçücük çocuklara ambargo uygulanıyor. LTB Başkanı sayın Harmancı’nın katılacağı bir form son derece anlamsız, kasıtlı ve çirkin gerekçelerle sorun haline getiriliyor. Cumhurbaşkanımızın ABD’de dünyanın farklı ülkelerinden temsilcilerle görüşmesinden duydukları rahatsızlık da şaşırtıcı olmayan şekilde başka bir engelleme girişimini bir kez daha ortaya koyuyor. Evet Kıbrıs Türkü çözüm istiyor. Ama kiminle? Ve Nasıl? Çözüm iradesi var mı? Var; ama çözüm istemek başka, yaşananları ve karşı tarafın “bundan sonrası çıkmaz sokak” tabiri tavırlarını görmezden gelmek ya da körü körüne illa çözüm deyip de ne istediğini bilmemek gene başka Çözüm için mücadele etmek, görüşmelerin sürmesini istemek başka; yaşananlara karşı “bazılarının” yaptığı gibi gözlerini kapatmak, nenelerimizin, dedelerimizin deyimiyle “Tavuk garanlığında yaşamak” gene başka. Kıbrıs Rum liderliğinin, bu adada Kıbrıslı Türklerin de var olduğunu ve bu toplumun iradesi ve siyasi eşitliğini kabul etmesi ne isterse olsun ilk şarttır. Cumhurbaşkanımızın Türkiye ile yürüttüğü sürece ve sürdürdüğü görüşmelere destek vermek ve güvenmek gerekiyor. Körü körüne çözüm istemek çocuklarımıza yaşayabilecekleri bir vatan toprağı bırakmak değildir. Olamaz da. Kıbrıs Türk halkının varlığı, iradesi ve siyasal eşitliği tartışmaya açık bir konu da değildir olamaz da…

(Levent Tezel)

Kıbrıs müzakerelerinde yine tanıdık bir sahneyle karşı karşıyayız. Hristodulidis “Masaya oturalım” diyor; Erhürman ise “Önce bu masada neyi, nasıl görüşeceğimizi bilelim.” Her ikisinin de gerekçesi var. Ne var ki gerekçeler çoğaldıkça hareket alanı daralıyor.

Erhürman’ın kaygısını hafife alamayız. Siyasi eşitliğin içi boşaltılacak, geçmişteki yakınlaşmalar herkesin işine geldiği gibi yorumlanacak ve yeni bir süreç yıllarca sürüp sonuçsuz kalacaksa buna itiraz etmek gerekir. Kıbrıslı Türklerin bir kez daha “görüşmeler devam ediyor” denilerek bekletilmek istememesi anlaşılabilir bir taleptir.

Fakat başarısızlığı önlemek için bütün güvenceleri müzakereler başlamadan almaya çalışmak, görüşmelerin başlamasını da zorlaştırır. New York’taki üçlü toplantı önceden planlanmamıştı; öneri Hristodulidis’ten geldi. BM temsilcisi Holguin’ün anlatımına göre Erhürman, yeni bir öneri ya da ilerleme ihtimali görmediği için toplantıya katılmadı. Bu, “Erhürman diyalogdan kaçtı” demekten daha doğru bir anlatım. Ancak görüşme gerçekleşmeyince iki taraf da kendi gerekçesiyle eve döndü ve süreç daha da sıkıştı.

Daha düşündürücü olansa güven artırıcı önlemlerin de küçük bir müzakere paketine dönüşmesi. Bir tarafta istenen adım başka bir adıma bağlanıyor; her öneri karşılığını bekliyor. Böylece büyük müzakerelerden tanıdığımız “ya hep ya hiç” anlayışının minyatürü, güven yaratması beklenen masaya taşınıyor.

Oysa güven yaratmak için her zaman karşı tarafın imzasını beklemek gerekmez. Her lider, kendi yetki alanında insanların gündelik hayatını kolaylaştıracak ve öteki toplumun varlığına saygı gösterecek adımlar atabilir. Karma evliliklerden doğan çocukların vatandaşlık başvurularında daha açık ve hızlı bir usul sağlamak için bir geçiş kapısı pazarlığını beklemeye gerek yok. Kıbrıslı Rumların, özellikle de Maronitlerin, mülkiyet kaygılarını ciddiye almak için bir anlaşma metninin son sayfasına ulaşmak da gerekmiyor. Bunlar aynı türden işler değil; ancak ikisi de karşı tarafa “Sizi yalnızca masada hatırlamıyoruz” demenin yolları.

(Mete Hatay)

YALANLAR ÜLKESİ

Aslında...

Herkes biliyor

geminin su aldığını,

Herkes biliyor

kaptanın yalan söylediğini,

Herkes biliyor

zarların hileli olduğunu.

(Leonard Cohen)

***

Benim de aklıma takılıyor işte.

Herkes bildiğine göre,

Acaba,

İsyan ettiren görüntü
İsyan ettiren görüntü
İçeriği Görüntüle

Bu memlekette,

Bilmezmiş gibi yaparak,

Yalanlarla yaşamaya mı başladı ahali?

Belki de,

Daha doğru deyişle,

Rejim,

Gitgide kendi yalanlarının tutsağı haline gelirken,

Ahaliye,

Kendi yalanlarını mı dayatmaya çalışıyor?

(Ülker Fahri)