Neysa, eyidir hoştur bu eyay, beğendik pek çok şekilde da kullanırık, memnunuk.
Da napacayık bu bazı abaların, deyzelerin kendilerini 30 - 40 yaş genç gösterip bir da top model vücut ve güzelliğiyle yapmaları meselesini?
Profil fotoları, bir sürü paylaşım eyaylı fotoynan gırla gider.
Hayır 10 - 15 yaşa kadar gençleştirmeyi ve biraz estetik rötuşu tolere edebilirik da ondan sonrası hazımsızlık yapar yahu?
Acaba cidden öyle görürler kendilerini?
Yerik ama sindiremeyik.
(Cenk Özdağ)
BİR HATA İKİ DEFA YAPILIR MI?
Rutherford un atomu bulmasından sonra, bunun üzerinde çalışan bilim adamları, çekirdekte ve etrafında dönen elektronlar da enerji yükü olduğunu buldular.
Bunu insanlığın yararına geliştirirken,
Radioaktif maddelerde çekirdeğin parçalanmasının, zinncirleme reaksiyonlara neden olacağını ve kontrol edilemeyecek enerji açığa çıkacağını da buldular. Atom bombası.
Bunun insanlık için büyük bir tehlike olduğunu bile bile yaptılar. ENGELLEMEDİLER.
Ve şimdi bu tehdit altında yaşıyoruk.
Dün YAPAY ZEKA ile ilgili yazıma gelen yorumlardan anlıyorum ki, Atom bombasında yapılan HATA, yapay zekada da tekrarlanıyor.
İnsanlığın yararına olacak bir buluş olan YAPAY ZEKA, giderek insanlığın kontrolünden çıkıyor.
İnsanlığa bir tehdit , hatta onun yok oluşuna sebeb olacak bir hedefe doğru gidiyor. Bunu yavaşlatalım diyorlar. Kim kontrol edecek. Durdurmak daha kolay.
Atom bombasındaki hataya paralel, Yapay Zekadaki hatada devam edecek gibi.
Niye bir hatadan ders alınamıyor. Bunu sağlayacak bir organizasyon, sistem geliştirilemiyor??
(Yücel Dolmacı)
Nasihatlı YORUM.
Çok eski zamanlarda bir dağda bir ormancı vardı. Çocuklarının rızkını evinin ihtiyaçlarını odunculukla gerçekleştirirdi.
Mutluydu ama mutsuz yanları da vardı. Mutsuz yanlarından biri oglunun tembel beceriksiz bencil bir kişiliğe sahip olmasıydı. Ormancı hep oğluna "sen adam olamayacaksın "derdi.
Yıllar yılları kovaladı oğlu kaçıp şehre yerleşti ve ondan hiç haber alamadı.
Birgün padişahın dört atlısı geldi dağ evine. İhtiyara "hazırlan vezirin huzuruna gideceksin" deyip ihtiyar oduncuyu 3 gün 3 gece dağ bayır yürüterek saraya getirdiler. Vezirin huzuruna çıkardılar. Vezir şaşalı bir tahta oturmuşihtiyara yüksekten bakıyor. İhtiyara sormuş "beni tanıdın mı? "ihtiyar oduncu bakmış bakmış çıkaramamış. "Tanımadım" demiş. Vezir gürleyen bir sesle "nasıl tanımazsın ben senin oğlunum, hani bana adam olamazsın derdin ya, bak koskoca vezir oldum" demiş. Yaslı oduncu dikkatle bakınca oğlunu tanımış. Vezire dönerek "doğru diyorsun ben sana vezir olamıyacaksın demedim, adam olamayacaksın" derdim demiş ve eklemiş "Sen vezir olmuşsun ama adam olamamışsın. Adam olsan bu son günlerini yaşayan babanı 3 gün 3 gece yürüterek ayağına getirmezdin" demiş.
Şimdilerde kral yok, vezir yok ama küçük dağları ben yarattım diyen birçok insan var. Taht yok makam var. Ama o makam halkın makamıdır. Halk iradesini ortaya koyduğunda o makamı değiştirir. Ormancının dediği gibi adam olanları halk bağrına basar ama oğlu gibi vezir olanlara selam bile vermez. Kısaca bir secim havası esiyor. Özellikle yeni siyasete atılanlar çok dikkatli olsun. Gün gelir bakan olursa, müsteşar müdür belediye başkanı olursa oduncunun lafına kulak versinler.
(Hüseyin Cumaoğlu)
Şiddet önce dilde başlar.
Şiddet, tetiğin çekildiği ya da bıçağın saplandığı gün başlamıyor.
“Kadının yeri evidir.”
“Kadın kısmı susar.”
“Karı gibi ağlama.”
“Kadının namusu…”
“Kızını dövmeyen dizini döver.”
“Kadın kısmının aklı ermez.”
“Eksik etek.”
“Elinin hamuruyla erkek işine karışmak.”
Bu sözlerle büyüyen çocuklara yalnızca cümleler değil, eşitsizlik de öğretiliyor. Kadın itaat etmeli, erkek hükmetmeli; namus kadının, güç ve karar hakkı erkeğin meselesiymiş gibi anlatılıyor.
Bir erkek çocuğa “sözünü geçireceksin”, “kadın dediğin susar” denirse, kontrolün ve üstünlüğün erkekliğin parçası olduğu öğretiliyor.
Sonra o çocuk büyüyor; kocamız, babamız, kardeşimiz ya da arkadaşımız oluyor. Kadın öldürülmeden önce çoğu zaman değersizleştiriliyor; şiddet başlamadan önce eşitsizlik öğretiliyor.
Bu yüzden yalnızca üzülmek ve kınamak yetmez. Eşitlik ve şiddetsiz iletişim ailede başlamalı, okullarda bilinçli ve sürekli biçimde öğretilmelidir.
(Eralp Şerifoğlu)