Ayaklı Gazete

Sosyal Medyanın Sesi

Abone Ol

Metehan sosyal konutları, çağdaş kent, hayvan refahı ve açık özür!

Pazar gün Lefkoşa Metehan Sosyal Konutlarında yaşanan ve çok ucuz atlatılan yangından sonra bu sabah yürüyüşünde bölgeden geçtim.

Bölgeyi Karaçi, Lagos ve Mumbai'ye benzetmiştim o günkü yazımda. Büyük haksızlık yapmışım. İlgili kentlerden özür dilerim.

Burası çok daha berbat, kuralsız, çağdaş kent yaşamına ve

insan sağlığına uygun olmayan tehlikeli ortamlar. Anlatılmaz yaşanır seviyede. Tiz vakitte turizme açılmalıdır burası.

Sisli havada ancak bu kadar fotoğraf çekebildim. Fotoğraf ve videolar arasında, temiz ortamda özgürce gezen ve yangında ilk kurtarılacak kümes hayvanları, bol taze yumurta, gırtlak yakan taze tavuk fışgısı, miniminik, kayda değer olmayan işgaller, kafeslerde boku ile bir arada hapis ama mutlu köpekler, yeni malzemeden çağdaş park ve garaj sistemleri, favellalar, organik tarım ve hayvancılık, çağdaş kent sanatı, oturma grupları ve fazlası var.

Arzu edenleri bila ücret gezdirebilirim, maksat bu güzellikleri yaymak, paylaşmak.

Bu yapımda emeği olanları kutlar, idamesine seyirci kalan belediye, ilgili sağlık ve şehircilik kurumlarını da hassaten tebrik ederim.

Hayvan refahı örgütlerini de bu çağdaş ortamı yerinde izlemeye davet ediyorum.

(Cenk Özdağ)

Son günlerde yaşanan olaylar toplum olarak hepimizi derinden sarsıyor.

Bir yanda trafikte yaşanan ve genç bir insanımızın hayatını kaybettiği olay… Diğer yanda gündüz vakti bir markette herkesin gözü önünde meydana gelen bıçaklı saldırı…

KKTC artık kontrolsüz nüfus hareketlerini, kayıt dışılığı ve denetim eksikliklerini görmezden gelemez. Ülkemiz, hukukun üstünlüğünü esas alan, giriş-çıkışların etkin denetlendiği, kayıt dışılığın ve kaçak yaşamın önlendiği ve kamu güvenliğinin tavizsiz korunduğu bir yönetime ihtiyaç duymaktadır.

Güven ve huzurlu bir yaşam; planlı nüfus politikası, güçlü denetim ve kararlı bir yönetim anlayışıyla mümkündür.

Ülkemizin ihtiyacı, talimat bekleyen değil; kendi halkının ihtiyaçlarını önceleyen, hesap verebilir, liyakat esaslı ve güçlü kurumlarla yönetilen bir devlet yapısıdır. Kamu güvenliği de ancak bu anlayışla kalıcı olarak sağlanabilir.

(Ahmet Özant)

Kıbrıs sorununda her “güç dengesi” arayışında masaya yeni bir aktör daha çağırma merakı, aklıma eski bir dostumdan duyduğum Nasreddin Hoca’nın bu fil fıkrasını getirdi.

Rivayete göre Timur Anadolu’yu işgal ettiği günlerde Kayseri yakınlarında otağını kurmuş, genç filini de etrafta serbest bırakmış. Fil genç, enerjik ve biraz da yaramazmış. Bir pazara dalıyor, tezgâhları deviriyor; bir tarlaya giriyor, ekini eziyor. Köylü de kentli de sonunda illallah etmiş.

Toplanıp Timur’a giderek filine sahip çıkmasını istemeye karar vermişler. Fakat hükümdarın karşısına çıkmak kolay değil. Bu iş için en akıllı kişiyi, Nasreddin Hoca’yı seçmişler.

Hoca önce kabul etmemiş. Israrlar artınca bir şart koşmuş:

“Tamam, giderim. Ama siz de otağa kadar benimle geleceksiniz. Hiç değilse yalnız görünmeyeyim.”

Köylüler hep bir ağızdan söz vermiş ve birlikte yola çıkmışlar. Ne var ki otağa yaklaştıkça Hoca arkasındaki kalabalığın azar azar eksildiğini fark etmiş. Kimi ağacın arkasına saklanmış, kimi bir bahaneyle geri dönmüş. Otağın kapısına vardığında yanında tek bir kişi bile kalmamış.

Hoca bu işe fena halde bozulmuş ama yine de içeri girip Timur’la görüşmüş.

Dönüşte köylüler saklandıkları yerlerden çıkıp yeniden Hoca’nın etrafına üşüşmüşler. Köye vardıklarında mahşeri bir kalabalık onları bekliyormuş. Herkes merakla sormuş:

“Hocam, ne oldu? Fili şikâyet ettin mi?”

Hoca eşeğinden inmiş, çevresine uzun uzun bakmış:

“Merak etmeyin, yaramaz fil meselesini Timur’a anlattım.”

Biraz beklemiş, sonra eklemiş:

“Dedim ki: Sayın hükümdarım, sizin fil galiba çok yalnızlık çekiyor. Acaba yanına bir fil daha gönderebilir misiniz?”

Kıbrıs sorununda da bazen aynı şeyi yapıyoruz. Bir aktörün yarattığı sorunu dengelemek için masaya bir aktör daha, sonra onu dengelemek için bir başkası daha çağrılıyor. İki liderin kolayca çözeceği en ufak meseleler için bile ABD, AB, İngiltere, İsrail, Fransa, NATO… 2+1, 3+1, 5+1 çağırıyoruz. Her yeni filin öncekini terbiye edeceğini sanıyoruz.

Sonra dönüp bakıyoruz.. Pazar aynı pazar, tezgâhlar yine devrilmiş; yalnızca fillerin sayısı artmış.

(Mete Hatay)