CİKLA’NIN ÖNEMİ… AYRICA İKTİDAR VE ANA MUHALEFETE BİR PROTESTO… Bu kuşun kitap adı, “Ardıç Kuşu”dur. Neden mi? Çünkü Ardıç tohumları, ancak bu kuşun sindirim sisteminden geçerse çimlenir. Yani Cikla, Ardıç kozalacığını yutar, sonra da gezer gezer, bırt bırt, tohumdan fidan dikimi yapar. Orman Dairesi yapmaz. Kıbrıs’ın Ardıç ormanları, Akdeniz’in en iyisidir. Bunu, ciklalara borçluyuz. Çok Cikla çok Ardıç dikimi. Az Cikla, az Ardıç dikimi. Net! Meclis komitemiz oy birliğiyle ikincisini tercih etmiş. Ardıç ormanlarımızı hiç mi hiç umursamamış. Neden bunu yaptıklarını, burada yazmaya değmez Not: Yorumlar kırıcı olmasın, sadece görüş ve öneri içersin. Gözlem de olur. Teşekkürler.
(Mustafa Gürsel)
Siz,
Hiç hırsızların çalarken kavga ettiğini gördünüz mü?
Göremezsiniz çünkü ancak paylaşırlarken kavga ederler.
Siz,
Hiç yalan söyleyenin söylerken yüzünün kızardığını gördünüz mü?
Göremezsiniz ama gerçeği yüzüne vurunca kızarır.
(Hüseyin Cumaoğlu)
Son 4–5 yıldır Doğa Parkı’nın her geçen yıl büyüyen iş yükünü ve aynı anda yürütülen 20’den fazla doğa koruma projesini, dünyanın dört bir yanından gelip bize destek olan yüzlerce stajyer ve gönüllüler sayesinde yürütebiliyoruz.
Son 10 günde bizden 1500km uzaktaki bir savaş yüzünden iptaller gelmeye başladı.
Tam da en yoğun sezonun eşiğindeyken, bu insanlar bizim için sadece bir destek değil; çoğu zaman sınırsız paranız olsa yerine koyamayacağımız bir emek gücü anlamına geliyor.
Eğer bu iptaller böyle devam ederse, önümüzdeki haftalarda artacak iş yükünün altından nasıl kalkabileceğimizi gerçekten bilmiyoruz…
(Kemal Basat)
Kıbrıslı Türkleri anlamaya çalışırken çoğu zaman yanlış yerden başlıyoruz. Sürekli “kim olduklarını” anlatmaya çalışıyoruz. Oysa belki de hikâye biraz daha farklıdır.
Son yıllarda siyasal antropolojide Kıbrıslı Türklerin hikayesini anlamak için Rebecca'nın kullandığı unbecoming tanımını çok düşünüyorum (Bryant 2021). Türkçeye tam çevrilmesi zor ama kabaca “olmaktan çıkma”, “üstüne giydirilmiş kimliğe bir türlü uymama...
Modern siyaset bize hep “becoming” hikâyeleri anlatır. Uluslar oluşur, kimlikler inşa edilir, toplumlar bir şeye dönüşür. Ama bazı toplumların hikâyesi bunun tam tersidir.
Onlar sürekli bir şey olmazlar, daha çok bir şey olmaktan çıkarlar.
Kıbrıslı Türklerin modern tarihi biraz böyle okunabilir.
Önce Osmanlı Müslümanıydılar.
Sonra İngiliz döneminde “Türk cemaati” oldular.
20. yüzyılda Türk ulusunun parçası olarak tanımlandılar. Gettolarda kendilerine Kıbrıslı Türküz demeye başladılar. 1974'ten sonra Türkiye ile asimetrik ilişkiye geçince Kıbrıslıtürkleştiler..
Ama bütün bu tanımların arasında günlük hayata bakarsanız ilginç bir şey görürsünüz. Kıbrıslı Türkler çoğu zaman bu kimliklerin hiçbirine tam yerleşmez.
Hesapta devletleri vardır ama devlet hissi zayıftır. Her an başka bir şeye dönüşecek gibidir...
Milliyetçilik vardır ama bolca ironisi de vardır.
Türkiye ile bağ vardır ama mesafe de vardır.
Belki de bunun nedeni toplumun durumsallığıdır. Yani kimliğin sabit değil, duruma göre kurulan bir şey olmasından kaynaklanır.
(Mete Hatay)