Ayaklı Gazete

Sosyal medyanın sesi

Abone Ol

Yaşanmış olay.

İsim vermeden yaşanmış bir olayı anlatayım.

Bir köyün muhtarını İçişleri Bakanı görüşmek için çağırır.

Muhtar kendisine verilen randevu saatinden çok önce makama gider ve sekreter tarafından bekleme salonuna alınır.

Muhtar bir saat bekler bakan çağırmaz. Sıkılmaya başlayan muhtar sekretere neden beklediğini sorar. Sekreter "Burda olduğunuz bilgisindedir sizi çağıracak" der.

Muhtar sıkıla sıkıla bir saat daha bekler ve içinden çıkar. Sekretere "kızım söyle de görüşemeyecekse boşuna beklemeyeyim, yolum uzun köyüme döneyim" sekreter bakan odasına girer çıkar muhtara "bakan bey müsteşarla görüşmenizi söyledi" der. Muhtar yutkunur yutkunur ve sekretere der ki "madem görüşmeyecekti beni bu kadar yolu niye getirip bekletti" deyip çıkar köyüne döner.

10 gün sonra bakan köye gelir kahveye gider. Muhtarı sorar. Diğer kahvede olduğunu söyler köylü. bakan şoförünü diğer kahveye gönderir ve muhtarı çağırmasını söyler. Şoför gelir kahvede oturan muhtara "muhtarım sayın bakan aşağıdaki kahvede sizi bekler görüşmek ister" der. Muhtar hiç tereddüt etmeden söföre der ki "git bakana söyle muhtarın işi var görüşemeyecek ama bakan isterse destebanımla görüşsün o bana bilgi verir" deyip şoförü gönderip kahvede sohbetine devam eder.

Neden mi yazdım?

Yönetenler dik durursa yönetilenler başı dik durur.

(Hüseyin Cumaoğlu)

Şiddet, sanırım en fazla televizyonlar aracılığıyla giriyor evlerimize; özellikle de Türkiye kanallarındaki dizilerle...

Silahlar şakaklara dayanıyor, pusular kuruluyor, mafya usulleri öğretiliyor, cinayet provaları yapılıyor ve birilerine haddi bildiriyor. Bunların hepsi, her akşam ekranlarda yineleniyor.

Ama kimse kimseyle öpüşmüyor, kimse kimsenin yanağını sevmiyor; çünkü onlara göre bu "ayıp!"

Bir kadeh şarabı bile şifreleyen ve sansürleyen muhafazakâr akıl; keskin nişancı eğitimlerine, suratta patlayan şamarlara, acımasız kavgalara ise asla dokunmuyor.

Şiddetin estetize edilmesine itiraz yok; ama sevgiye var.

( 15 Mart tarihli yazım, bir ay geçmedi üzerinden, nasıl da içimiz ezildi, dağıldık, silahlar patlarken... 14 yaşında bir çocuk, 5 silah, 7 şarjörle gidiyor okula... Sebeplerini ortadan kaldırmadıkça, değişmeyecek sonuçlar... )

(Cenk Mutluyakalı)

Kaçaklara af; memlekette kaçak kaldın, bir asgari ücret getir, devam et

SEYRÜSEFERE af; kaçak sürdün, boş ver, gel da tamamdır

Vergiye af; millet enayi günü ödedi, sen o parayı işlettin, çoğalttın, gel faizinden biraz ver…

Tamam anlarım, kamu maliyesinin kaynağa ihtiyacı var ama; toplumun kurallara uyan, borç harç demeden devlete karşı sorumluluğunu yerine getirenleri de dur otur cezalandırmak ne demek?

Maşallah, yasaları dolaşanlar hiç cezalandırılmıyor…

(Hüseyin Ekmekçi)