Ayaklı Gazete

Sosyal Medyanın Sesi

Abone Ol

Eski Yüksek Mahkeme Başkanı Narin Şefik'in 2022 seçimlerinden sonra yaptığı uyarıyı hatırlayan var mı?

O seçimde ilk kez uygulanan ada geneli çarşaf oy sistemi nedeniyle sayım işlemleri saatlerce sürmüş, sonuçların açıklanması neredeyse 24 saati bulmuştu. Sayım kurullarının yaşadığı zorlukları gören Narin Şefik de boşuna "İnşallah bu sistemle yapılan son seçim olur" dememişti.

Aradan çok zaman geçmedi. Sistemin yarattığı sorunlar da ortadan kalkmadı. Tam tersine herkes yaşananları unutmuş gibi davranıyor.

Şimdi ise aynı hükümet, zaten son derece karmaşık olan ada geneli çarşaf oy sisteminin üzerine bir de yerel seçimleri eklemeyi tartışıyor. İnsan ister istemez soruyor: Amaç gerçekten seçim yapmak mı, yoksa seçimleri içinden çıkılmaz hale getirmek mi?

Bir yanda milletvekilliği seçimleri, diğer yanda belediye seçimleri. Yüzlerce aday, yüzlerce tercih işareti, karmaşık sayım süreçleri... Bu kadar ağır bir yükün altından seçim kurulları nasıl kalkacak? Sayımda çalışacak yeterli insan bulunabilecek mi? Sonuçların güvenilirliği nasıl sağlanacak?

Daha da önemlisi, neden?

Demokratik ülkelerde seçim sistemleri sadeleştirilir, anlaşılır hale getirilir ve hata payı azaltılır. Bizde ise tam tersi yapılıyor. Seçim güvenliğini güçlendirmek yerine riskler büyütülüyor.

Maliyet açısından mantıksız. İdari açıdan sürdürülemez. Güvenlik açısından ise ciddi soru işaretleri yaratıyor.

Bu noktada artık teknik bir tartışmanın ötesindeyiz. Hükümetin neden böylesine karmaşık, yönetilmesi zor ve tartışmalı bir seçim düzeninde ısrar ettiğini sorgulamak gerekiyor.

Eğer gerçekten demokratik ve güvenilir bir seçim hedefleniyorsa, önce seçim sistemi gözden geçirilmeli, ada geneli çarşaf oy uygulaması yeniden değerlendirilmeli ve ancak ondan sonra sandık takvimi konuşulmalıdır. En kolayı eski sisteme dönme olabilir.

Aksi halde seçim günü yaşanacak kaosun sorumluluğunu bugünden üstlenmiş olurlar.

(Mete Hatay)

Ülkede ekonomik kriz varmış! Bence düzenbazlık var.
Kirli para da hiç az değil hani! Ve hırsızlar da çok kalabalık.

(Eralp Şerifoğlu)

YERLİ İŞÇİ BULAMAMAK: Türkiye ekonomi haberlerini izliyorum… Güncel bir haber: Malatya'nın tescilli ve ünlü dalbastı kirazında hasat mevsimi başladı. Türkiye piyasasında kilogramı 70 ila 120 TL arasında alıcı bulan, meşrubatta ve gıda sektöründe de yararlanılan aromasıyla ünlü bir kiraz türü… Bu ürüne talep her geçen gün artarken, üreticiler günlük 3 bin TL yevmiyeye rağmen çalışacak işçi bulamamaktan yakınıyorlar...

Çok tanıdık bir sorun… Değil mi?.. Birçok ülkede olduğu gibi, bizim ülkemiz KKTC’de de, olumsuz etkilerini gösteren bir sorun…

Üretim ve hizmet sektöründe yerel işçi bulamamak!..

Ve bu olumsuzluk karşısında az gelişmiş yoksul ülkelerden boyuna işçi ithal etmek…

Sonra da hep bir ağızdan yakınmak: Ortalık yabancılarla doldu, ortalık yabancılardan geçilmez oldu…

Nasıl böyle olmasın ki?.. İşçi sınıfının yok olduğu, yerel emekçinin ille de iş tercihi yaptığı bir düzen… Herkes, o bağlamda yeteneği var ya da yok, beyaz yakalı olma peşinde…

Tabii ki, bu arda son derece tutumlu bir yaşam sürdüren, yarı aç, yarı tok, bir lokma bir hırka modunda, pek çoğu işveren lojmanlarında yaşam sürdüren o on binlerce iş gücü de, kazandığı tüm parayı kuruşuna dek dövize çevirip kendi ülkesine transfer ediyor?..

Ayda kaç milyon dolar acaba?..

Bu olay da, milli servet bağlamında, durumun mali boyutu..

(Ahmet Tolgay)