Erhürman’ın seçim sürecinde ve seçildikten sonra söylediğine ve yaptığına bakarsak CTP’ye uzak siyasi görüşe sahip olup Erhürman’a oy veren kesimde onunla ilgili bir sürpriz yok.

100 günlük görev süresi içerisinde Rum siyaseti ile ilgili Erhürman’ın söylemlerini takip eden, onu seçmekle CTP’nin alışageldik dogmasından kurtarıp onu “özgürleştirdik” duygusuna bile kapılır.

Nitekim Erhürman’a Kıbrıs sorununa yönelik yapılan eleştirilerin tümü de geçmişte liderliğini yaptığı parti içinden ve o cenaha yakın çevrelerden geliyor. Diğer taraftan da Erhürman aynı dünya görüşünde olduğu kesime Türkiye’nin desteği olmadan iktidarın yolunun nasıl açılabileceğini da göstermiş oldu. Devletin ve demokrasinin tabana yayılarak pekişmesi için bu da önemli bir kazanımdır. Diğer bir sonuç da Talat ve Akıncı’dan sonra onun da Federasyon ile ilgili bir ilerleme kaydedemeyecek olma olasılığıdır.

İlk 100 gün için söylenecek diğer bir husus da sanırım Türkiye Cumhuriyetinin, söyleyenin partisine ve geçmişte söylediklerine değil seçim sürecinde ve seçildikten sonra söylenene bakarak değerlendirme yapmakta fikir birliğine varmış olmasıdır. Neticede Erhürman’ın seçilmesi Türk dış siyasetine de koşullar oluşursa Kıbrıs sorununda manevra yapması için bir esneklik kazandırmış oldu. Kıbrıs Türkü’nün iradesini de öne sürerek kendi çıkarları için parkur değiştirmesi düne göre çok daha mümkün hale geldi. Türkiye iç siyasetinden gelecek olan eleştiriyi Kıbrıs Türkü’nün %63’lük iradesini öne sürerek dengeleyebilir. Türk kamuoyu o %63’ün nasıl oluştuğundan elbette büyük ölçüde bihaberdir.

Seçim gecesi yaşanan talihsiz Bahçeli kazasından sonra hangi üst akıl devletin çıkarlarını günlük siyasetin üstüne koymanın mantıklı ve marjinal da olsa değerli olduğunu anlatabildiyse, büyük bir iş başardı.

Anlayacağınız bizim yerli kamuoyu oluşturucularının bir iki tanesinin katkısıyla Erhürman yakın geçmişte benzeri görüşleri savunan Akıncı’dan farklı olduğuna, Türkiye’deki siyasi iradeye etki edenleri ikna etmiş.

Yoksa Türkiye’nin bugünkü siyasi koşullarında CHP genel başkanı ile yakın samimiyet ve Halk TV’ye Uğur Dündar ile röportaja çıkması iki okka bal ile yenmez.

Erhürman’ın Akıncı’dan ayrıştığı nokta da federasyona olan inancı ya da iki devletli çözüme karşı olması değil. En son söyleyebileceğini baştan söylememekteki disiplini ve Türkiye ile polemiğe girmemeye yeminli olmasıdır. Erhürman’ın başörtüsü konusu ile ilgili verdiği demecin tonu ve seçime müdahaleyi doğru bulmadığını, seçim sürecinde söyleme cesaretini gösterememesi, benim bilgi dağarcığıma park ettiğim bir kaygıdır. Erhürman’daki bu yaklaşım doğru konjonktürü beklemek adına bir sabır göstergesi mi? Bunu da ancak Türkiye’deki olası bir iktidar değişimiyle oluşacak konjonktür ile görmüş olacağız.