Paramız yok yalanının arkasına saklanıp, yatırım yapmayarak, ver-kurtul politikası izleyen mevcut hükümetin bakanlarına, vekillerine ve savunucularına sadece 3 bilgi notu:
-Yapamayız, paramız yok denilen yatırımın rakamı 5 Milyar Türk Lirası.
- Bu hükümet döneminde işe alınan ve birçoğu işe bile gitmeyen eş, dost, akrabanın yıllık maliyeti 6 milyar Türk Lirası.
-Sadece 2026 da borçlanılacak para değil dostlar, borçlanılan paranın yıllık faiz gideri ön görüsü 7 milyar Türk Lirası.
Demek ki neymiş ? Aslında paramız varmış.
Ama mevcut Başbakan ve ekibi devletin kurumlarını modernize etmek için kaynak kullanmak yerine :
Birilerinin 7 sülalesini işe almayı.
Yanlış yönetim, suistimal sonucu ülkeyi borç batağına sokup çoluk çocuğumuzun geleceğini ipotek altına almayı ve yıllık neredeyse 150 milyon dolar(6-7 milyar TL) faiz ödemeyi tercih ediyor.
Bunları söylediğimiz zaman da, Türkiye düşmanı ve vatan haini konuşmaları yapacak efendiler.
Bu halk sandıkta hepimize kim yurdunu, devletini sever, kim sevmez gösterecek?
Sayılı gün çabuk geçer efendiler…
(Murat Şenkul)
Sevgili Mertkan Hamit geçen akşamki Çoklu Bakış programında fiber optik meselesini anlatırken tek kelimelik bir hafızayı geri çağırdı: 'Tutulmuştur.'
1974’te ikinci hareket biter bitmez kuzeyde birçok boş Rum evinin kapısına bu yazı yazılmaya başlanmıştı. O eve gerçekten yerleşmiş olsanız da olmasanız da, o yazı gelecekteki bir hak iddiasının ilanıydı. Bir tür önceden atılmış mühür. “Ben buradayım” değil, “ben burada olacağım” demenin yoluydu.
Bugün aynı kelime artık kapılarda değil, altyapının üzerinde yazılmaya başladı.
Fiber optik hatlarda.
Ercan Havalimanı’nda.
Su borularında.
Yakında Elektrik Santrallarına ve şebekesine.
Limanlara ve belki de DAÜ'ye.
Bunlar tabii ki bir gecede el değiştirmiyor. Ama bir çoğu, gelecekteki kontrolün şimdiden işaretlenmesi anlamına geliyor. Türkiye, kuzeyin sinir sistemine adım adım “tutulmuştur” yazıyor. Bugün tamamını devralmış olmasa bile, yarının mülkiyetini bugünden sabitliyor.
Doğrusu, son haftalarda gerek mecliste, gerekse sokaklarda direniş girişimleri de oldu. Bu önemliydi. Çünkü en azından herkesin sessizce kabullenmediğini gösterdi bu kıpırdanmalar. Ama sonuçta mesele sadece niyet değil, kapasite meselesidir. Güç Asimetrisi de tam burada başlar.
Çünkü günümüzde Egemenlik artık bayrakla değil, altyapıyı ele geçirerek kuruluyor çünkü. Bu Afrika'da da böyle, Güney Amerika'da da böyle, Orta Doğuda da böyle.
Bizdeki altyapıyı kim döşüyorsa, geleceğin dolaşımını da o belirler. Çünkü modern çağda egemenlik toprağı değil, akışı kontrol etmektir.
(Mete Hatay)



