Araştırmacı yazar Mete Hatay, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, son dönemde oto galerilerini hedef alan haraç iddiaları ve silahlı saldırıların ardından yürütülen kamuoyu tartışmalarını eleştirdi.
Mete Hatay’ın paylaşımı şöyle:
“Bir süredir araba galerilerine yönelik haraç istenmesi, son olarak da 16 yaşında bir tetikçinin iki galeri çalışanını vurması haklı olarak büyük bir infial yarattı. Televizyonlar, sosyal medya, köşe yazıları aynı noktada kilitlendi: “Kimlikle giriş kaldırılsın mı, güvenlik zayıf mıydı?”
Kolay sorular bunlar. Ve ne yazık ki en işlevsiz olanlar da bunlar.
Asıl soruya gelince herkes susuyor: Neden galeriler?
Bir bakkal değil, bir berber değil, bir kırtasiye değil de neden oto galerileri haraç için bu kadar cazip?
Bu tesadüf değil.
Galeriler uzun zamandır piyasada yüksek meblağın el değiştirdiği, ama denetimin görece zayıf olduğu alanlar olarak biliniyor. Elden ödeme, şişirilmiş satış bedelleri, hayali alım-satımlar, üçüncü kişiler üzerinden dönen paralar… Bunların sektörde bir sır olmadığını herkes biliyor ama yüksek sesle söylememeyi tercih ediyor. Çünkü konu açıldığında iş kara paraya, oradan da sistemin kör noktalarına dayanıyor.
Haraç dediğiniz şey, çoğu zaman “güçlü olanın zayıftan zorla para alması” değildir sadece. Bazen kirli paranın koruma bedelidir. Bazen “ben buradayım, sen de buradaysan payını verirsin” mesajıdır. Yani mesele sadece suç değil; suçla barışık bir ekonomi meselesidir.
16 yaşında bir çocuğun eline silah tutuşturulması elbette başlı başına bir felaket. Ama o çocuğu konuşup, onu oraya getiren ekonomik ve kriminal ekosistemi konuşmazsak, yarın başka bir çocuk çıkar. Kimlikle girişi yasaklarsınız (zaten 16 yaşında biri adaya geldiyse pasaportla gelmiştir), turnike koyarsınız, kamera eklersiniz… Ama kara para akıyorsa, o kapılardan suç zaten içeri çoktan girmiştir.
Bugün herkes “güvenlik” diyor. Oysa mesele denetim.
Herkes “kamera” diyor. Oysa mesele mali şeffaflık.
Herkes “tetikçi” diyor. Oysa mesele tetikçiyi anlamlı kılan düzen.
Galerilerden neden haraç isteniyor sorusu, aslında çok daha rahatsız edici bir soruya açılıyor:
Bu ülkede bazı sektörler neden uzun süredir gri alan olarak bırakılıyor?
Ve daha önemlisi: Kimler bu griliğin sürmesinden fayda sağlıyor?
Bu sorulara cevap vermeden yapılan her tartışma, suçla yüzleşmek değil, onu estetik bir korku hikayesine dönüştürmektir. Ve o hikayelerin sonu genellikle aynıdır: Bir çocuk daha, bir silah daha, birkaç “çok yazık” cümlesi… Bir kaç kamera daha takılır. Birkaç güvenlik firması iş yapar. Sonra herkes işine bakar.
Ta ki bir sonraki infiale kadar.”




