Sahte diploma alacak, birileri de çıkıp ona “Dik dur!” diyecek! Toplumsal çürümenin daha çarpıcı bir örneği nasıl verilir, gerçekten bilmiyorum.
Ortada ciddi bir suç varken sorgulamak yerine arkasında durmak, hesap sorulmasını istemek yerine halkı bilgilendirme görevini yerine getiren gazetecilere saldırmak… Üstelik bütün bunları büyük bir özgüvenle, hiç utanmadan yapmak.
Belki de asıl mesele bu: Utanma duygumuzu kaybettik.
Pelin Batu’nun bir YouTube programında utanç üzerine söyledikleri geldi aklıma. Utanç, bir başkasının bakışıyla, görüldüğümüzün farkına varmakla da ilgili. Peki sosyal medyada yazdıklarımızı, söylediklerimizi herkesin görebildiğini bilmiyor muyuz? Yoksa artık görülmekten de utanmıyor muyuz?
Bir insanın yanlışını savunmayı sadakat, hesap soran gazeteciye saldırmayı cesaret ve hak, suç iddiası karşısında susmayı dayanışma sayanlatın vsr olduğu bir toplumda yaşıyoruz.
Toplumsal çürüme dediğimiz şey belki de tam olarak budur: Yanlıştan değil, yanlışı sorgulayandan rahatsız olmak.
Son bir ek…Filojet kazasında “Diplomasız kaptan mı olur, sertifikasız gemi mi olur?” diye haklı olarak hesap soranlar, bugün sahte diploma iddialarıyla gündeme gelen birisine Dik dur!” diyerek destek veriyor. Usulsüzlük usulsüzlüktür! Kişi, zaman ve bağlam bunu değiştirmez, değiştiremez!
Çünkü usulsüzlüklerin normalleştirilmesi ve kişisel yakınlıklara göre görmezden gelinmesi, zamanla toplumsal bir pratiğe dönüşür. Ve bu pratiğin sonuçları yalnızca etik ya da hukuki alanla sınırlı kalmaz; kimi zaman doğrudan insan hayatına dokunacak kadar ağır olabilir.
(Yetin Arslan)
NESİLLERİMİZİ VE YURDUMUZU HEBA EDEN toplum liderleri, hemen her görüşme sonrasında “Olumlu ve güzel geçti” şeklinde açıklama yapmazlar mı, ümitlerimin üzerine her seferinde birer matsa daha vururlar bu sözleriyle. Yahu bir gün de deyin “Şu konuda anlaştık. Haftaya uygulama başlıyor.” Yediniz ömrümüzü yahu!
(Mustafa Gürsel)
“Fatma suçsuzdur!” diyemeyenlerin yeni savunması hazır:
“Irkçısınız!”
“Fatma Ünal Türkiyeli olduğu için hapse girsin istiyorsunuz!”
Bu tarz yorumları sıkça görüyoruz.
Oysa herkes çok iyi biliyor ki meselenin bununla uzaktan yakından ilgisi yok!
Suçun Kıbrıslısı, Türkiyelisi, yerlisi, yabancısı olmaz. Suç suçtur, suçlu da suçludur.
Kimsenin doğduğu yerle, kökeniyle, kimliğiyle bir derdimiz yok. Bizim derdimiz hukuksuzlukla, sahtekârlıkla ve bunları normalleştirmeye çalışan zihniyetle!
Ortada bir mahkeme kararı varken meseleyi etnik kimlik tartışmasına çekmek, yapılanları savunamayanların başvurduğu son sığınaktır.
Yargımıza güvenimiz tam. İnanıyorum ki hukuk, suç işleyen kim olursa olsun, hak ettiği karşılığı verecektir.
Kaldı ki bu memlekette gerçek bir nüfus sayımı yapılsa, kaç Kıbrıslı Türk kaldığımız da ortaya çıkacak. Kendi ülkemizde nüfus bakımından azınlığa düşüp düşmediğimizi bile resmi olarak doğru dürüst bilmiyoruz.
Böyle bir ortamda, her hukuki eleştiriyi “ırkçılık” diye yaftalamak, asıl meseleyi örtbas etmekten başka bir işe yaramaz.
Kimse etnik kimliğini işlediği suçun kalkanı hâline getirmesin. Kimse de hukukun işlemesini istemeyi ırkçılık olarak pazarlamaya kalkmasın.
Adaletin milliyeti olmaz. Suçun da dokunulmazlığı!
(Gürcan Topukçu)
Gerçekten de akıl tutulmasının ötesine geçtik!
Yargılandığı 16 davanın 16’sından da suçlu bulunup hapse gönderilen şahsa, “dik dur” naraları atıp, gazetecileri polisin gözü önünde darp etme cesaretine, Başbakan eşi tarafından yargıca ve adalet sistemine beddua da eklendi. Zerrin Hanım açıklasın kim bu kötü ve Allah’ın gazabından pay alacak olanlar?
Yargıç?
Savcı?
Adalet mekanizması?
Kim?
(Aysu Basri Akter)


