KKTC’de yaklaşan seçim atmosferiyle birlikte artan siyasi hareketlilik, ekonomik vizyonsuzluk tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı.

Siyasetin içi boş söylemler ve sosyal medya şovlarıyla yürütüldüğünü ifade eden Ekonomist Mehmet Saydam, hem iktidarın hem de muhalefetin ülkenin gerçek sorunlarına yönelik somut, ölçülebilir ve uygulanabilir bir ekonomi programı sunamadığını belirtti.

“SLOGANLAR KARIN DOYURMUYOR”

HALKIN SESİ Genel Yayın Yönetmeni Ali Fahrioğlu’na açıklamalarda bulunan Mehmet Saydam, siyasi partilerin “ekonomiyi düzelteceğiz”, “üretimi destekleyeceğiz” ya da “reform yapacağız” gibi genel geçer vaatlerle halkı oyaladığını kaydetti.

Bu yaklaşımın bir ekonomi politikası olmadığını savunan Saydam, şu kritik soruların cevapsız kaldığını vurguladı:

“Hangi reform, ne zaman, kaç milyon TL kaynakla ve kiminle uygulanacak? Bütçe nedir, finansman nereden bulunacak ve başarı hangi takvimle ölçülecek? Seçim kazanmak ile ülke yönetmek aynı şey değildir.”

“30 YILDIR AYNI YÜZLER: MECLİS’İN ÇOĞUNLUĞU DEĞİŞMELİ”

KKTC Meclisi’ndeki mevcut yapıyı sert sözlerle eleştiren Mehmet Saydam, son 10 ila 30 yıldır ülkeyi yöneten aynı milletvekili kadrolarının KKTC’yi tıkanıklığa sürüklediğini ifade etti. Saydam, “Meclis’te yer alan 50 vekilin çoğunluğunun değişmesi şarttır. İktidar da muhalefet de yıllardır aynı isimlerle bu ülkeyi yönetti ve gelinen nokta ortadadır” diyerek siyaset kurumunda köklü bir değişim çağrısında bulundu.

SİYASİLERE 2027 ÇAĞRISI: “RAKAM VE TAKVİM AÇIKLAYIN”

2026 yılının kalan aylarının da seçim hesaplarıyla harcanması durumunda 2027’ye hazırlıksız girileceğini ve bunun ağır sosyal bedelleri olacağını belirten Saydam, şu uyarılarda bulundu:

“Plansızlığın bedelini kapanan işletmeler, eriyen satın alma gücü ve ülkeyi terk eden gençler ödemektedir.

İktidar ve muhalefet, 2027 yılına dair büyüme hedeflerini, enflasyonla mücadele planını, kamusal açıkları kapatma yöntemlerini ve bütçelendirilmiş teşvik paketlerini derhal topluma açıklamalıdır.

Açıklanacak programların bir yıl sonra toplum tarafından denetlenebileceği şeffaf bir takvim sunulmalıdır.”

Ekonomist Mehmet Saydam’ın değerlendirmesi şöyle:

“KKTC’nin kaybedecek zamanı kalmadı.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti bir kez daha seçim atmosferine girdi.

İktidar seçime odaklanmış, muhalefet seçime odaklanmış, siyaset neredeyse tamamen sandık hesabına kilitlenmiş durumda. İktidar ve Muhalefet her gün toplantılar, açıklamalar yapılmakta, demeçler verilmekte ve aynı yuvarlak cümleler ile içi boş söylemleri hiç çekinmeden tekrar ederek sanki de atomu parçalamanın formülünü bulmuşçasına topluma “çalışıyoruz” imajı verme yarışındalar.

Ancak bütün bu siyasi hareketliliğin içerisinde eksik olan çok önemli bir şey var:

İktidar da Muhalefet de KKTC’nin gerçek sorunlarına ilişkin somut, ölçülebilir ve uygulanabilir ekonomik bir programdan bahsedemiyor çünkü yapmamışlar. Her ikisi de bu alanda somut bilgi ve çözüme sahip değil.

rüzgara karşı yürüyen de rüzgarı arkasına alıp giden de ülkenin içinde bulunduğu kronikleşmiş sorunlara somut çözüm, açılım ve söylem yapamıyor çünkü sadece siyasi şov yapıyorlar. Hiçbirinin planı yok. 3-5 süslü kelime sadece.

Bugün toplumun ihtiyacı daha fazla toplantı, daha fazla slogan veya daha fazla siyasi polemik değildir. Siyaset tam bir sosyal medya tiyatrosuna dönmüş durumda.

Toplum bilmek istiyor:

2027 yılında KKTC ekonomisinin hedeflenen büyüme oranı nedir?

Enflasyon ve hayat pahalılığı karşısında uygulanacak ekonomik politika nedir?

Özel sektör çalışanlarının satın alma gücü nasıl korunacaktır?

Kamu maliyesindeki açık nasıl kontrol altına alınacaktır?

Devlet gelirleri nasıl artırılacak, kayıt dışı ekonomi nasıl azaltılacaktır?

Yatırım ortamının önündeki bürokratik engeller nasıl kaldırılacaktır?

Üretim, tarım, sanayi, turizm ve ihracat hangi somut teşviklerle büyütülecektir?

Gençlerin ülkeden ayrılmasını önlemek için hangi ekonomik ve sosyal program uygulanacaktır?

Enerji maliyetleri nasıl düşürülecektir?

Ve bütün bunların takvimi, bütçesi, finansman kaynağı ve ölçülebilir hedefleri nedir?

İktidar fa muhalefet de bu sorulara birkaç yuvarlak cümleyle cevap veriyor. Neden, çünkü somut çalışmaları ve çözümleri yok.

İktidarın görevi yalnızca mevcut düzeni yönetmek değildir. Ülkenin önüne ekonomik bir yol haritası koymak ve bunun hesabını topluma verebilmektir.

Ana muhalefetin görevi de yalnızca iktidarı eleştirmek, toplantılar düzenlemek ve ülkenin sorunlarını tekrar tekrar sıralamak değildir. Muhalefet, iktidara talip olduğunu söylüyorsa topluma alternatifini rakamlarla ve somut projeler ile anlatmak zorundadır.

“Ekonomiyi düzelteceğiz” bir ekonomi politikası değildir.

“Üretimi destekleyeceğiz” bir program değildir.

“Hayat pahalılığıyla mücadele edeceğiz” bir plan değildir.

“Reform yapacağız” demek ise reform değildir.

Hangi reform?

Ne zaman?

Kaç milyon TL kaynakla?

Kaynak nereden bulunacak?

Kim uygulayacak?

Hangi tarihte hangi sonuç hedeflenecek?

Başarı neyle ölçülecek?

Deniz altında iki naaşa daha ulaşıldı
Deniz altında iki naaşa daha ulaşıldı
İçeriği Görüntüle

Artık siyasetin bunlara cevap vermesi gerekiyor. Çünkü seçim kazanmak ile ülke yönetmek aynı şey değildir. Bugün hem iktidarın hem de ana muhalefetin enerjisinin önemli bölümünün seçime yöneldiği bir ortamda asıl kaybeden KKTC ekonomisi ve Kıbrıs Türk toplumudur.

2026’nın kalan aylarını da seçim hesaplarıyla geçirip 2027’ye hazırlıksız girmenin ekonomik ve sosyal maliyeti ağır olabilir. Bugünden alınmayan kararların bedeli yarın işletmelerin kapanmasıyla, yatırımların azalmasıyla, satın alma gücünün gerilemesiyle ve gençlerin geleceklerini başka ülkelerde aramasıyla karşımıza çıkabilir. Bu nedenle çağrım çok açıktır:

Siyaset artık konuşmayı bırakıp 30 yıldır kronikleşen ve ayni siyasi parti ve vekiller ile başarısızca yöneltilen bu ülke için birşey yapılması gerçeği.

İktidar da muhalefet de toplumun önüne 2027 için hiçbir alanda ve özellik ile ekonomi ile ilgili açık bir program koymalıdır. Hedefler açıklanmalıdır. Bütçeler açıklanmalıdır. Kaynaklar açıklanmalıdır. Takvim açıklanmalıdır.

Ve bir yıl sonra toplum bu hedeflerin hangisinin gerçekleştirildiğini açıkça görebilmelidir. Çünkü artık mesele bir partinin seçimi kazanması veya kaybetmesi değildir.

Mesele, bu toplumun daha ne kadar zaman kaybedeceğidir.

Seçim gelir, seçim geçer. Ama kaybedilen yatırım geri gelmez. Kaybedilen işletme kolay kurulmaz. Kaybedilen genç nüfus kolay dönmez. Kaybedilen güven ise çok daha zor yeniden kazanılır. KKTC’nin yeni sloganlara değil, rakamlara; yeni toplantılara değil, kararlara; yeni vaatlere değil, uygulanabilir bir ekonomik programa ihtiyacı vardır. Bugün bunu ortaya koymak hem iktidarın hem de muhalefetin topluma karşı sorumluluğudur. Ve bugünün Meclisinde var olan 50 vekilin çoğunluğunun değişmesi şarttır. İktidar da Muhalefet de son 10 yolda ayni vekiller ile bu ülkeyi yönetti ve işte gelinen nokta”