Dr. Büşra Üzehan yazdı:
İran’a yönelik saldırı ve buna eşlik eden görüntüler, uluslararası siyasetin en tartışmalı alanlarından birini yeniden gündeme taşıdı: Özgürlük adına yapılan müdahaleler gerçekten ne kadar özgürlük getirir? Ve içeride baskı altında tutulan bir toplum, dış müdahalelerle mi rahatlar, yoksa daha büyük kırılmaların eşiğine mi sürüklenir?
Özellikle kız çocuklarının eğitim gördüğü bir okulun vurulduğu yönündeki haberlerin hiçbir siyasi veya askeri gerekçeyle savunulması mümkün değildir. Savaşın bile hukuku vardır. Sivillerin, özellikle çocukların bulunduğu eğitim kurumlarının hedef alınması, hangi taraftan gelirse gelsin, uluslararası insancıl hukukun en temel ilkeleriyle çelişir.Uluslararası insancıl hukuk son derece nettir: Çocukların, sivillerin ve eğitim kurumlarının korunması esastır. “Kadınlara özgürlük” söylemiyle yola çıkıp kız çocuklarının bulunduğu bir okulun zarar görmesi, en hafif ifadeyle derin bir meşruiyet krizidir. Özgürlük söylemi, en kırılgan hayatlara zarar verdiği anda ahlaki üstünlüğünü kaybeder. Çünkü özgürlük söylemi, en zayıf halkaya zarar verdiği anda ahlaki zeminini kaybetmeye başlar.
Ancak tabloyu sadece dış müdahale ekseninde okumak da eksik olur. İran’da uzun süredir özellikle kadınlar ve gençler üzerinden yükselen toplumsal huzursuzluk, yönetim ile toplum arasındaki mesafenin açıldığını gösteriyor. Bu gerçekliği yok saymak, sahadaki sosyolojik zemini görmemek olur.Sokak protestoları, diaspora tepkileri ve içeriden yükselen memnuniyetsizlik dalgaları, bir yönetim krizine işaret ediyor.
Uluslararası hukuk da siyasi etik de bize şunu söyler: Baskıcı yönetimler eleştirilebilir; ancak bu, sivillerin zarar göreceği dış müdahaleleri otomatik olarak haklı kılmaz.Dış güçlerin “özgürlük” dilini kullanırken sahadaki insani bedeli gerçekten gözetip gözetmediği artık daha yüksek sesle sorgulanmalıdır. Çünkü özgürlük, bombaların gölgesinde inşa edilmez.
Bugün ihtiyaç duyulan şey daha fazla slogan değil, daha fazla sorumluluktur. Hem müdahale edenler için hem yönetenler için… Hem de bu karmaşık bilgi çağında gerçeği arayan bizler için.




