Ne yazayım bugün?
Sabah sabah karşıma çıktı!
“Dalkavukluğun sağladığı çıkar, dürüstlüğün kazandırdığı faydadan daha fazla olursa, o ülke batar.”
Montesquieu beyefendi düşünmüş ve yazmış bu sözleri…
Aklınıza başka ülke gelmesin. Bahse konu ülke Madagaskar’dır. Konunun bizimle hiç ilgisi yoktur.
Mesela:
Futbol Millî Takımımızın şampiyonluğu mu, Aziz Yıldırım’ın Fenerbahçe Başkanı olması mı Kıbrıs Türklerini daha çok ilgilendirir?
Gençlik Gücü’nün şampiyonluğuna mı daha çok ilgi duyarız, yoksa Galatasaray’ınkine mi?
Retro çalgıcıları mı otellerde sahne alır, yoksa başka çalgıcılar mı?
Pepsi mi, Super Kola mı?
Biz hepsini de severiz!
Ama sadece biz severiz…
Biz kalbi temiz insanlarız.
Oturur, yokluğumuzu izleriz.
Yaratılan eserin sahibi biziz ama haberimiz yokmuş gibi davranırız…
Ve yeniden, yine kalpten tebrikler KKTC Futbol Millî Takımı.
Son kale düşene kadar da oyna GG…
Sahi, biz kimiz?
Birlikte neye güler, neye ağlarız?
(Eralp Şerifoğlu)
Son günlerde yeniden aynı cümleyi duyuyoruz:
"Artık güven artırıcı önlemlerle vakit kaybetmeyelim. Doğrudan müzakerelere geçelim. Anlamlı ilerleme istiyoruz."
Peki nedir bu "anlamlı ilerleme"?
Mezarların temizlenmesi mi? İnsanların birbirlerinin ibadet yerlerine erişebilmesi mi? Yeni geçiş kapıları mı? Maronit köylerine dönüşün kolaylaştırılması mı? Ortak kültürel mirasın korunması mı?
Yıllardır bunlar "küçük işler" diye küçümsendi. Oysa barış süreçlerinin gerçek zemini tam da bu tür adımlarla oluşur.
Daha da önemlisi, Maraş'ın iadesi gibi bir adımın yaratabileceği dönüşümü hiç ciddi biçimde düşündük mü? Otuz bin Rum göçmenin evlerine dönmesinden daha büyük bir güven artırıcı önlem olabilir miydi?
Bunun yerine bize sürekli büyük sıçrama vaat edildi. Bir gün masaya oturulacak, kapsamlı çözüm müzakereleri başlayacak ve sonunda referanduma gidilecekti.
Bu filmi daha önce izledik.
Annan Planı'nda izledik.
Crans-Montana'da izledik.
Her seferinde "biraz daha siyasi cesaret", "biraz daha baskı" denildi. Süreç çöktüğünde ise geriye daha büyük hayal kırıklıkları kaldı.
Barış inşası damdan düşerek yapılmaz.
Güven artırıcı önlemler müzakerelerin alternatifi değildir; müzakerelerin yaşayabileceği zemindir. İnsanların hayatına dokunan somut değişiklikler olmadan büyük anlaşmaların toplumsal karşılığı da olmaz.
Elbette Sayın Erhürman'ın işaret ettiği önemli bir nokta var: Eğer süreç bir kez daha başarısız olacaksa, Kıbrıslı Türkler yine aynı statüye mahkûm edilmemeli. Ancak tam da bu nedenle kapsamlı çözümü beklerken barış inşasını askıya almak değil, bugün yapılabilecek her şeyi yapmak gerekir.
Üstelik biraz da kendi ezberlerimize bakmak gerekiyor. Karşı tarafın kaygılarını hiç dikkate almadan bütün taleplerimizi tartışılmaz doğrular gibi sunmak çözümü kolaylaştırmıyor. Dönüşümlü başkanlıktan garantilere, etkin eşitlikten mülkiyet konularına kadar her başlıkta sadece kendi pozisyonumuzu tekrarlayarak ilerlemek mümkün değil.
Belki de artık ihtiyaç duyduğumuz şey bir sonraki büyük konferansı beklemek değil; küçük ama geri döndürülemez adımlarla barışı bugünden inşa etmektir. Çünkü bu toplum yeni bir Crans-Montana travmasını daha kaldırabilecek durumda değil.
(Mete Hatay)


