Politis gazetesinde Stavros Andoniyu imzasıyla yer alan görüş yazısında, liderlerin New York’ta gerçekleştirdikleri temaslar irdelendi.
Yazıda “Kıbrıs Rum kesiminin Kıbrıs Türk heyetine karşı uyguladığı dışlama taktiği gerçekten yardımcı oldu mu? Eğer biriyle görüşme yapmak istiyorsunuz, o halde onun sinirlenmesine neden olan hareketlerden kaçınırsınız. Sağduyu bunu gerektirir” ifadeleri kullanıldı.
İki liderin BM Genel Kurulu için New York’a kadar gittiklerini ve New York’ta BM Genel Sekreteri Antonio Guterres yanı sıra Guterres’in Kıbrıs sorunuyla ilgili kişisel temsilcisi Maria Angela Holguin’le ayrı ayrı temaslarda bulundukları belirtilen yazıda, ancak liderlerin Kıbrıs’a Güven Yaratıcı Önlemlerle (GYÖ) ilgili bir anlaşmaya bile varmadan “boş valizlerle” döndüklerine işaret edildi.
Yazıda “liderlerin ileriye doğru herhangi bir adım atmaya cesaret edemedikleri gibi karşılıklı sorumluluk yükleme döngüsünü de başlattıkları ve Kıbrıs halkına en karamsar mesajları gönderdikleri” de ifade edildi.
Yazının devamında “New York’taki temaslardan hiç sonuç alınamamasının suçlusu kimdir? İki liderin de sorumluluğu var. BM Genel Sekreteriyle üçlü bir görüşme yapılmasına ilişkin perspektifler meydana getirilmesi amacıyla, iki liderden biri herhangi bir olumlu hamlede bulunabilirdi” ifadelerine de yer verildi.
Kıbrıs sorunundaki diyaloğun yeniden başlamasına ilişkin uygun şartlar meydana getirilmesinin yalnızca iki liderden birinin sorumluluğu olmadığı ve olmayacağı vurgulanan yazıda, bazen çıkmazın aşılması için tek taraflı bir hareketin yeterli olduğu aynı zamanda her daim olumsuz olguları çürütecek veya en azından karşı tarafı zor durumda bırakacak ani hamlelerin olma olasılığının da bulunduğu belirtildi.
Dolayısıyla her iki taraf için de hiçbir açıdan mazeret olmadığı ve herkesin süreci ilerletmesi gerektiğine işaret edilen yazıda, diğer toplum bu hatayı yapsa dahi kimsenin küçük ayrıntılara takılıp kalmaması ve bir meseleyle ilgili büyük resmi veya özünü kaçırmaması gerektiği kaydedildi.
Vatandaşların da kendi liderliklerine karşı daha katı olmaları gerektiği ifade edilen yazıda, Kıbrıslı Rumların liderlerini izleyip hareketlerini değerlendirmeleri gerektiği ve Kıbrıslı Türklerin de aynı şeyi, yapması gerektiği belirtildi.
Yazı şöyle devam etti;
“Kıbrıs Rum toplumunun lideri New York’ta nasıl davrandı? Hükümet kaynakları Hristodulidis’in üçlü bir görüşme yapılmasını önerdiğini ancak bu öneriyi Kıbrıs Türk liderinin kabul etmediğini sızdırdılar. Hükümetin göndermek istediği mesaj Tufan Erhürman’ın olumsuz Rum Yönetimi Başkanı Nikos Hristodulidis’in ise olumlu olduğuydu. Elbette Kıbrıs Türk lideri Rum kesiminin New York’ta yabancı diplomatik misyonlara Kıbrıs Türk heyetinin üyeleriyle görüşmeme çağrısında bulunduğu konusunda suçlama bulundu. Sorulması gereken soru, Kıbrıs Rum tarafının tutumunun liderlerin BM Genel Sekreteriyle üçlü bir görüşme gerçekleştirilmesi için olumlu ortam yaratılmasına katkıda bulunup bulunmadığıdır. Kıbrıs Rum kesiminin Kıbrıs Türk heyetine karşı uyguladığı dışlama taktiği gerçekten yardımcı oldu mu? Eğer biriyle görüşme yapmak istiyorsunuz, o halde onun sinirlenmesine neden olan hareketlerden kaçınırsınız. Sağduyu bunu gerektirir. Bu nedenle en nihayetinde iletişim yönetiminin diyaloğun yeniden başlamasına ilişkin koşullar meydana getirilmesi ihtiyacının önüne geçip geçmediği sorusu ortaya çıkıyor. Bu yakında ortaya çıkacak. Mesele şu ki Antonio Guterres’in görev süresi 3 ay sonra sona eriyor ve biz bu treni de kaçırıyor gibi görünüyoruz.”




