Uğur BAKICI
İngiliz sömürge yönetimi döneminde Kıbrıs Türkünün ortaya koyduğu destansı direnişi, unutulmaya yüz tutmuş tarihi arşiv belgelerini, anavatan basınındaki yansımaları ve sınırları aşan küresel dayanışma eylemlerini gün yüzüne çıkaran titiz bir çalışmaya imza atıldı.
Değerli araştırmacı Dr. Yasin Cemal Galata’nın kaleme aldığı, anavatanda kamu vicdanının ve Türk basınının Kıbrıs davasını nasıl sahiplendiğini bir panorama niteliğinde gözler önüne seren "Kıbrıs Tarihinden İzler" adlı eseri; adanın dününü ve bugününü anlamak isteyenler için adeta bir rehber niteliğinde.
1878'den bu yana milli kimliğinden, dininden ve kültüründen asla vazgeçmeyen Kıbrıs Türkünün varoluş mücadelesinden Peyami Safa'nın zamana meydan okuyan stratejik analizlerine; Türk Ortodoks Patrikhanesi kurucusu Papa Eftim'in tarihi raporundan Londra sokaklarında yankılanan "Taksim" çığlıklarına kadar pek çok kritik başlığı; gazetemizin İstanbul Temsilcisi ve aynı zamanda köşe yazarımız olan Uğur Bakıcı’nın Dr. Yasin Cemal Galata ile gerçekleştirdiği bu özel söyleşide mercek altına aldık.
Bakıcı: İngiliz idaresindeki Kıbrıs Türklerinin, her şeye rağmen anavatandaki milli bayramları büyük bir coşkuyla kutlamasını nasıl yorumluyorsunuz?
Galata: Osmanlı adadan çekildikten sonra başlayan bağımsızlık mücadelesinin, anavatan Türkiye ile kopmayan güçlü bağların ve Atatürk ilkelerine olan sarsılmaz bağlılığın en somut göstergesidir. Basındaki sürmanşetler, asılan Türk bayrakları ve okullardaki törenler, bu kutlamaların toplumsal bir varoluş ve direnç sembolü olduğunu kanıtlamıştır.
Bakıcı: 1931 yılındaki Rum isyanında Kıbrıs Türklerinin sakin ve uzlaşmacı bir duruş sergilemesinin arkasında nasıl bir strateji vardı?
Galata: Kıbrıs Türklerinin 1931 yılındaki Rum isyanında sakin ve uzlaşmacı bir duruş sergilemesinin arkasında, milli kimliği koruma ve adadaki varlığını tehlikeye atmama stratejisi vardı.
Kilise öncülüğünde "Megali İdea" (Büyük Ülkü) hayaliyle ayaklanan Rumların aksine Kıbrıs Türkleri, 1878'den beri İngiliz idaresine karşı silahlı bir isyana girişmemiş; haklarını barışçıl ve vakur bir mücadeleyle savunmuştur. Türk toplumu bu isyanda tarafsız kalarak provokasyonların parçası olmamıştır. İngiliz yönetiminin isyan sonrası aldığı sert ve baskıcı tedbirler maalesef Türkleri de olumsuz etkilese de soydaşlarımız milli ve dini bağlarından asla taviz vermemiştir.
Dönemin Akşam ve Vakit gibi Türk gazeteleri; Lefkoşa’da dalgalanan Türk bayraklarını, yaşatılan Türk adetlerini ve Yunanistan’ın adadaki kirli oyunlarını manşetlerine taşıyarak Kıbrıs davasının sanılanın aksine 1950'lerde değil, Cumhuriyet'in ilk yıllarında da Türkiye'de ne kadar canlı olduğunu gözler önüne sermiştir. Dönemin zorlu şartlarına rağmen anavatan, Kıbrıs Türkünü asla yalnız ve ilgisiz bırakmamıştır.
Bakıcı: 1948-1950 yıllarında Türkiye'de düzenlenen "Yeşilada" mitingleri, adadaki Türk direnişinin moralini nasıl etkiledi?
Galata: Rumların adayı Yunanistan’a bağlama (Enosis) hayallerine karşı 1948-1950 yıllarında Türkiye genelinde düzenlenen "Yeşilada" mitingleri, Kıbrıs Türk direnişinin moralini zirveye taşımış ve adadaki soydaşlarımıza yalnız olmadıklarını en güçlü şekilde hissettirmiştir.
Küresel çapta bağımsızlık rüzgarlarının estiği bu dönemde Rumlar adada tek taraflı bir cumhuriyet kurmaya çalışırken, Kıbrıs Türkleri de teşkilatlanarak direnişe geçmiştir. Anavatandaki üniversite gençliğinin, basının ve halkın öncülüğünde İstanbul, Ankara ve İzmir'in yanı sıra Konya'dan Malatya'ya kadar tüm Anadolu'da düzenlenen mitingler, adadaki bu haklı mücadeleye muazzam bir manevi güç aşılamıştır.
Günümüze kadar ulaşan tarihi "Kıbrıs Türktür, Türk kalacaktır!" sloganının ilk kez meydanlarda yankılandığı bu tarihi eylemlerde; "Kıbrıs'ta 85 bin Türk değil, 20 milyon 85 bin Türk vardır!" nidaları yükselmiştir. Soğuk Savaş konjonktüründe Kıbrıs'ın komünist bloğa kaymasını engellemeyi de amaçlayan bu milli şahlanış, Kıbrıs davasının Türk milletinin ortak bilincine ve kalbine kalıcı olarak kazındığını tüm dünyaya ilan etmiştir.
Bakıcı: Peyami Safa’nın 1958 yılında kaleme aldığı Kıbrıs yazılarının, aradan geçen uzun yıllara rağmen günümüzde dahi güncelliğini ve isabetliliğini korumasını sağlayan temel tarihi ve stratejik öngörüler nelerdir?
Peyami Safa’nın 1958 yılında kaleme aldığı Kıbrıs yazılarının günümüzde dahi isabetliliğini korumasının arkasında; Kıbrıs davasını dönemsel bir kriz olarak değil, Türk tarih şuuruna ve milli ülküye dayanan entelektüel bir temele oturtması yatmaktadır.
Safa; analizlerini Oğuz Kağan’dan Atatürk’e uzanan köklü bir tarih bilinciyle şekillendirmiş ve Kıbrıs'ı "1 Numaralı Türk Davası" ilan etmiştir. "Türkiye canlı bir bütündür ya küçülür ya büyür... Milli ülküsünden mahrum bir memleket, dinamik cevherini kaybetmeye mahkumdur" tespitiyle konuyu doğrudan Türk devlet ideolojisinin ve bekasının merkezine yerleştirmiştir.
Saha gözlemlerine dayanan bu stratejik ve ufuk açıcı öngörüler, davanın sadece anlık bir reaksiyon olmadığını kanıtlayarak tozlu raflarda kalmamış, bugün bile Türk gençliğine ve dış politikasına ışık tutan kalıcı bir rehbere dönüşmüştür.
Bakıcı:Türk Ortodoks Patrikhanesi’nin kurucusu Papa Eftim’in Kıbrıs Raporu, bugün bize adanın geçmişi hakkında ne söylüyor?
Galata:Papa Eftim’in 1958 yılında kaleme aldığı Kıbrıs Raporu, adadaki mücadelenin dini bir çatışma değil, haklı bir milli dava olduğunu ve Türkiye'nin Kıbrıs tezlerinin toplumun her kesimince sahiplenildiğini söylüyor.
Milli Mücadele kahramanı ve Atatürk'ün yol arkadaşı olan Papa Eftim, bir Ortodoks lider olmasına rağmen Rum Başpiskopos Makarios’un din adamı kimliği altında yaptığı zulüm ve katliamları sert dille eleştirmiştir. Fatih Sultan Mehmet'in Ortodoks kilisesine verdiği tarihî imtiyazları hatırlatmış ve dönemin Başbakanı Adnan Menderes’e de sunulmuştur. Papa Eftim, Rumlardan aldığı tehditlere boyun eğmeyerek mitinglerde Türk gençliğiyle omuz omuza durmuştur. Bu tarihi rapor, Kıbrıs davasının etnik veya dini sınırları aşan, topyekûn bir Türk milleti mücadelesi olduğunu bugün bize net bir şekilde göstermektedir
1963-64 yıllarına ait bu tarihi belgelerin gençliğin hafızasında "solmaması" için sizce neler yapılmalı?
Bakıcı: Bu belgelerin gençlerin hafızasında solmaması için, Kıbrıs davasının sadece adayla sınırlı kalmadığını, tüm Türk dünyasını sarmalayan küresel bir dayanışma destanı olduğunu onlara anlatmalıyız.
Galata: 1962’de Bayraktar Camisi’nin bombalanması ve Aralık 1963’teki acı Kanlı Noel katliamıyla başlayan süreç, Kıbrıs Türkünü 1974’e kadar sürecek bir kuşatmanın içine itti. İşte tam bu dönemde arşivlerin bize fısıldadığı muazzam bir kenetlenme yaşandı. Bağdat'taki Irak Türk öğrencilerinden Balkanlar'daki (Bosna, Sancak, Arnavutluk) soydaşlarımıza, Amerika'da harçlıklarını toplayıp gönderen Türk talebelerden Ankara ve Diyarbakır'daki Anadolu çiftçisine kadar herkes dönemin Başbakanı İsmet İnönü'ye mektup ve telgraflar yağdırdı. Türk milletinin tek yürek olup "ya Taksim ya Ölüm" ideali etrafında birleştiği bu tarihi vesikaları satır satır gençliğe aktarmalıyız ki; adadaki Türk varlığının hangi küresel fedakarlıklarla ve milli şuurla korunduğu unutulmasın.
Bakıcı: Kitapta bahsettiğiniz Londra mitingleri ve anavatan dışındaki Türklerin telgrafları, Kıbrıs davasının uluslararası bir boyut kazanmasında ne kadar etkili oldu?
Londra mitingleri, Kıbrıs davasının sadece Türkiye ve Yunanistan arasında bir mesele olmadığını, dünya kamuoyunun merkezinde İngilizce pankartlar ve Türk bayraklarıyla ilan ederek tek taraflı Rum propagandasını çökertmiştir.
1950'lerde adadan İngiltere’ye göç eden Kıbrıs Türkleri, Londra’da güçlü bir birliktelik oluşturdu. 1954, 1955 ve 1958 yıllarında, Londra'nın kalbi sayılan Trafalgar Meydanı’nda 8 bin kişinin katılımıyla dev mitingler düzenlediler. Bölgede dağıtılan ve "Şerefsiz yaşamaktansa şerefli ölmeyi tercih ederiz" nidaları içeren broşürlerle, Rumların yaptığı mezalimi ve İngilizlerin kaypak Kıbrıs siyasetini uluslararası toplumun gözleri önüne serdiler. Anavatanın maddi destekleriyle kurulan Kıbrıs Türktür Cemiyeti’nin Londra şubesi bu organize direnişin kalesi oldu. Yöresel kıyafetleri ve Türk bayraklarıyla İngiltere sokaklarını dolduran soydaşlarımızın bu muntazam yürüyüşleri, Türkiye basını tarafından da sürmanşetlerden duyurularak davanın küresel haklılığını tescilledi.




