Bungalovda zorla fuhuş
Bungalovda zorla fuhuş
İçeriği Görüntüle

Lefkoşa’da 7 yıl önce Gesfi Döviz Bürosu’nun sahibi Gökhan Naim’in öldürülüp, tasarrufundaki yüklü miktardaki paranın çalınması olayında cinayet sanıkları arasında yer alan Ali Hassan Gahzla’nın, 20 yıl hapis cezasına mahkum edilmesi, ailesinin büyük tepkisini çekti.

Gökhan Naim’in kızı İlgi Naim, “Bir canın bedeli 20 yıl mı?” diye isyan etti.

İlgi Naim, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda “Bu karar adalet değildir. Bu, açık bir adaletsizliktir” dedi.

İlgi Naim’in paylaşımı şöyle:

“13 Mart 2019.

Babam Gökhan Naim’in, evimizin önünde, güpegündüz, annemin gözleri önünde planlı ve acımasız bir şekilde katledildiği; hayatımızın altüst olduğu, hafızamızdan asla silinmeyecek o kara gün. Bu olay ne bir tesadüf ne de anlık bir gelişmeydi—bu, açıkça organize edilmiş bir cinayetti.

Bugün, (önceki gün) yıllardır umutla beklediğimiz davanın sonucu, acımızı bir kez daha derinleştirdi. Yaklaşık altı yıl süren yargılama sürecinin ardından Lefkoşa Ağır Ceza Mahkemesi, sanık Ali Hassan Gazla hakkında “taammüden adam öldürme” suçundan beraat kararı verirken, yalnızca 20 yıl hapis cezasına hükmetti.

Mahkeme, olay anına ait kamera kaydının bulunmaması ve zanlının olay sırasında 17 yaşında olması gerekçesiyle “tasarlayarak adam öldürme” suçunu kabul etmedi. Ancak soruyorum:

Babamın günlerce, hatta haftalarca takip edilmesi,

Bu takibin sokak kameralarıyla sabit olması,

Olayın bir gün ertelenip ertesi gün bilinçli şekilde gerçekleştirilmesi,

Annemin olaya birebir şahit olması,

Babamın para çantası henüz alınmadan önce balta ile etkisiz hale getirilmesine rağmen, yerde kanlar içinde yatarken bile ateş edilmeye devam edilmesi,

Ve ölümüne neden olan, atar damarına hedef alınan son iki kurşununda, çanta alındıktan sonra dahi sıkılmaya devam edilmesi…

Tüm bunlar tasarlanmış bir cinayetin açık kanıtları değilse, nedir?

Bu kişiler bu suçu işlemek için aylar öncesinden Kıbrıs’a geldi. Sosyal medya hesapları incelendiğinde, ileri düzey silahlarla eğitim yaptıkları açıkça görülüyordu. Babam yaklaşık bir ay boyunca sistemli şekilde takip edildi. Olay günü ise cesaret almak amacıyla kokain kullandıkları, araçta bulunan kalıntılarla tespit edilerek mahkemeye delil olarak sunuldu.

Her şey planlıydı, her şey organizeydi. Buna rağmen hâlâ “tasarlama yok” deniliyor.

Daha da vahimi, bu cinayetin asıl organizatörü ve azmettiricisi olan Zahid Masood hakkında hiçbir işlem yapılmadı. “Tanınımayan bir ülkede işlenmiş suç” gerekçesiyle Interpol tarafından dahi aranmadı. Şu an nerede olduğu bilinmiyor—belki de bizim acımızla ve bizden çalınanlarla rahat bir hayat sürüyor.

Babamı hedef gösteren ve en az katiller kadar sorumluluk taşıyan eski çalışanımız Sema Hadzhiyska, cinayetten ancak bir buçuk yıl sonra sorguya alındı ve “delil yetersizliği” gerekçesiyle serbest bırakıldı. Oysa katiller, ilk ifadelerinde, yanımızda çalışan yabancı uyruklu bir kadının kendilerine bilgi sızdırarak muhbirlik yaptığını açıkça dile getirmişti. Olay sırasında tek yabancı uyruklu kadın çalışanımızın o olmasına rağmen, polis kendisini ancak 1,5 yıl sonra sorguya çağırdı; bu süreçte ise delillerin ortadan kalkmasına adeta göz yumuldu.

Bugün o kişi elini kolunu sallayarak KKTC’ye giriş çıkış yapabiliyor. Biz ise kendi ülkemizde korkuyla yaşamaya mahkûm edildik.

Üstelik bu kişinin üzerinden çok sayıda kredi ve banka kartı çıkmıştı. Asgari ücretle çalışan birinin üzerinde bu kadar kart bulunması başlı başına bir şüphe değil midir? Ancak ne yazık ki bu da sorgulanmadı.

Eğer polis görevini zamanında ve eksiksiz yerine getirip ofis içi kamera kayıtlarını toplasaydı, bugün o kişi de hesap veriyor olacaktı.

Soruyorum:

Bir insan hayatının bedeli 20 yıl mı?

Bu kadar açık bir planlama nasıl görmezden gelinebilir?

Bu olay yaşandığında ben henüz 18 yaşıma gireli bir ay bile olmamıştı. Şimdi soruyorum: Katillerin 17 yaşında olması cezayı hafifletmek için gerekçe sayılırken, kurbanın çocuğunun yaşı neden hiç dikkate alınmıyor? Benim babamla geçireceğim bir ömrün elimden alınmasının bedeli gerçekten sadece 20 yıl mı?

Söylenecek çok söz var. Ancak artık ne benim, ne annemin ne de kardeşimin gücü kaldı. Kendi ülkemizde yabancılaştık; güvenimiz ve inancımız sarsıldı.

Yedi yıl geçti. Acımız dinmedi, aksine büyüdü. Ve bu insanların çok değil, 13 yıl sonra aramızda dolaşacak olması, adalete olan inancımı tamamen yok etti. Bu karar adalet değildir. Bu, açık bir adaletsizliktir. Lütfen artık sesimizi duyun. Vicdanınızla hareket edin ve adaletin, en azından bir nebze olsun yerini bulmasına yardımcı olun.”

OLAY NASIL OLMUŞTU?

Gesfi Döviz Bürosu’nun sahibi 52 yaşındaki Gökhan Naim, Lefkoşa’da Ortaköy bölgesinde 13 Mart 2019 tarihinde, evinin önünde aracından elinde para dolu çantayla indiği sırada Pakistanlı çete tarafından silahlı saldırıya uğramıştı. 4 kurşunla vurularak ağır yaralanan Naim, Lefkoşa Dr. Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesi’nde yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamamıştı. Silahlı soygunu gerçekleştiren saldırganlar, Gökhan Naim’in tasarrufundaki 112 bin sterlin, 170 bin Euro ve 800 bin TL olan parayı çalmıştı.
Silahlı saldırıda kullanıldığına inanılan 9 milimetre çapındaki tabanca cinayet mahallinin 100 metre yakınında tespit edilmişti. Sanıkların olay yerinden kaçtıkları beyaz renkli araç ve kiralık araç farklı bölgelerde belirlenmişti.