KAFA KARIŞIKLIĞI ;
Rumlar Kıbrısın bölünemeycek kadar KÜÇÜK olduğunu iddia ediyorlar ama bütünleştirmek içinde hiçbir anlaşmaya Evet demiyorlar.
Türk askeri gitsin diyorlar Yunan askerleri, İngiliz üslerı , İsrail birliklerı, Amerikan üssü,kalsın şimdi de Fransız askerleri gelsin diyorlar.
Ada bu kadar askeri güç ve üssü kaldıracak kadar BÜYÜK mü?
60 yıl oluyor Türk tehdidi olmadı, hatta görüşmelerde Rumlar 0Xİ demeseydi TC askeri çekmeyi kabul etmişti.
Şimdi Hristodolidis nereye koşuyor ??
Adayı İran, Çin, Rusya nın hedefi haline getirmedi mı? Daha büyük tehdit. Türkiye bir tehditte bulunmadı.
Niye Adadaki yöneticiler, siyasi partiler, kurum ve kuruluşlar Hristodilidise karşı çıkmıyorlar !!!
Eğer kafasında ,bu güçleri arkasında hissedip bir yanılgı içinde Kuzey Kıbrısa saldırmayı planlarsa, bu davet ettiği güçler yine kendisini yarı yolda bırakacaklar.
Türkiye Hava Savunma sistemi altından iki saatte, Larnaka, Limasol ve Bafı yakacak.
Yunanistan'da saldırırsa, Yunanistan askeri gücünü adalara böldü. Yanlış bir strateji.
Türk tankları iki saatte Selamikte, Atatürk ün evinde karargahını kuracak.
Tabii bizde ara dayağı yeyceyik.
HERKES AKLINI BAŞINA TOPLASIN VE HRİSTODULİDİSİ FRENLESİN. ADAM TRUMP SENDROMU YAŞIYOR.
(Yücel Dolmacı)
Terry Gilliam’ın Brazil filmi sistemin insanı değil, dosyayı gerçek kabul ettiği bir dünyayı anlatır. Filmde küçücük bir bürokratik hata -bir harf, bir sinek, bir yanlış kayıt- bir insanın hayatını altüst eder. Yanlış kişi “tehlikeli” ilan edilir ve artık gerçekliğin hiçbir önemi kalmaz; çünkü devlet için hakikat değil, kayıt geçerlidir. Bürokrasi kendi hatasını düzeltmek yerine, hatayı koruyarak kendi varlığını savunur.
Türkiye’nin bazı Kıbrıslı Türk gazetecilere, akademisyenlere ve aydınlara uyguladığı giriş yasağı meselesi de giderek buna benziyor. Ortada çoğu zaman ne açık bir suçlama var, ne şeffaf bir prosedür, ne de düzeltilebilen bir yanlışlık. İnsanlar havalimanında öğreniyor yasaklı olduklarını; nedenini sorunca cevap yok, itiraz edince muhatap yok, düzeltilmesini isteyince sistemin içinde kaybolan bir sessizlik var. Sanki görünmez bir memur, görünmez bir dosyada, görünmez bir mühür basmış ve hayatınız onun insafına bırakılmış gibi. Brazil filminden farkı bu mühürün bilerek basıldığıdır.
En trajik olan ise yaratılan sorun güvenlik değil, belirsizliğin kendisini üretmektedir. Çünkü yasak yalnızca geçişi engellemiyor; aynı zamanda bir aidiyet krizine dönüşüyor. “Sen aslında içeriden değilsin” mesajı veriliyor. Yıllarca aynı dili konuştuğunuz, aynı tahayyülün parçası olduğunuzu düşündüğünüz Türkiye, sizi bir anda zararlı yabancı kategorisine koyabiliyor.
Brazil’de kahraman sonunda sistemle değil, sistemin absürtlüğüyle yenilir. Çünkü labirentin mantığı yoktur; yalnızca devam etme refleksi vardır. Bizde de bazen yasak kararlarının kendisi değil, onların açıklanamaması ve çözülememesi daha büyük bir politik mesaja dönüşüyor. Bürokrasi burada yalnızca idari bir araç değil; sadakat testi haline geliyor.
Ve insan ister istemez soruyor: Bu bir güvenlik politikası mı, yoksa modern bir “sadakat yoklaması” mı? Eğer bir devlet, kendisine eleştirel bakan gazeteciden bu kadar korkuyorsa, sorun gazetecide değil, aynaya bakamayan devlettedir. Gilliam bunu distopya olarak çekmişti; biz ise bazen onu pasaport kontrolünde yaşıyoruz.
(Mete Hatay)
Avrupa Komisyonu, yani Avrupa Birliği, Kıbrıs’ın bölünmüşlüğünü kabul mü etti? Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen’in, buyanı bizleri görmeye gelmemesini ben, böyle yorumladım. Bizler de Kıbrıslıyız sayın başkan. Bu güzel adanın kadim insanlarıyız. Adada söz ve hak sahibiyiz. Bizleri yok sayarsanız ve varillerin arasından bakıp da bilgi sahibi olduğunuzu sanırsanız, adamızın federal yapıyla yeniden birleşmesini, nasıl başaracağız? Kimler kuracak federasyonu? Adamıza geleceksiniz, ve büyük umutlarla, sırf çözüm olsun diye yüzde 63 oyla seçtiğimiz cumhurbaşkanı -ya da toplum lideriyle- görüşmeyeceksiniz. Bizlere küs müsünüz? Çok yanlış, çok haksız, iyi niyetten uzak, bir o kadar da sorumsuzca ve düşüncesizce oldu, buyanı da gelip bizleri görmemeniz sayın başkan Leyen. Üzdünüz bizleri. Çok yanlış yaptınız. Son olarak, o arasından baktığınız varilleri kim koydu oraya? Biz mi? Neyse, buyanda da var aynıları.
(Mustafa Gürsel)