Dr. Büşra Üzehan yazdı:
Doğu Akdeniz’de son dönemde artan gerilim, bir gerçeği bir kez daha ortaya koyuyor: Kıbrıs yalnızca coğrafi bir ada değildir; aynı zamanda bölgesel güç mücadelesinin kesiştiği stratejik bir merkezdir. Bu nedenle bölgede yaşanan her gelişme, doğrudan ya da dolaylı biçimde Kıbrıs’ı da etkileyebilecek sonuçlar doğurabilmektedir.
İran’dan ateşlendiği ve Türk hava sahasına yöneldiği ifade edilen füzenin hedefinin Güney Kıbrıs’ta bulunan İngiliz ve ABD üsleri olabileceğine dair yorumlar, Doğu Akdeniz’deki gerilimin ulaştığı noktayı göstermesi açısından dikkat çekicidir. Türkiye ve KKTC’nin İran ile ABD arasındaki gerilimin tarafı olmadığı açıktır. Ancak bölgedeki askeri hareketlilik ve artan tansiyon, yaşanan gelişmelerin etkilerinin Doğu Akdeniz’e ve dolayısıyla Kıbrıs’a kadar uzanabileceğini göstermektedir.
Bugün bölgede meydana gelen hiçbir güvenlik krizi Kıbrıs’tan tamamen bağımsız değerlendirilemez. Tam da böyle bir ortamda Yunanistan Savunma Bakanı Nikos Dendias’ın yaptığı açıklamalar dikkat çekmektedir. Dendias, mevcut kriz atmosferinin “Türk askerinin KKTC’den çekilmesi için uygun bir fırsat oluşturabileceğini” ifade ederek, aslında uzun süredir dile getirilen bir stratejik hedefi yeniden gündeme taşımıştır.
Kıbrıs meselesinde zaman zaman kullanılan diplomatik söylem değişse de adadaki güç dengesi değişmemektedir. Yunanistan ve Güney Kıbrıs yönetimi açısından Türk askeri varlığı bu dengenin temel unsurlarından biri olarak görülmektedir. Bu nedenle bölgesel krizler çoğu zaman bu dengeyi değiştirme fırsatı olarak değerlendirilmektedir. Oysa Kıbrıs meselesi yalnızca askeri ya da diplomatik bir tartışma değildir; aynı zamanda Kıbrıs Türk halkının güvenliği ve varlığını doğrudan ilgilendiren bir konudur.
Son yıllarda Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin farklı ülkelerle imzaladığı askeri ve güvenlik anlaşmaları da dikkat çekmektedir. Bu anlaşmaların adayı bir güvenlik alanından çok, büyük güçlerin rekabet sahasına dönüştürdüğü yönünde değerlendirmeler yapılmaktadır. Adada bulunan bu askeri varlıkların önemli bir kısmı, Kıbrıs’ın güvenliğini sağlamaktan ziyade ilgili ülkelerin stratejik çıkarlarını korumaya yöneliktir. Bu durum ise adayı korunan bir bölge olmaktan çıkarıp, krizlerin daha kolay sıçrayabileceği bir noktaya taşımaktadır.
Bugün Doğu Akdeniz’de artan askeri hareketlilik, enerji rekabeti ve bölgesel güç mücadeleleri Kıbrıs’ı yeniden uluslararası stratejilerin merkezine yerleştirmiştir. Böyle bir ortamda Kıbrıs Türk halkı açısından en önemli mesele, iç siyasi tartışmalara kapılmadan ülkenin geleceği söz konusu olduğunda ortak bir ulusal duruş sergileyebilmektir.
Çünkü tarih defalarca göstermiştir ki Kıbrıs’ta jeopolitik hesaplar yapılırken toplumların kendi içindeki bölünmüşlükleri çoğu zaman dış aktörlerin işini kolaylaştırmıştır. Bu nedenle Kıbrıs yalnızca bir ada değil, bölgesel stratejik hesapların kesiştiği önemli bir eşiktir. Bugün Türkiye ve KKTC, İran–ABD geriliminin tarafı olmamasına rağmen, bölgedeki gelişmeler ve yapılan siyasi açıklamalar nedeniyle bu krizin etkisi altına çekilmek istenmektedir. Bazen söylemlerle, bazen sahadaki askeri hamlelerle adanın yeniden bir gerilim hattına dönüştürülmeye çalışıldığı görülmektedir. Böyle dönemlerde asıl mesele kimin haklı çıktığı değil, kimin birlikte hareket edebildiğidir. Bu coğrafyada ayakta kalabilenler yalnızca güçlü olanlar değil; ortak akıl ve ortak duruşla hareket edebilenlerdir.




