Siyaset

Kıbrıs'a Holguin planı mı?

BM Genel Sekreteri Kişisel Temsilcisi Holguin’in Temmuz sonu veya Ağustos başında taraflara sunmaya hazırlandığı stratejik planın detayları ortaya çıktı; iki kurucu devletli ve sınırlı ortak yetkili "gevşek çözüm" modeli tartışılıyor

Abone Ol

BM Genel Sekreteri Kişisel Temsilcisi Maria Ángela Holguin’in Kıbrıs sorunun çözümüne yönelik bir plan hazırladığı ve bunun da ‘’siyasi eşitlik ve işlevsellik arayışıyla iki kurucu devleti ve sınırlı ortak sorumlulukları içerdiği’’ bildirildi.

Maraş, Güzelyurt ve Mesarya bölgesinin Rumlara iadesi karşılığında tanınma da gündemde. Garantiler yerine ise NATO formülü düşünülüyor.

Çözümün uygulanması için 2-3 yıllık geçiş süreci tartışılıyor. Bu dönemde ilk toprak iadeleri (özellikle Maraş), Türk tarafının istediği 3D (doğrudan ticaret, doğrudan temas, doğrudan uçuşlar) aşamalı olarak hayata geçirilecek.

Planda Kıbrıs sorunun çözüm sürecine Türkiye AB ilişkilerinin de önemli rol oynayacağı belirtildi. Holguin’in Temmuz ayı sonu veya Ağustos ayı başlarında yapılması planlanan gayri resmi 5+1 toplantısında ‘stratejik anlaşma metni’ taslağını taraflara sunacağı ifade edildi.

Plana göre ‘klasik federal çözüm’ modeli rafa kaldırılıyor. Aksine, Avrupa Birliği içinde daha gevşek bir çözüm: Rumlar buna federasyon, Türkler ise konfederasyon diyebilecek.

Bu formülün siyasi özü açık: Rum tarafının “iki toplumlu, iki bölgeli federasyon” tezi ile Türk tarafının “egemen eşitlik ve ayrı siyasi varlık tanınması” arasındaki uçurumu, yaratıcı belirsizlikle de olsa köprülemek.

Politis gazetesinden Dionysios Dionysiou’nun haberine göre şekillenmekte olan tartışmanın çekirdeğinde eski ama kritik bir takas var: Toprak iadesi karşılığında tanınma. Toprak boyutu Crans-Montana haritasına dayanıyor; Maraş, Güzelyurt ve Mesarya bölgelerinin iadesi, Rum tarafına en somut ve güçlü taviz olarak işlev görecek.

Öte yandan Türk tarafı, siyasi eşitliğinin sadece retorik bir beyan değil, yeni devletin işlevsel bir unsuru olarak tanınmasını isteyecek. En zor nokta tam da burada: Ne kadar tanınma verilebilir ki bölünme sayılmasın ve ne kadar federasyon kalabilir ki konfederasyonun örtüsü olmasın?

Tartışılan model, iki kurucu devlet arasında gevşek bir ilişki olan bir devlet olarak tanımlanıyor. Mantık, ortak yetkilerin radikal şekilde azaltılması ve günlük yönetimin büyük kısmının iki kurucu devlete devredilmesi. Merkezi yapı, yeni devletin uluslararası, Avrupa ve kurumsal düzeyde işleyebilmesi için mutlak gerekli yetkileri elinde tutacak; günlük tıkanıklık üretmeyecek.

Aynı bilgilere göre model; iki kurucu devlet, iki parlamento ve federal konuları ele alacak üst düzey bir konsey içerecek. Doğrudan seçilen Federal Meclis olmayacak; bunun yerine Rum ve Türk milletvekillerinden oluşacak bir yapı (bazıları Avrupa Konseyi mantığına benzetiyor).

Bu organ, iki devlete bırakılamayacak ortak konuları ele alacak. Bu mimari, Rum tarafının Türk vetosuyla felç olma korkusunu, Türk tarafının da Rum çoğunluk tarafından yutulma korkusunu azaltmayı hedefliyor.

BAŞKANLIK KONSEYİ

Yürütme gücünde tartışılan senaryo, başkanlık konseyi öngörüyor. Konseyin başkanlığı iki toplum lideri arasında dönüşümlü olacak (2:1 veya 3:1 Rum lehine). Bu fikir, klasik dönüşümlü başkanlıktan daha esnek şekilde siyasi eşitliği geri getirmeyi amaçlıyor.

Bilgilere göre Rum Başkan Christodulides, dönüşümlü ama daha çok sembolik bir federal başkan fikrini tartışmaya açık; gerçek yürütme yetkisinin ise kalıcı bir Rum Başbakan’a verilmesini gündeme getirmiş.

Bu fikir Rum kamuoyuna “işlerlik güvencesi” olarak sunulabilir ancak güçlü siyasi eşitlik dengeleri olmadan Türk tarafınca kabul edilmesi zor. Burada kritik bir hüküm devreye giriyor: Bakanlar Kurulu’nda en az bir Türk bakanın “etkin oyu”. Bu, görüşmelerin en büyük düğümlerinden “etkin katılım” meselesi.

Türkler için böyle bir oy olmadan gerçek siyasi eşitlik yok; Rumlar için ise bu oy günlük bloke mekanizmasına dönüşme riski taşıyor. Aranan, katılımı felç olmadan sağlayacak formül: Ya oy yetkisi hayati konularda sınırlı olacak ya da tıkanıklık çözme mekanizmaları devreye girecek.

Holguin’in değerlendirmesine göre ortak bakanlar kurulu 5-6 bakanlığı geçmemeli. Tartışılan temel yetkiler: Dışişleri, Savunma, İçişleri (özellikle vatandaşlık), Ekonomi ve AB işleri.

Yani ortak devlet sadece uluslararası temsil, güvenlik, AB ilişkisi ve temel ekonomik uyum için gerekli olanlarla ilgilenecek. Geri kalan her şey kural olarak iki kurucu devlete ait olacak. Her iki toplum da AB mevzuatını uygulayacak; Türk tarafı ise AB müktesebatına uyum dönemi geçirecek.

GARANTİLER

Rumlar 1960 garantilerinin kaldırılmasını istiyor. Türk tarafı ise Türk askerlerinin Kıbrıs’tan çekilmesinden önce uzun bir süre veya garantilerin kalmasını savunuyor. BM’nin orta yol olarak NATO’yu olumlu gördüğü belirtiliyor.

Kıbrıs’ın NATO’ya girmesi, güvenliği garanti altına alacak ve küçük bir NATO gücü veya üsler çerçevesinde Türk, Yunan, Fransız, İngiliz ve Amerikalı askerlerin adada bulunmasını mümkün kılacak. Holguin’in Ankara görüşmelerine göre Türkiye bunu dışlamıyor ama her zaman çözümün bir parçası olarak.

GEÇİŞ DÖNEMİ

Çözümün uygulanması için 2-3 yıllık geçiş süreci tartışılıyor. Bu dönemde ilk toprak iadeleri (özellikle Maraş), Türk tarafının istediği “3D” (doğrudan ticaret, doğrudan temas, doğrudan uçuşlar) aşamalı olarak hayata geçirilecek.

Aynı dönemde Türk FIR’ındaki kısıtlamalar kalkabilir, Kıbrıs Rum uçakları ve gemileri Türk limanlarına erişim sağlayabilecek. Böylece çözüm kâğıt üstünde kalmayacak, iki tarafa da hemen ölçülebilir faydalar sağlayacak.

Doğal gazın ortak kullanımı görüşmeleri de başlayabilecek. Türkiye, Kıbrıs’a boru hattı yapmaya ve “Mısır’a konuşulan fiyatlardan çok daha yüksek” fiyattan Kıbrıs doğalgazı almaya hazır olduğunu belirtiyor.

TÜRKİYE’YE TAVİZLER

Türkiye tarafından iletilen mesaj şu: Ankara, AB’den ciddi tavizler (özellikle Gümrük Birliği konusunda) karşılığında diyaloğa ve beşli toplantıya katılmaya hazır.

Bu, Kıbrıs sorununun artık yalnızca iki toplumlu veya Yunan-Türk meselesi olarak görülmediğini gösteriyor. Sorun, daha geniş Euro-Türk paketinin içine yerleştiriliyor; Ankara somut kazanımlar isteyecek, Brüksel ise yeni bir çözüm çabasına ne kadar destek vereceğine karar verecek.