Önce Rumcu, hain diyerek bayrağa sığındınız. Toplumu böldünüz. Ardından ganimeti dağıttınız. Bitirdiniz. Sonra devlet kadrolarına hesapsız istihdam yaptınız. Doldurdunuz. Liyakate bakmadan mekanları dağıttınız. Mutlu azınlıklar yarattınız. Şimdi sırada hak edilmeyen yurttaşlıklar, hali araziler ve devletin gelir kaynağı olan vergi afları var. Hepsi oy uğruna. Yazık. 1975'den beridir ayni zihniyetle seçim kazanmaya çalışıyorsunuz. Yaptıklarınız tam genç araştırmacılara akademik çalışma malzemesidir.
(Ahmet Billuroğlu)
Pardon ama madem hiçbir ilerleme yok, niye görüşüyorsunuz? Fotoğraf çektirip, kavga edip, sonrasında da suçlama oyunu malzemesi çıkarmak için mi? New York’ta olmayan ilerleme şimdi mi var? Yapılan her sonuçsuz görüşme umutları yıkmaktan başka hiçbir işe yaramıyor, vebali de sizin boynunuzadır. Lütfen görüşmeyin, istemiyoruz.
(Ulaş Barış)
Şimdi bu ürünleri altında yazan fiyatlara alıyorduk değil mi ???
DEĞİL
Okumamız da lazım, ama yakın gözlüğümüz yoksa olmuyor.
İlk ürünün fiyatı meydanda yok, ikincisi ilk ürünün altında, ucuz olan diğeri ise başka bir ürünün fiyatı!!!
Biraz özen yahu!!!
(Mehmet Alasya)
Yeni dönemin en ciddi sınavlarından biri kuşkusuz köklü bir kamu reformudur.
Belki de en zoru…
Neden?
Çünkü kamu, yıllardır bir hizmet alanı olmaktan çok, siyasal ilişkilerin, örgütlü çıkarların ve kazanılmış statülerin korunduğu bir alana dönüştürüldü.
Üstelik bu düzenin güçlü bir toplumsal karşılığı da var.
Örgütlü mücadele çoğu zaman kamusal hizmetin niteliğini yükseltmek yerine mevcut statüyü korumaya odaklanıyor.
Kamu görevi, toplumun ortak kaynaklarını toplum yararına kullanma sorumluluğu olarak görülmüyor yeterince.
Sanki asıl amaç bir kadroya sahip olmak…
Sonra daha iyi bir maaş, daha yüksek bir mevki, daha geniş haklar, daha güçlü güvenceler…
Oysa bütün bunların varlık nedeni, yerine getirilen hizmettir.
Topluma sunulan bir değer…
Üretilen kamusal yarar…
Elbette kamuda alnının akıyla, emeğiyle, dürüstlükle çalışan çok insan var.
Ancak iyi insanların varlığı kötü bir sistemi kendiliğinden düzeltmiyor.
Gereksiz amirlikleri ortadan kaldırmıyor.
İhtiyaç duyulmayan kadroları, işlevsiz makamları, ayrıcalıklı statüleri değiştirmiyor.
Liyakat yerine sadakatin, verimlilik yerine kıdemin, hizmet yerine unvanın öne çıktığı anlayışı dönüştürmüyor.
Çünkü mesele tek tek insanların iyiliğinden ya da kötülüğünden çok daha büyük.
Mesele, kötü işleyen bir düzenin kendi devamlılığını sağlayacak ilişkileri üretmesi…
Şimdi önümüzde yeni bir değişim dönemi var.
Bu ülkenin kurumları, siyaseti ve kamusal yaşamı hiç bu kadar ağır bir güven bunalımından geçmemişti…
Belki de hiç bu kadar kirlenmemiştik.
O nedenle yeni dönemin en büyük iddiası, iktidardaki isimleri değiştirmekle sınırlı kalmamalı.
Hep değişim diyoruz da...
O gerçek değişim, dokunulmaz saydığımız düzenin kendisine dokunabildiğimiz gün başlar.
(Cenk Mutluyakalı)


