Ayaklı Gazete

Sosyal Medyanın Sesi

Abone Ol

BİR BM GENEL SEKRETERİNİ DAHA, adamıza geldiğine pişman edip, zirziro gibi çatlatıp geri gönderdik. Aferin re gibriler; Tufan hocam, Giriye Nikos Daha çok hayatlar, çok nesiller heba olup gider bu güzel adamızda. Daha çok genel sekreterler bir umutla gelip de, pişmanlıkla geri döner… Yahu küçük çocuktum, şimdi aynı yaşta torunum var, ne gibriler, ne de garantörler çözebildi bu sorunu… Benim bildiğim; niyet olsa anahtar deliğinden değil bir gergedan, sürüsü geçirilir. Sonra da aynı delikten paldır küldür bir eksiksiz geri getirilir… Ben sonuca bakarım. Söylenenlere değil. Çok yazık gerçekten… Yazık bu güzel Ada’mıza. Yazık çoluk çocuğumuza. Toruncuklarımıza. Yazık heba olan hayatlara, insanlarımıza… Bundan sonra cumhurbaşkanlığı seçimlerinde oy kullanmayacağım. Diğer seçimleri de ciddi şekilde düşünüyorum. Ömrümüz bitiyor yahu! Ne acımasız işkencedir bu çektiğimiz. NOT: Zart zurt edecekler yorumlarını kendilerine saklasınlar…

(Mustafa Gürsel)

Kıbrıs'ta antlaşma ne kadar ötelenirse brostümoyu fazla ödeyecek olan tarafın aleyhine olur. Bugünküler bunu ötelemekte gayret sarfeder ama unutulmamalıdır ki adalet bir gün tecelli ettiğinde hiç suçu günahı olmayan genç kuşaklar bunun zararını misliyle görür. Bugün Guterres geldiği gibi gitti diye sevinenler sorunu gelecek kuşaklara aktarıp kendileri işin içinden sıyrılıp benden sonra tufan demektedir. Bilinçli yahut bilinçsiz yapıyorlar belki ama gerçek konu budur.

(Hasan Mullaoğulları)

1972’nin bir sabahıydı. Lefkoşa’daki ilkokulumun müdürü sınıfları dolaşıp hepimizi apar topar bahçeye topladı. Bugün önemli bir misafir gelecekti. Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Kurt Waldheim’ı karşılamak üzere Ledra Palace Kapısı’na götürülecektik. Çocuk aklımla bunun neden bu kadar önemli olduğunu tam kavrayamamıştım. Elimize küçük bayraklar verilmişti; büyüklerin yüzünde ise alışılmadık bir heyecan vardı. Hafızamda kalan ilk BM genel sekreteri oydu......

(Mete Hatay)

Sorumsuzluk ile sadakati, ihanet ile gafleti birbirine karıştıran bir zihniyetin pençesindeyiz. Dümeni eline alıp gemiyi kayalıklara bindiren bir kaptana, sırf alışkanlıktan ya da körü körüne bir biat uğruna tekrar seyir defterini teslim eden topluluklar; ne yazık ki geminin kurtuluşunu değil, batığının yağmasını bekleyenlerdir. Onlara "yolcu" demek hüsnüzan olur; doğrusu, batan geminin malları olduklarıdır.

Benzer bir yüzsüzlük, hata ile kastedilen kötülüğün sınırında yaşanır. Özür; istemeden, bilmeyerek yapılan bir yanlışı telafi etme erdemidir. Bile bile, tasarlayarak ve sonuçlarını öngörerek atılan bir adım hatadan çıkar, ihlal ve ihanete dönüşür. Bilerek yapılan bir kötülüğün "özrü" olamayacağı gibi, bunu dile getiren çirkin bir tiyatro oynuyordur. O tiyatroya inanıp "affettim" diyense, yapılan kötülüğe ortak oluyordur. Biri sahte bir vicdan rahatlatma peşindedir, diğeri ise gururunu satmış bir izleyici. İkisinde de ne haysiyetten ne de karakterden söz edilebilir.

(Evrim Mehmet Kamalı)

Ülkede kaçak sorunu almış başını gitmiş.

Uyuşturucu sorunu dağ gibi duruyor gün geçtikçe de büyüyor.

Trafik kameralarını bile düzenleyemeyenler bir bakıyorsunuz tek sorun federal çözümmüş gibi biz önemsemedik diyor.

Doğru önemsemezsiniz tabi bu düzen sizi zengin ederken bizi bitiriyor.

Suç sizin değil ama size oy verenlerin…

Yazık bu ülkeyi sevmiyorsunuz çünkü burada doğmadınız!

(Eylem Deliceırmak Erbilen)