banner762
banner815
banner797
banner794

Ali Nesim Hocayı sevgi ve saygıyla anıyoruz.

banner476

banner825
Ali Nesim Hocayı sevgi ve saygıyla anıyoruz.

 
 
“Ağaç yoksulu olmak sevgi yoksulu olmaktır,
Ağaç yoksulu olmak güzellik yoksulu olmaktır,
Ağaç yoksulu olmak “insanlık yoksulu “ olmaktır.
Ancak onlar bu gerçeği bir türlü anlayamadılar”.
 
 
Ülkemizin en usta yazarı, piri Ali Nesim hoca ölümünün 8. yıl dönümünde 9 Mayıs Pazartesi günü köyü Templos’da mezarı başında anıldı. Hocamız en sevdiği yerde sonsuza dek yaşayacak. Düşüncelerini, eserlerini ve Kıbrıs Türk Kültürünü yaşatmak için Kıbrıs Türk Yazarlar Birliği tarafından  2016 yılından itibaren “Ali Nesim Edebiyat Ödülleri” verilmektedir. Kıbrıs Türk Edebiyatı’nın ilk sosyologlarından birisi olan Ali Nesim hoca; yazınımıza farklı bir bakış getirmiştir. Yazınımı sosyoloji olarak ele alarak bu konudaki ilk kaynak eser olan “Kıbrıs Türk Edebiyatı’nda Sosyal Konular” adlı eserini yayımlamıştır. Hemen hemen yayımladığı tüm eserler ve makaleler alanında bir ilk ve öncü olmuştur. Eğitim tarihinden Kıbrıs Türklerin Kimliği’ne, öyküden,denemeye vb. alanlarda ürettiği ürünler hala daha güncelliğini koruyarak hep aranan kaynak yayımlardır.
Ali hoca  sadece kitap yayını yapmadı;  Kıbrıs Türk Edebiyatı,sosyolojisi,kimliği,  üzerine yayımladığı bilimsel makaleler ve bildirileri ile ülke yazını ve kültürünü yurt dışında da tanıtmıştır. Unutulmadı, yüreklerimizde hep yaşıyor. Ali Nesim hoca büyük bir donanımıyla Kıbrıs’ın büyük bir filozofuydu. Onunla ilgili o kadar çok şey yazılabilir buralara sığmaz. Ama o evine çekilmeyi sevmeyen hep insanlarla, öğrencilerle iç içe olan bir eğitimciydi. Yanlış tedavi sonucu zamansız ölümü onun üretimlerini yarım bırakmıştır. Onun öğrencileri ve dostu olarak her zaman kalbimizde olan hoca ülkemizde ilklerin yazarı olarak bilinerek belleklerde yaşayacaktır.


 
 
EĞİTİMCİ ALİ NESİM’İ DİNLEYEN ULUS BAKER
Ali Nesim hoca ülkenin ilk Felsefe-Sosyoloji mezunu.  Çok iyi bir donanımla ülke gelir ama savaşın araya girmesiyle esas mesleğini yapamıyor. İlk başlarda ilkokul öğretmenliği yapıyor daha sonraki yıllarda esas mesleğine başlamış ve çok önemli öğrencileri bu topluma yetiştirmiştir. Hocanın en önemli yapısı; kurallara çok uymayan özgür bir ruhunun olmasıdır. Öğrencileri belli kalıplarda eğitmez, derse girip, kuru kuruya kitaplara bağlı kalarak dersini anlamazdı.   Onlara felsefeden örnek olayları anlatırken, yaşamdan örneklerle konuları bütünleştirir, öğrencilere bu konulardaki düşüncelerini sorardı. Onları düşüncen, sorgulayan bireyler olarak yetiştirirdi, bir baba, abi ,arkadaş gibi onlara önce sevgiyi,saygıyı öğretir sonra da insanları karşılıksız sevmeyi öğretirdir. O dönemin katı klasik disiplin anlayışına uyman bu davranışları, öğrencileri tarafından Ali Nesim hocaya farklı bir bakış açısı getirdi. Hocanın dersleri yaşamı sorgulayan bir psikoloğun hastalarını dinleyip onların dertlerine çözüp getiren bir ortam olmuştur.
Hocanın bu konudaki bir anekdotunu paylaşmak isterim, insana bakışı ve yaklaşımı bir insanın nasıl kazanılması gerektiğini bizlere çok güzel öğreten bir ders, bu ders Ulus Baker’le ilgili: “ …Pembe Marmara’nın ve Sedat Baker’in  oğlu Ulus Baker’i. babasının talihsiz ölümünden sonra annesiyle İstanbul’a yerleşmişlerdi. belki de 4-5 yaşlarında idi. aradan yıllar geçti. Lefkoşa Türk lisesinde çalıştığım dönemdi; belki 1980-83 arası... yaz tatiline az kalmıştı- belki de okulların açılmasına az kalmıştı-. bir gün teyzesi ile zayıf, uzun boylu, henüz sakalı görünmeyen bir genç geldi, tanışıyorduk. “Bu yeğenim Ulus” dedi, “ablamın oğlu, bilmem hatırladın mı?” bilmez olur muydum. el sıkıştık zayıf uzun parmakları vardı. elimi tutup tutmadığının belli olmayışı çekingenliğinden çok kişiliğinin bir özelliği olmalıydı. tipik bir ectomorf! yüzüne ürkekliğinden çok gözlerinin arkasındaki belirsiz düşünceler yansıyordu, ezik değil, ama iddialı da değildi, ya kendinden emin, ya da her şeye ilgisiz gibiydi.
 
Neyse... teyzesi anlattı: gittiği okulda felsefe hocasıyla yıldızları uyuşmamış, bir türlü diploma alamamış, oysa ODTÜ felsefe bölümünü de kazanmış. Azıcık konuştuk, konuyu kısa zamanda kavradım, çok bildiğini zanneden ve kurallarla prensipleri savunan bir hoca ile uyumsuzluğun ya da toplumdaki doğrulara evet dememenin nelere mal olacağını henüz kestiremeyen bir öğrenci çatışması! başka bir insan! Ulus’taki başkalık, sadece duruşu, ürkekliği (korkaklığı değil), esasında fikirleriydi. İşte bunu öğrenmek beni sevindirmişti. Sınav naklini Kıbrıs’a almasını önerdim. teyzesi, nelere çalışması gerektiğini söylememi istedi. Ben, dedim ki; “zaten konuştuk, o biliyor.


 
Bir süre sonra evrakları geldi. sınavı yapıldı. bir-iki sorudan sonra ağırlıklı soruyu sordum. ya Descartes ya da kant, istediğini yapabilirdi. o, ikisini birden, karşılaştırmalı yapıp yapamayacağını sordu, başımı salladım. hemen kağıdı okudum. son soruyu 6-7 sayfa yazmıştı. bir incelemeye, bir felsefi kritiğe, bir konferansa temel oluşturacak bir yazı idi. Hocasını gocundurmamak için 9 verdim, ertesi gün yazının bir kopyasını kapalı bir zarfla ellerine verdim, aslını da okul idaresine postaladık, gideceği bölümde Harun adlı bir sınıf arkadaşım vardı, ona da selamlarımı gönderdim.
 
Yıllar geçti, onu görmedim, bir gün yine yeğeninin ofisine gitmiştim. “mezun oldu” dedi teyzesi, “yakında yurt dışına gidecek ama haftaya buraya uğrayacak, haber veririm” gittim, görüştük, felsefeden hiç konuşmadık. zaten gerek yoktu. felsefi düşünen insan için felsefenin dışında hiçbirşey yoktur..
 
inanır mısınız o günden sonra ben onu unuttum, ta ki gazetelerden ölümünü öğrenene kadar.
 
Ulus Baker hakkında bildiklerini anımsamaya çalıştım. anımsadığım tek şey başka bir insan oluşuydu. bunu ta o zamandan keşfetmiştim. onda bir başkalık vardı.
 
başka olmak! da ne ki?
 
kendiniz olmak istiyorsanız, başkalarından farklı olmalısınız, başkasının başkası, olmayınız. bırakınız o sizin başkanız olsun. başkası öyle istiyor diye, asla onların istediği gibi olmayın. sadece kendiniz olun, yeter. o, işte böyle birisiydi. Farklılık yaratan insanlara oldum olası bayılırım. onlar dünyanın en özgür ve en mutlu insanlarıdırlar. ister burada, ister, buranın ötesinde olsunlar.”
Ali hoca işte böyle bir insandı “eğitimde farkındalığı yaratan insan ”tipini yaratmaya çalışmış ve bunu da başarmıştı.  Onunla uzun süre olan dostluğumuz; hoca-öğrenci, baba-oğul ilişkisi içindeydi. Yıllarca aynı ofiste çalışmamız dışında sürekli, sempozyum, panel vb. bir çok etkinlikte bulunmamız, düzenlememiz, onun çalışma yöntemini bana öğretmişti. Tez canlı olması, olayları hemen yapmak istemesi dışında, büyük bir sosyal çevresi onu çok farklı kılıyordu. Özellikle vefa duygusu bana bu ülkedeki, yaşayan veya yaşamayan tüm üreten insanlara saygı göstermesini öğretti. Bu bağlamda o güne kadar yapılmayan “Batmayan Eğitim Güneşlerimiz” eseri eğitimcilere olan vefasının en büyük bir göstergesidir. Tabii eserin geniş bir eğitim tarihimiz araştırması hala daha bu kitabın en önemli eğitim tarihi kitabı özelliği olması özelliğini taşımasına nedendir. Eserdeki röportajlar eğitimci olmak isteyenlere, çok büyük dersler ve öğretiler veriyor. Emekli hocaların yaşam tecrübesi bizlere hep feyz vermiştir. 
 
 


UZAT ELİNİ ŞU GINDIRIK PENCEREDEN
            Bir sunu olsam... herkesin aşk yuvasında. Parmağında yüzük-saçında toka. Solmayacak bir renk katsam onlara-onlarsa bana yaşam!
            En güzel aşk dizelerini söylesem dudaklardan düşmeyecek. Hiç dinmeyen bir sonbahar meltemi. Çıkmayan ruj lekesi gibi aşkları; kaçamak aşkları ele versem.
            Zamana yenik düşmeyecek sözler söylemek isterdim. Bir ayna: Hem önündekini yansıtan hem de arkasındakini gösteren.
            Ey sessiz çocuk-sırdaşın olmak isterdim kum saatinde birlikte akarken. Belki zamanı ters çevirmenin anlamsızlığı yerleşirdi usumuza. Yaşam geri dönüşümsüz düz bir çizgi. Mutluluksa yaşamdan sapmalar-ki neye yarar!
            Aşklar yaşamak isterdim taptaze kalacak. Ussuz bir beden. Yanmaya ne gereksinimi var ki külün?
            Hep sorageldik: Neresi başlangıç-neresi son! Ne gerek ar ki bunlara, işte amaç hep özlenen tatlı son-mutlu son-aşkların doruk noktası.
            Ey doyumsuz çocuk-eğer öğrenmeyi beklersen hiçbir şey öğrenemezsin. Eğer mutluluğu beklersen Afrodit gibi kıyıdaki o ak köpükleri yakalayamazsın!
            Ey hayalci çocuk-benim düştüğüm hatalara düşme sakın. Aradığın herşey senden çok uzak-yaşamımızı yönlendiren güneş kadar uzak! Mükemmelse insana özgü değil; bilesin.
            Sen-gel-beni dinle-ve uzat elini bahçeye şu gındırık pencereden. 
 
 
KENDİ KENDİNİ ÜRETMEK
            “Kendini üretmek” konusunda kısır kalmış insanlar sürüsü içerisinde yaşamanın baskısını gördüm gözlerinde. Onlar sana “bu da kim” diye alık alık bakarken, sen de onlara “ah bu geri kafalılar, ölmeden ölenler” diyerek bakıyordun.
            Ve yarın bu insanlar arasında fakat onlardan daha da uzaklaşmış hissedeceksin kendini. “Kendi-üretmen” arttıkça yalnızlığın daha da derinleşecek. Gevşeyen ve kopan tinsel zincirlerinin yerini alık bakışlar, haykırışlar, iftiralar alacak. Zaman zaman boğulur gibi olsan da sakın yılma. Bu bir başkalaşımdır sudan karaya çıkan kurbağa gibi. Bu yeni bir yaşamdır çimlenen tohum gibi. Bu bir fırlayış yaydan çıkan ot gibi.
            Durma çek tetiği; kendi tetiğini!
            Bu bir maya. Süt mayası gibi... yoğurt mayası gibi... şarap mayası gibi. Düşmüş bir kez içimize. Artık dönüşü yok: başkalaşacaksın ve kendi kendini ürete ürete hep yeni bir insan... hep yeni bir us... hep yeni bir tin; başkalaşan, gelişen, büyüyen fakat asla yok olmayan bir varlık olarak kalmaya devam edeceksin.
 
 
 
ALİ NESİM HOCA KİMDİR - Zeytinlik,1941

1941 Temblos (Zeytinlik) doğudu. Ankara Üniversitesi Dil, Tarih Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümünde okudu. İlkokul, lise öğretmenliği; Milli Eğitim Ve Kültür Bakan¬lığı'nda Talim Terbiye Kurulu üyeliği yaptı. Devlet Tiyatroları Müdürü görevinde bulundu. Yakın Doğu Üniversitesi'nde öğretim görevlisi ve tiyatro yönetmeni olarak çalıştı. 1972'de Ulusal Öykü Yarışması'nda üçüncülük, Lefkoşa Türk Belediyesi'nin öykü yarışmasında mansiyon (1983), Ulusal Öykü Yarışması'nda (1983) ikinciliği yanında ulusal ve uluslar arası bir çok ödülü vardır.      KIBATEK(Kıbrıs-Balkanlar-Avrasya Türk Edebiyatları Vakfı kurucularından ve bu vakfın Mütevelli Hayeti Başkan yardımcılığı ve Kıbrıs Türk Yazarlar Birliği Başkanlığı’nı görevlerini yürüttü.
 
YAYIMLANMIŞ ESERLERİNDEN BAZILARI
1.Kıbrıs Türk Edebiyatında Sosyal Konular (1986),Araştırma
2. Batmayan Eğitim Güneşlerimiz (1987) ,Araştırma
3.Şahmaran (1989) ,Öykü
4. Kıbrıslı Türklerin Kimliği (1990) ,Araştırma
5. Kıbrıs Türk Gençlik Hareketi (1999) ,Araştırma
6-1999'da Ah Şu Bizim Gençler adlı oyunu yazdı ve YDÜ Tiyatro Kulübü'nde sahnelendi.
7-Kıbrıs Efsaneleri,Kıbrıs Türk Yazarlar Birliği,Lefkoşa,2006. (İki dilli Türkçe-İngilizce , Şevket Öznur’la birlikte ) ayrıca bu eser 2012 genişletilerek Türkçe- İngilizce- Almanca olarak tekrar basıldı.
8- Yaşamın Güzelliklerini Keşfetin, (2006), Araştırma ,  Gökada Yayınları, Lefkoşa.
9- Kıbrıs Türk  Kültür ve Kıbrıs Efsaneler, Halkbilimi, Gökada Yayınları. Lefkoşa,  2010. Şevket Öznur’la birlikte ) ayrıca bu eser 2012 genişletilerek tekrar basıldı.
10-Templos-Zeytinlik, 2011, Araştırma.
11-Bir Zeytin Ağacının Feryadı, 2011, Şiir. İngilizce- Türkçe olarak yayımlanan kitap daha sonra İngilizce-Türkçe-Rumca ve Almanca olarak yeniden basıldı.
12-Kıbrıs’ta Namık Kemal Efsanesi Mağusa’da Bir Özgürlük Anıtı,2014, Araştırma, Şevket Öznur’la birlikte )
Ayrıca Şevket Öznur’la birlikte Yazarlar Birliği yayını olarak “Osman Türkay- Bildiriler” adlı bir de  kitap yayımladılar. Yine şiirlerinin ve öykülerinden bir kısım Azarbeycan’da kitap olarak yayımlandı.
 


 
 
 
banner342
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.