Gerilere dönüp bakacak olursak; anavatanımız Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’nin garantörlüğünde ilan edilen 1960 Kıbrıs Cumhuriyetini Rum-Yunan ikilisi Enosis hayalleri çerçevesinde Enosis’e giden bir basamak olarak görmüşler ve de ilk fırsatta bunu gerçekleştirmeyi hedeflemişlerdir..

Nitekim Rum lideri, Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Makarios, 13 maddeden oluşan anayasa değişiklik taslağını 30 Kasım 1963 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti hükümetine sunmuştur. 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasasına tamamen aykırı olan bu taslakta Cumhurbaşkanı ve Yardımcısının Veto haklarının kaldırılması, seçimlerin iki halk tarafından değil, Temsilciler meclisinin tümünce yapılması, ayrı belediyelere ve yargı organlarına son verilmesi yönündeki istekleri dikkat çekiciydi !..

Makarios bu değişiklik taslağını garantör devlet anavatanımız Türkiye ile birlikte İngiltere ve Yunanistan’a da iletmişti.. Anavatanımız Türkiye’nin ret yanıtı ile Kıbrıs hükümeti bu kez yabancı devletlerden olumlu ya da olumsuz bir yanıt beklemediğini , yapmış olduklarının yalnızca bilgilendirmek olduğunu duyurdu. Ayrıca İngiltere de adadaki dengeleri bozmak istememesi nedeniyle Makarios’a ümit desteği vermedi..

Kıbrıs Cumhuriyeti ve anavatanımız Türkiye arasındaki bu gerginlik doğal olarak adadaki iki halka da yansıdı. Gerginliğin artarak devam ettiği günlerde korkulan şiddet eylemleri yaşanmaya başladı. 21 Aralık 1963 gecesi Lefkoşa’nın Tahtakale Mahallesi’nde devriye görevinde bulunan Rum polislerin içinde Türklerin bulunduğu bir aracı durdurması ve arama yapmak istemesi üzerine , bunun Türklerce protesto edilmesine ateşle karşılık veren Rum polisi 2 Türk’ün hayatını kaybetmesine neden oldu..

Ertesi gün olayların devam ettiği saatlerde Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Makarios, Kıbrıs Radyosu’nda Garanti Antlaşması’nın geçerliliğini yitirdiği açıklamasını yaptı. Makarios’un bu açıklaması iki toplum arasındaki çatışmaların geri dönülmez bir biçimde artmasına neden oldu. Bu gelişme üzerine Türkiye; İngiltere ve Yunanistan hükümetleri nezdinde girişimlerde bulunarak Rum saldırılarının durdurulması için harekete geçmeleri isteğinde bulundu. Bu isteğin İngiltere ve Yunanistan tarafından olumlu karşılanmasıyla , üç devlet 24 Aralık 1963 tarihinde şu ortak bildiriyi yayınladı:

.. “Türkiye , İngiltere ve Yunanistan hükümetleri, Garanti Anlaşmasını imza eden devletler sıfatı ile Kıbrıs Hükümeti ile Türk ve Rum cemaatlerini halihazır karışıklara son vermeye müştereken çağırırlar. Üç hükümet bu gece ateş kesilmesi için uygun bir saatin tespitine ve her iki cemaatten buna riayeti istemeye Kıbrıs Hükümetini davet ederler. Üç hükümet ayrıca hukuk nizamının korunması lüzumunu göz önünde tutarak bugünkü durumu doğuran güçlüklerin halline yardım maksadıyla müştereken tavassutta bulunmayı teklif ederler..

..24 Aralık 1963 tarihinde Lefkoşa’da, Rum silahlı saldırıları sonucunda 24 Türk’ün hayatını kaybetmesi üzerine 650 kişilik Türk Askeri Alayı, 1959 Garanti Anlaşmalarına dayanarak Lefkoşa’nın Türk kesimini koruma altına aldı. Ayrıca, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, Ateşkes sağlanamaması durumunda bunun Türk silahlı kuvvetlerince sağlanacağı hakkında bir açıklama yaptı. Nitekim, bu açıklama paralelinde , 25 Aralık 1963 günü Türk Savaş Uçakları Lefkoşa üzerinde uyarı uçuşları gerçekleştirdi..

..Gelişmeleri Dışişleri Bakanı Feridun Cemal Erkin, TBMM’de şu cümlelerle nitelemişti: “Teşhisimiz , olayların mürettep olduğu ve hukuki alanda başarı elde edemeyeceklerini anlayan Kıbrıs Rumlarının işi bu defa fiili tecavüze dökerek Kıbrıs Türk halkını ve anavatanımız Türkiye’yi tahrik edip harekete sevk etmeyi gözettikleri merkezindedir..

..Anavatanımız Türkiye’nin bu kararlı tutumu ve Lefkoşa’daki İngiliz Yüksek Komiserinin de çabaları ile Makarios ile Temsilciler Meclisi Başkanı Klerides ve Savunma bakanı Osman örek ateşkes için anlaşmaya vardılar. Bu süreçte Yunanistan tarafından da desteklenmeyen Makarios, 26 Aralık 1963 tarihinde BM Güvenlik Konseyi’ni olağanüstü toplantıya çağırdı..

..Makarios’un iddiası Türkiye’nin Kıbrıs’ın toprak bütünlüğüne karşı bir tehdit oluşturduğuydu. Bu arada 30 Aralık 1963 tarihinde Lefkoşa’nın Türk ve Rum kesimlerini ayıran YEŞİL HAT çizildi.

Yeşil Hat örneğinde olduğu gibi Kıbrıs’ta düzeni sağlamak için geçici çözüm yollarına başvurulurken, İngiltere kalıcı tedbirleri kararlaştıracak bir konferansın Londra’da toplanmasını istedi. 15 Ocak 1964 tarihinde çalışmaya başlayan konferansa ; İngiltere, Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs Hükümetleri ile adanın Türk ve Rum Cemaatleri katıldı..

Konferansta Türkiye’nin tezi Zürih ve Londra Anlaşmalarının Kıbrıslı Türklerin güvenliğini sağlayamadığı, bu nedenle , coğrafi olarak ayrılmış, nüfus mübadelesine gidilmiş iki toplumlu Federatif bir devletin tek çözüm olarak görüldüğüydü. Bu bir anlamda Taksim tezinin yeniden gündeme getirilmesiydi..

..Rumlar ise adada yaşananların nedenleri olarak Kıbrıs anayasasını ve Türkiye’nin içişlerine karışmasını sağlayan anlaşmaları gösteriyordu. Konferans boyunca İngiltere, gerek hükümetler ve gerekse Kıbrıs Türk ve Rum halkları temsilcileriyle yapmış olduğu görüşmelerde uzlaştırma yönünde çaba göstermiş olsa da bir sonuç alınamadı ve de konferans 21 Ocak 1964’te sonuç alınamadan dağıldı..

..Konferansın dağılmasından 2 gün sonra 23 Ocak 1964’te Lefkoşa’da Bayraktar Camii bombalandı. Türk bölgelerini hedef alan Rum silahlı saldırıları yeniden başladı. Bu gelişmeler üzerine Türkiye BM Güvenlik Konseyi’ne başvurdu. 26 Şubat-04 Mart 1964 döneminde gerçekleşen görüşmeler sonunda Konsey özetle; üye devletlerin Kıbrıs’taki durumu daha da kötüye götürecek ve dünya barışını tehlikeye sokacak müdahalelerden sakınmalarını, Kıbrıs Hükümetinin şiddet eylemlerinin önüne geçmesini ve tarafların barış için gayret göstermeleri karar altına aldı. Alınan bu kararlar gerçekte Kıbrıs sorununun daha yıllar boyu çözülememesine neden olacaktı..

..Bunun da esas nedeni Rum yönetiminin Kıbrıs Hükümeti olarak kabul edilmesiydi. Böylelikle 1964 yılından itibaren 1960 yılında kurulan bağımsız Kıbrıs devleti fiilen de olsa Kıbrıs Rum devletine dönüştürülmeye başlanacaktı.. DEVAM EDECEK..