Alsancak’taki ünlü konağın mesai dışı bir saatte aceleyle yıkılması, aslında tek bir binanın yıkımı değildi. O gece yıkılan, aynı zamanda bu adanın maddi hafızasına yönelik kolektif sorumluluk duygusunun da bir kez daha yerle bir edilmesiydi. Çünkü biz, uzun zamandır, mirasın korunmasını bir eylem değil, bir listeleme faaliyeti zannediyoruz. Oysa listelemek, korumak değildir; listelemek, çoğu zaman yalnızca yaklaşan ölümün bürokratik ön kaydıdır.
Kültürel miras kapsamına giren binaların tescillenmesi elbette gereklidir. Ancak bu tescil, eğer restorasyon, bakım ve sürdürülebilir kullanım politikalarıyla desteklenmezse, yalnızca geciktirilmiş bir çöküşün resmi ilanına dönüşür. Özellikle özel mülkiyet statüsündeki yapılar söz konusu olduğunda, koruma sorumluluğunun yalnızca mal sahiplerinin vicdanına veya finansal kapasitesine bırakılması, aslında devletin ve toplumun bu miras üzerindeki tarihsel yükümlülüğünden feragat etmesi anlamına gelir. Kültürel miras, hukuki olarak özel mülkiyet statüsünde olabilir; ancak ontolojik olarak her zaman kolektif hafızanın parçasıdır.
Bugün Lefkoşa surlariçinde, hem listelenmiş hem de listelenmemiş yüzlerce bina, gözlerimizin önünde yavaş yavaş ufalanmaktadır. Bu çöküş ani değil; aksine son derece bürokratik, son derece sıradan ve bu yüzden de son derece görünmez bir çöküştür. Bazı anıtsal yapılar Avrupa Birliği, UNDP veya Türkiye Cumhuriyeti Yardım Heyeti gibi dış aktörlerin müdahalesiyle restore edilmiş ve geçici olarak ölümün eşiğinden çekilmiştir. Ancak bu münferit kurtarma operasyonları, genel manzarayı değiştirmeye yetmemiştir. Çünkü Lefkoşa’nın asıl trajedisi, monumental olanın değil, sıradan olanın ölümüyle ilgilidir. Ve şehirler, anıtlardan çok sıradan binaların sürekliliğiyle yaşar.
(Mete Hatay)
Bir yüz çizersiniz; gözünü, kaşını, gülüşünü…
Ama insanı gerçekten resmeden; kalbindeki merhamet, sevgisindeki sıcaklık, güvenindeki huzur ve adaletindeki vicdandır.
(Sibel Dinçyürek)
Gururla yapılan bu haber, aslında utanılacak bir durum,
Demek ki,
Bu ülkede, karnı aç 227.000 kişi var.
Bir başka haberde,
Her porsiyon maliyeti 1.500 TL
Hesap edin
227.000x2.500= 340.500.000 TL günde.
(Üç yüz kırk milyon beş yüz bin TL)
30 gün ile de çarpınız, kaç milyar eder?
(Ülker Fahri)
HADE GELİN DESEM KAÇ KİŞİ OLURUZ?
Binlerce insan hergün İskele - Karpaz arasında seyahat eder. Mutlaka İskele - Boğaz yolundan geçer. Herkes de bu yoldan şikayet eder resim paylaşır. Ama kimseden tıs çıkmaz. Tek kulak veren İskele Belediyesi. Onun işi olmamasına rağmen sağolsunlar çukur doldururlar asfalt yamalarlar. Nereye kadar? Ambulans o yolda hasta taşır hasta daha da fenalaşır.
Simdi desek yasal yollardan başvuru yapıp izin alarak eylem düzenleyeceğiz farkındalık yaratalım acaba KAÇ KİŞI OLURUZ?
Vallahi agamin dediğinden LO LO LO.
(Hüseyin Cumaoğlu)
HRİSTODULİDİS KIVIRMALARI Masadan kaçmak için kıvırdıkça kıvıran Rum Yönetimi Başkanı Nikos Hristodulidis, Türkiye’nin Kıbrıs’ta iki devletli çözümden yana olduğunu belirterek, Tufan Erhürman’ın da aynı pozisyonda olması halinde bunu kamuoyu önünde açıkça ifade etmesi gerektiğini söyledi...
Tufan Erhürman öncelikle "siyasal eşitlik" diyor, bu Hrstodulidis de siyasal eşitliğe asla yanaşmıyor... 1960 Uluslararası Kıbrıs Andlaşmalarının da gerisinde Kıbrıs Türk halkına kendi Helen devletinde, asimilasyona açık azınlık hakları öngörüyor..
Asıl kendisi Kıbrıs Türkünün siyasal eşitliğini tanımadan hangi çözümün peşinde olduğunu açıklasa ya kamuoyuna...
(Ahmet Tolgay)