Kan çekmiş olacak Konetralı (Gönendere) bir çiftçi çocuğunun oğlu olarak adadayken toprakla pek işim olmamış olsa da evimizin bahçesinde uzunca bir süre ufak çapta çeşitli sebze ekim denemelerim oldu.
Bahçenin daha fazla güneş alan bir köşesinde 50-60 metrekarelik bir sebze bahçesi oluşturduk.
Küçük çapta da olsa toprakla ilgilenmeye başladıktan sonra, hayatın doğal akışında tanık olduğumuz birçok gelişmenin doğada da yaşandığını ve birçok gelişmenin sebebinin ve çözümünün doğada var olduğunu bu vesileyle gözlemlemiş oldum.
Doğa, inanılmaz bir öğretmendir. İlham vermek ve zamana meydan okuyan bilgeliği öğrenmek için her zaman hazırdır. Tüm bunları fark etmek, anlamak ve öğrenmek için farkındalık ve biraz da tevazu yeterlidir.
Kuzeydeki iç siyasetin geldiği noktayı doğadan bir tasvirle de anlatmak mümkün olduğunu tam da bu günlerde düşünür oldum.
Anlatayım.
Doğada, her yağan yağmurla su damlaları az eğimli bile olsa toprağı aşındırarak iz bırakır.
Daha sonraki yağmur damlaları da bu izi derinleştirerek toprak üzerinde yol yapar.
Toprak üzerinde kalıplar oluşturur.
Kuzeydeki siyaset ve devlet yönetimi yılların birikimi olan yanlış uygulamalarla oluşan ‘’kalıplar’’ sonucunda bu duruma geldi.
Her tepki verdiğimizi sandığımızda aslında değiştirsek de farkında olmadan ayni siyasileri seçtik.
Bunu toplumda fark edenler var ama azınlıktalar ya da sesleri çıkmıyor.
Doğada olduğu gibi umutla gelen yeni ve temiz yağmur damlalarıyla değişimi değil aslında aşınmayı daha da derinleştirdik.
Doğada benzeri bir durumla karşılaşınca genelde yapılan nedir diye düşündüm.
Gözümün önüne bizim sebze bahçesi geldi.
Her yıl ilkbahar çıkışında toprak üzerinde oluşan kalıpları ve yağmurun oluşturduğu eğimleri ortadan kaldırmak için ekilecek alanın tekrardan çapalanması ve tırmıkla tesviye edilmesi gerekir.
Siyasette, doğadaki ‘’tesviyenin’’ eşdeğeri olan partilerin kendilerini kongrelerinde yenilemeleri ve 4-5 yılda bir yapılan seçimler değil midir?
Doğadaki toprağın tesviye ihtiyacı ile siyasetteki kongre ve seçimler ayni işlevi görmüyor mu?
Ama bu ‘’tesviyenin’’ geciktirildiği veya yeterli olmadığı zaman partilerin bölünmesi ve siyasetteki yapının aktörleriyle ‘’tasfiyesi’’ yaşanır. Hatta eski sistemin topyekûn tasfiyesi de bunun bir parçası olabilir.
Nitekim bir iki sene sebze bahçesiyle yeterince ilgilenmediğim için bana her ilkbaharda yardımcı olan bahçıvanımız sebze bahçesindeki toprağı belli bir derinlikte kazıp değiştirerek yüklü miktarda gübreli yeni toprak getirmenin zamanının geldiğini söyledi.
Hoşuma gitmedi. Hatta zoruma gittiğini hatırlıyorum.
Masrafını bir kenara bırak, gerçekten ‘’gerekli mi’’ diyecek oldum.
‘’Geçmiş yıllarda yaptığımız gibi tesviye ile bu mümkün değil, toprak beton gibi oldu, deyip artık tasfiye gerekli’’ dedi bizim Samsunlu bahçıvan.
Anladım ki doğada tesviyenin yeterli olmadığı yerde tasfiye mecburiyet oluyor.
Bir noktadan sonra tasfiye olmazsa ısrarla ve iyi niyetle harcanan çabanın bile karşılığının olmayacağı er ya da geç anlaşılıyor.
Toplum olarak içine girdiğimiz girdaptan ve çukurdan nasıl çıkacağımızı bilmiyorum ama bu böyle gitmez.
Dedim ya doğanın kanunu.
Erteleyebilirsin ama düzgün bir şekilde verim almak istiyorsan, sistemi muhteviyatı ile birlikte büyük ölçüde tasfiye edip yeni bir sayfa açmaktan kaçamazsın.
Bu son cümledeki mesaj siyasetçiden daha fazla seçmen konumundaki vatandaş içindir.
Ha ama seçici konumundaki vatandaş ‘’yok böyle iyidir, bildiğimiz çürümüş ve kokuşmuş düzen içinde nemalanmak için sıranın bize gelmesi mücadelesine devam edelim’’ dediği sürece de demokrasi oyununun maliyetini artan bir şekilde ödemeye devam edeceğiz.