Kıbrıs Türk Edebiyatı’nın ilk sosyologlarından birisi olan Ali Nesim hoca; yazınımıza farklı bir bakış getirmiştir. Yazınımı sosyoloji olarak ele alarak bu konudaki ilk kaynak eser olan “Kıbrıs Türk Edebiyatı’nda Sosyal Konular” adlı eserini yayımlamıştır. Hemen hemen yayımladığı tüm eserler ve makaleler alanında bir ilk ve öncü olmuştur. Eğitim tarihinden Kıbrıs Türklerinin Kimliği’ne, öyküden, denemeye vb. alanlarda ürettiği ürünler hala daha güncelliğini koruyarak hep aranan kaynak yayımlardır. Ali Nesim hoca ülkenin ilk Felsefe-Sosyoloji mezunu. Çok iyi bir donanımla ülke gelir ama savaşın araya girmesiyle esas mesleğini yapamıyor. İlk başlarda ilkokul öğretmenliği yapıyor daha sonraki yıllarda esas mesleğine başlamış ve çok önemli öğrencileri bu topluma yetiştirmiştir. Hocanın en önemli yapısı; kurallara çok uymayan özgür bir ruhunun olmasıdır. Öğrencileri belli kalıplarda eğitmez, derse girip, kuru kuruya kitaplara bağlı kalarak dersini anlamazdı. Onlara felsefeden örnek olayları anlatırken, yaşamdan örneklerle konuları bütünleştirir, öğrencilere bu konulardaki düşüncelerini sorardı. Onları düşüncen, sorgulayan bireyler olarak yetiştirirdi, bir baba, abi ,arkadaş gibi onlara önce sevgiyi, saygıyı öğretir sonra da insanları karşılıksız sevmeyi öğretirdir. O dönemin katı klasik disiplin anlayışına uyman bu davranışları, öğrencileri tarafından Ali Nesim hocaya farklı bir bakış açısı getirdi. Hocanın dersleri yaşamı sorgulayan bir psikoloğun hastalarını dinleyip onların dertlerine çözüp getiren bir ortam olmuştur.

Hocanın bu konudaki bir anekdotunu paylaşmak isterim, insana bakışı ve yaklaşımı bir insanın nasıl kazanılması gerektiğini bizlere çok güzel öğreten bir ders, bu ders Ulus Baker’le ilgili: “ …Pembe Marmara’nın ve Sedat Baker’in oğlu Ulus Baker’i. babasının talihsiz ölümünden sonra annesiyle İstanbul’a yerleşmişlerdi. belki de 4-5 yaşlarında idi. aradan yıllar geçti. Lefkoşa Türk lisesinde çalıştığım dönemdi; belki 1980-83 arası... yaz tatiline az kalmıştı- belki de okulların açılmasına az kalmıştı-. bir gün teyzesi ile zayıf, uzun boylu, henüz sakalı görünmeyen bir genç geldi, tanışıyorduk. Bu yeğenim Ulus dedi, ablamın oğlu, bilmem hatırladın mı? bilmez olur muydum. el sıkıştık zayıf uzun parmakları vardı. elimi tutup tutmadığının belli olmayışı çekingenliğinden çok kişiliğinin bir özelliği olmalıydı. tipik bir ectomorf! yüzüne ürkekliğinden çok gözlerinin arkasındaki belirsiz düşünceler yansıyordu, ezik değil, ama iddialı da değildi, ya kendinden emin, ya da her şeye ilgisiz gibiydi.
Neyse... teyzesi anlattı: gittiği okulda felsefe hocasıyla yıldızları uyuşmamış, bir türlü diploma alamamış, oysa ODTÜ felsefe bölümünü de kazanmış. Azıcık konuştuk, konuyu kısa zamanda kavradım, çok bildiğini zanneden ve kurallarla prensipleri savunan bir hoca ile uyumsuzluğun ya da toplumdaki doğrulara evet dememenin nelere mal olacağını henüz kestiremeyen bir öğrenci çatışması! başka bir insan! Ulus’taki başkalık, sadece duruşu, ürkekliği (korkaklığı değil), esasında fikirleriydi. İşte bunu öğrenmek beni sevindirmişti. Sınav naklini Kıbrıs’a almasını önerdim. teyzesi, nelere çalışması gerektiğini söylememi istedi. Ben, dedim ki; zaten konuştuk, o biliyor.
Bir süre sonra evrakları geldi. sınavı yapıldı. bir-iki sorudan sonra ağırlıklı soruyu sordum. ya Descartes ya da kant, istediğini yapabilirdi. o, ikisini birden, karşılaştırmalı yapıp yapamayacağını sordu, başımı salladım. hemen kağıdı okudum. son soruyu 6-7 sayfa yazmıştı. bir incelemeye, bir felsefi kritiğe, bir konferansa temel oluşturacak bir yazı idi. Hocasını gocundurmamak için 9 verdim, ertesi gün yazının bir kopyasını kapalı bir zarfla ellerine verdim, aslını da okul idaresine postaladık, gideceği bölümde Harun adlı bir sınıf arkadaşım vardı, ona da selamlarımı gönderdim.
Yıllar geçti, onu görmedim, bir gün yine yeğeninin ofisine gitmiştim. mezun oldu dedi teyzesi, yakında yurt dışına gidecek ama haftaya buraya uğrayacak, haber veririm gittim, görüştük, felsefeden hiç konuşmadık. zaten gerek yoktu. felsefi düşünen insan için felsefenin dışında hiçbirşey yoktur..inanır mısınız o günden sonra ben onu unuttum, ta ki gazetelerden ölümünü öğrenene kadar.
Ulus Baker hakkında bildiklerini anımsamaya çalıştım. anımsadığım tek şey başka bir insan oluşuydu. bunu ta o zamandan keşfetmiştim. onda bir başkalık vardı. başka olmak! da ne ki?
kendiniz olmak istiyorsanız, başkalarından farklı olmalısınız, başkasının başkası, olmayınız. bırakınız o sizin başkanız olsun. başkası öyle istiyor diye, asla onların istediği gibi olmayın. sadece kendiniz olun, yeter. o, işte böyle birisiydi. Farklılık yaratan insanlara oldum olası bayılırım. onlar dünyanın en özgür ve en mutlu insanlarıdırlar. ister burada, ister, buranın ötesinde olsunlar.”
Ali hoca işte böyle bir insandı “eğitimde farkındalığı yaratan insan ”tipini yaratmaya çalışmış ve bunu da başarmıştı.
Birgün ozanlar da ölür
Ozanlar da ölür birgün
Kar yağar dağlara dağlara
Gül ışıklar zor tırmanır
Gece yağan ağaçlara
Birgün ölür ozanlar da
Herkes bir çiçek söndürür
Ozanlar da birgün ölür
Ondan sonra bağır, ara,
Sığın pis sular gibi akan
Gangster işi şarkılara,
Ölür birgün ozanlar da
Şarkı kovboyları ölür
Haydutlar doluşur barlara,
Ağaçlar çiçek döker
Aşk dağı gürültüyle çöker
Bir jet gürültüyle geçer
Gökmaviyi yara yara,
Atletler koşarken göçer
Çalgılar karanlıktan su içer
Karanlıklar demir otları biçer
Ozanlar da ölür birgün
Kar yağar dağlara dağlara
Kırlara damlara ağaçlara,
Bir serçe kartala uçar
Bir serçe kartala uçar
Bir serçe kartala uçar…
Garson korsana gül getirir!
1972

Fikret Demirağ:
10 Ocak 1940’da maden işçisi bir ailenin çocuğu olarak Lefke’de (Kıbrıs) doğan Demirağ’ın Babası Baf- Poli kökenlidir.
Orta ve lise öğrenimini Lefkoşa’da yaptıktan sonra 1959’da girdiği Ankara Gazi Eğitim Ensitüsü Türkçe Bölümü’nü 1961’de bitirdi. Kıbrıs’ın çeşitli ortaokul ve liselerinde (Lefkoşa, Limasol, Konedra, Luricina, yeniden Lefkoşa, Girne, Limnidi, ve yeniden Lefkoşa) 28 yılı aşkın bir süre öğretmenlik yaptıktan sonra, Erken Emeklilik Yasası çerçevesinde emekli oldu.
Öğretmenlik yıllarında iki dönem Halkın Sesi gazetesinin kültür- sanat sayfasını yöneten şair, emekli olduğu 1989’dan 1999’a kadar Ortam, Kıbrıs, bir süre de Yeni düzen gazetelerinin kültür -sanat sayfalarının yönetimini üstlendi.
Şiirlerinin Kıbrıs dergi ve gazetelerinde başlayan (1954) yayımını Türkiye’de Varlık, Dost, Oluşum, Sanat Emeği, Yazko Edebiyat, Milliyet Sanat, Adam, Yeni Düşün gibi dergilerde sürdürmüştür.
İlk gençlik denemelerini izleyen yıllarda, bir on yıl kadar (1962-1972) ikinci yeni şiir çizgisinde geliştirdiği şiirini daha sonra toplumcu bir dünya görüşü doğrultusunda açılımlar göstererek geliştirmiştir.
Fikret Demirağ, çeşitli dönemlerde, arkadaşlarıyla Şölen (1961-62), Sanat Postası (1965-66), Çağ- Der (1979-80), Pygmalion ve Yeni Pigmalion (1993-96) dergilerini yayımladı.
1986 yılında Lefkoşa Belediye Tiyatrosu tarafından şiirlerinin bir bölümü “Umut İnsanda” adıyla, şair ve oyuncuların kolektif çalışmalarıyla, yeni bir tiyatro deneyi olarak sahnelenir.
Kurucuları arasında yer aldığı üç yazar ve sanatçı örgütünün (ÇAĞ- DER: Çağdaş Sanatçılar Derneği; Çağdaş Yazarlar Birliği ve KT. Sanatçı ve Yazarlar Birliği) 1979’dan bugüne dönem dönem başkanlıklarını üstlendi. Kıbrıslı Türk ve Rum sanatçılarının birbirlerinin sanat ve edebiyatlarını tanıma ve toplumlararası barış ruhunu güçlendirmek için ortak etkinlikler yapma amacıyla kurulan Artist & Artist örgütünde etkin çalışmalar yapanlar arasında yer aldı.
1980’li yıllarda başlayarak şiirleri Rumca, İngilizce, Fransızca, İtalyanca, Almanca, Rusça, Hollandaca (Flamanca), Fince, Letonca, Lehçe, Bulgarca, Slovakça, Arapça, Makedonca, Azerice…gibi dillere çevrildi. Bu dillerde yayımlanan dergilerde yayımlandı, antolojilerde yer aldı. Letoncaya çevrilen 44 şiiri Temmuz 2009’da Riga’da “Gaisos Talu MedibuBalsis” adıyla kitap olarak yayımlandı. Bazı şiirleri, YehudiAmihai, Mahmud Derviş ve NikiMarangou’nunkilerle birlikte “ New Age” adlı Leton müzik grubu tarafından bestelenen dört Ortadoğulu şairden biri oldu.
Şair, Türkiye’nin yanı sıra, İsviçre (Zürih), İsveç (Stockholm, Gotland Adası – Visby), Hollanda (Amsterdam, Rotterdam, Ultrich, Lahey), İngiltere (Londra) gibi ülkelerde şiir okuma etkinliklerine katıldı.
Emine hanımla evlenmiş olan Fikret Demirağ’ın bu evlilikten İlhan ve Ahmet adında iki erkek ve Uzay adında bir kız çocuğu vardır.
● Tutku (A.İ Tezel’le birlikte, Ankara, 1960)
● İkinin Yaşamı (M. Kansu’yla birlikte, Ankara, 1960)
● Esperanza (Lefkoşa, 1962)
● Açar Yörüngeler Çiçeği ( Lefkoşa, 1963)
● Aşkımızın Şarkıları (Lefkoşa, 1965)
● Kısa Şiirler Durağı (Lefkoşa, 1968)
● Ötme Keklik Ölürüm (Lefkoşa, 1972)
● Dayan Yüreğim (Lefkoşa, 1974)
● Umut ve Dehşet Çağından Şiirler (Lefkoşa, 1978)
● Dinle Şarkımı (Lefkoşa, 1981)
● Akdenizli Şiirler ve Aşk Sözleri (Lefkoşa, 1984)
● Adıyla Yaralı (Ankara, 1986)
● Rüzgârda Ozan Türküleri Ya da Şiirin Uzun Yürüyüşü (Lefkoşa, 1986)
● ACILI BİR YURT İÇİN:
Limnini Ateşinden Bugüne (1. Kitap, 1992),
Hüzün Ana (2. Kitap, 1992)
Sırrı Dökülmüş Kökayna& Yalnızlık, Gece Müziği (3. ve 4. Kitaplar, Lefkoşa, 1994)
● Şiirin Vaktine Mezmur (Lefkoşa, 1996)
● Eros’un Oku (İstanbul, 1997)
● Alfa &Omega (Lefkoşa, 1999)
● Akdenizli Eros (Lefkoşa, 2010)
Romanları:
● Yağmur Ağaçları (1963)
● Şu Müthiş Savaş Yılları (1985), Anı Roman.




