"Babanın mesleği nedir?"
Biz çocukken sınıfa yeni bir öğretmen gelirdi. Öğrencileri tanımak için sırayla hepsini ayağa kaldırıp kendisini tanıtmasını isterdi.
Buraya kadar normal...
Sonra konu aniden o çocuktan çıkıp öğretmen tarafından "babanın mesleği nedir?" sorusuna dönerdi.
Ben öğretmenlerin bu soruyu sormasına o zamandan beri anlam getiremedim ama yaşım ilerledikçe bu sorunun kötü niyetli bir soru olduğuna daha çok kanaat getirdim.
Birincisi; orada tanınmak istenen kişi babası değil, oradaki çocuktur.
İkincisi, belki çocuğun babası gerçekten de istenilmeyen bir işte çalışıyordur. Üçüncüsü de, çocuklar bu sorunun cevabını herkesin içinde utanarak söylemek zorunda kalıyorlardı.
Ben bir çocuğu biliyorum; babası gece kulübünde konsomasyon görevlisiydi. Sırf o öğretmenlerin patavatsız soruları yüzünden o çocuk çok travma yaşadı. İnanın ki öğretmenlerin %90'ı bu soruyu sorardı.
Öğretmenlerin bu patavatsız soruyu kasıtlı sormasının sebebi çoğunlukla aynıdır. Eğer ki çocuğun babasının ne iş yaptığını öğrenirse, onun ailesinin statüsünü de öğrenmiş olurdu ve çocuklar arasında rahat bir davranış ayrımı yapabilirdi.
Bunun sonunda gördüm ki; bazı öğretmenler kimi öğrenciye cici çocuk gibi davranırken, kimisine de fellah muamelesi yapıyordu.
Yaş büyüdükçe kavradığım bazı iğrenç olaylardan birisi de buydu.
Şimdi diyeceksiniz ki "her öğretmen kötü amaçlı sormuyordu!"
Sonuç kötüye gittiği zaman niyetin bir önemi kalmıyor. Bir doktor eğer ki elindeki ilacın vereceği sonuca emin olmadan iyi bir niyetle hastaya uygularsa, o hasta ölür. Sonuç daima niyetin önüne geçer.
(Tarkan Alpmut)
Karava’nın tepelerinde mağara şapellerini dolaştıktan sonra aklıma yıllar önce ziyaret ettiğim Ayyorgi/Karaoğlanoğlu'ndaki Ayios Phanentes mağarası geldi. Yolumu tekrar o küçük mağaraya çevirdim. Ayios Phanentes ilginç bir aziz. İsmi Yunanca phaneróno kökünden geliyor; yani “görünmek”, “ortaya çıkmak”. Kıbrıs’ta bu isim genellikle “zor zamanlarda ortaya çıkan, yardım eden aziz” anlamıyla anlatılır. Resmi hagiografide çok güçlü bir yeri olmasa da, adanın halk dindarlığında yaşayan o tuhaf ve güzel aziz kültlerinden biri. Bir rüya, bir mucize, bir ikonun “kendini göstermesi” ve ardından küçük bir mağara ya da kaya oyuntusunun kutsal bir mekâna dönüşmesi… Kıbrıs’ın erken Hristiyan inziva geleneği böyle küçük hikâyelerle doludur.
Bu mağara da tam böyle bir yer. Kaya Palazzo’nun hemen yanında, kayaların içine gizlenmiş küçük bir kutsal köşe. Yıllar önce geldiğimde kullanılmasına rağmen terk edilmiş gibiydi. Bu sefer gördüğüm kadarıyla birileri burayı sahiplenmiş ve iyi bakıyor. İçerisi temiz, ikonlar düzenli, mum izleri taze.
Daha da ilginci, burası artık yalnızca eski bir Ortodoks ziyaret yeri değil. Adaya son yıllarda yerleşen Rusların da ziyaret ettiği bir mekâna dönüşmüş. Mumlar, küçük ikonalar, bazen Rusça dualar… Ama sadece onlar değil; Müslüman ziyaretçiler de eksik değil.
Kıbrıs’ta bu tür yerlerin en sevdiğim tarafı da bu zaten. Resmi dinlerin, sınırların ve kimliklerin dışında kalan sessiz ortak kutsal mekânlar bunlar. Bir mağara, birkaç ikon, biraz mum ışığı… ve farklı insanların gelip aynı kayaya dokunduğu küçük bir barış hali.
Karava’nın kayalıklarında saklanan Ayios Phanentes, belki de isminin anlamını hâlâ sürdürüyor:
Gerektiğinde ortaya çıkan küçük bir kutsal hatırlatma gibi.
(Mete Hatay)
Türkiye 6 adet F-16’sını gönderdi. Geç bile kalınmış bir karar !!!! Ruma 1 haftadır gemisini uçağını göndermeyen ülke kalmadı !!! Salaklar hala farkında değiller onları gene kendi müttefikleri yakacak. Dünden beri tek dertleri Türkiye’nin gönderdiği f-16lar olmuş. bir hazımsızlıktır da gider .... bardon .... Ha bu arada Türkiye bizi korumak için gönderiyor yahu korkmayın bu kadar . Gerçi siz da haklı herkes gendinden bilir işi değil
(Sultan Kadı)


