Önce, adına İsias denen katliam abidesini bile isteye, göz göre göre tarifsiz bir sahtekarlıklar ve ahlaksızlıklar silsilesiyle yaratan mal sahiplerini ve yaratıcılarını ayak sürüye sürüye yargıladılar.
Hatırladığım kadarıyla üç kez bilirkişi-bilmez kişi raporları istediler, bilimi resmen maskaralığa çevirdiler…
Bu arada, mağdur tarafın kamudaki suç ortaklarının davasının birleştirilmesi ve hem mal sahiplerinin ve ucubeyi yaratan diğer sahtekarların hem de kamudaki suç ortaklarının aynı anda yargılanması, gerçeklerin tamamen ortaya çıkması talebini mahkeme olarak reddettiler, bir yerde gerçek adaletin gerçekleşmesini kendi elleriyle engellediler…
Bütün mahkeme süreci boyunca suçluların ve avukatlarının mağdurlara yüzsüzce, arsızca saldırmasına, mahkeme sürecini şov sürecine çevirmesine izin verdiler, en sonunda mal sahibi katiller çetesinin elebaşına ödül gibi bir ceza, üstüne bir de iyi hal indirimi verdiler…
Ardından, bu katliam ucubesinin yaratılmasında doğrudan sorumluluğu olan kamudaki suç ortaklarını göstermelik bir şekilde yargıladılar, yarısına beraat verdiler, yarısını suçlu buldular, onlara da ödül gibi cezalar verdiler, ama adli kontrolle serbest bıraktılar, sokağa saldılar, adalet kavramını bir kez daha katlettiler, suçluları ödüllendirirken mağdurları daha da mağdur ettiler…
Neymiş efendim, suçluların kendilerine verilen cezaları istinafa taşıma hakları varmış, istinafta haklı çıkarlarsa, boşu boşuna içerde yatmış olacaklarmış, devlet kendilerine tazminat ödeyebilirmiş, bu yüzden istinafta cezaları onanırsa içeri gireceklermiş…
Maskaralığın dikalasına bakar mısınız!!!
Mahkeme hem başka delile gerek yok, bütün deliller toplandı, her şey ortada diyor, bu delillere bakarak ceza veriyor, sonra da kendi verdiği karara güvenmiyor, katilleri sokağa salıyor, gitsinler istinafta benim verdiğim karara itiraz etsinler, belki istinafta katillerin lehine ya da aleyhine başka bir karar çıkar, belki de ceza indirimi alırlar, ya da beraat ederler diyor, böylece boşu boşuna içerde de yatmamış olurlar diyor…
Tek gerçek ve katiller çetesinin eseri olarak da 72 insan evladı da mezarlarında yatıyor!!!
Her şeyin, bütün ahlaksızlıkların, sahtekarlıkların ve hatta ucube bina müsveddesine müdahale edilirken kaçak kat çıkmak, içerden asansör için asmolen döşemeyi delik deşik etmek gibi aptallıkların bile göz göre göre, bile isteye yapıldığı, katliamın göz göre göre yaratıldığı bir ortamda, katilleri içeri tıkmak için daha da delil arıyorlar!!!
Ve her şeyin ötesinde, halen en kötüsü, bir parça baklava çalan çocukları zincirle mahkemeye getirip, yıllarca hapislerde süründüren, hayatlarını mahveden bu çürük hukuk ve adalet zihniyeti, ahlaksızlar, sahtekarlar tarafından göz göre göre ve bile isteye katledilen çocukların hayatlarını hiçe sayıyor, rant hırsından kudurmuş ahlaksızları, katilleri, adeta azdırıyor; izlediği yöntemle hiç durmayın, her türlü ahlaksızlığı, vicdansızlığı, aptallığı yapın, rantınıza odaklanın, ahlaksızlıkla, rant hırsıyla katlettiğiniz insanların artık hiç önemi yoktur, nasılsa ölen öldü, kalan sağlar, yani siz katiller sürüsü, bizimsiniz, ağlayanlara da boşverin, istedikleri kadar ağlasınlar, isterse azaptan canları çıksın, ölüp evlatlarına katılsınlar diyor…
Madem öyle, mahkemeye çıkardığınız ve sabit bulgularla hakkında hüküm verdiğiniz bütün suçluları, bütün katilleri sokağa salın, gidin istinafta hakkınızı arayın, üst mahkeme de sizi suçlu bulursa, o zaman hapse girersiniz deyin…Eğer buysa, adalet anlayışınız!!!
Adalet yargı eliyle göz göre göre katledilebilir mi; mağdurun hakkını araması, kollaması gereken hukuk bu kadar insafsızca katledilebilir mi; insan hakları ve insanlık, hem insan canını ve hem de adaleti hiçe sayacak şekilde bu kadar pervasızca katledilebilir mi, yozlaştırılabilir mi; ahlaksızlar, vicdansızlar yargı eliyle bu kadar azdırılabilir mi, katiller devletin yargısı eliyle ceza kılıfı adı altında adeta ödüllendirilebilir mi; var mı böyle bir dünya!!!... Varmış işte!
Sonra da niye insanlarımız ahlaksızların, vicdansızların rant hırsı yüzünden ölüyor diye ter ter tepiniyoruz…
Özellikle İsias davasındaki sürece bakıldığında, mal sahipleriyle ilgili dava tutanakları dikkatle okunduğunda, ve en sonunda kamudaki katillerin nasıl yargılandığına ve cezalandırıldığına (aslında ceza adı altında ödüllendirildiğine) bakıldığında, göze net olarak çarpan bir şey vardır; bu davalar yargı eliyle adeta, özde, ailelerin, evlatlarını kaybeden insanların, birincil mağdurların acılarına daha da kat be kat acı katacak şekilde, yaralarına tuz basacak şekilde yürütülmüştür…
Genelde ise, bu davalar, adeta bilinçli şekilde Kıbrıs Türkünün acısına acı katacak, daha da üzecek şekilde yürütülmüştür…
Manzaraya baktığınızda, bu davaların yürütülüş şeklinin artık adalet tecellisiyle filan hiç ilgisi olmadığı, gayet bilinçli bir şekilde, adeta Kıbrıs Türkünü daha da cezalandıran, daha da üzen bir hale sokulduğu, hatta bu davalar üzerinden bir intikam alındığı, mağdurların acısından da adeta zevk alındığı net olarak görülmektedir.
İnsanın aklına şu soru geliyor; niye ve hangi akla hizmet olarak bu yapılmaktadır?
72 insan evladının göz göre, bile isteye yapılan sonsuz bir sahtekarlıklar, ahlaksızlıklar silsilesiyle katledildiği bir olayda, tüm delillerin ve sorumluların ve keza sorumluluk türlerinin de apaçık olduğu bir olayda, davaların gerçek adaletin gerçekleşmesini engelleyecek şekilde sürdürülmesi, neticelendirilmesi, adaletin yargı eliyle bilinçli bir şekilde katledilmesi kime, hangi akla ve hangi niyete hizmet etmektedir…
İnsan canı bu kadar mı ucuzdur!!!
Yargı sistemi yolunu bu kadar mı kaybetmiştir!!!
Bunu Türkiye Adalet Bakanlığı ve iktidarda bulunan AKP iktidarının açıklaması bir zorunluluktur.
Bir zorunluluktur, çünkü Anavatan’a emanet edilen çocuklarımız, öğretmenlerimiz tarifsiz bir ahlaksızlıklar, sahtekarlıklar silsilesiyle katledilmişler, mağduriyetin hesabını sorması gereken yargı da bilinçli bir şekilde adaleti katletmiştir, mağduriyete mağduriyet katmıştır, acılara da tuz basmıştır…
Bu, öyle basit bir şey değildir.
Onbinlerin değil, yüzbinlerin göz göre göre katledildiği, milyonlarca insanın perişan edildiği bir durumda hiç kimse çıkıp da “yargı bağımsızdır” palavrasını atamaz, bu katliamların hesabının sorulması sadece bir savcının, bir yargıcın insafına veya yetkisine bırakılamaz…
Bu bir devlet sorunudur, bu bir millet sorunudur, bu bir ulusal varoluş sorunudur, ve devlet milletin haklarını savunmayı, sorumluluğu sadece mahkemelere atarak veya bırakarak sorumluluğundan kurtulamaz…
Neticede değil öyle iddia edildiği gibi onbinler, anında yıkılan 40 bin binada misli misli onbinler ölmüştür, bunun da tek sebebi sadece geçmiş deprem davalarında yargının çuvallaması ve ahlaksızlığın, sahtekarlığın önünü açması değildir, aynı zamanda devleti yönetenlerin beceriksizliği, işgüzarlığı ve neticede izledikleri politikaların çuvallamasıdır…
Fetö hikayesinde Türkiye adaletinin ne hale geldiğini gördük, şimdi aynı şeyi deprem davalarında görüyoruz, tarih tekerrür ediyor…
Şimdi, kötülük yine bütün heybetiyle karşımızda dururken, bu mu adalet, bu mu insanlık, bu mu devletin sorumluluğu diye boşu boşuna soruyoruz…
İnsan olarak sormak hem vicdani, hem de insani sorumluluğumuzdur, ancak cevabı bizde değildir, cevap ve esas sorumluluk devleti yönetenlerdedir…
Bu arada, sorumluluk devleti yönetenlerdedir demişken, çocuklarımızın, insanlarımızın haklarını aramakta en büyük sorumluluk sahibi olanların başında Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman gelir, bütün toplum isyanlardayken, kendisinin son neticeye yorumu aynen şu şekilde oldu; “Sürecin Adıyaman'daki kısmı tamamlandı ama adalet arayışı tamamlanmadı. Bu acılı yolu ailelerimizle birlikte yürümeye devam edeceğiz.”
Arkadaş, bir Cumburbaşkanı olarak, ama makamın da ötesinde, bir hukukçu olarak söyleyebileceğin hepsi buysa, adaletin nasıl katledildiğini anlatacak dilin, sözün yoksa, susmak da bir erdemdir… İlle de bir şey söylemiş olmak için söylemeye, ille de yürümüş olmak için yürümeye gerek yoktur…
Son söz; gerek gelen giden hükümetlerin aymaz politikaları, gerekse yargının katlettiği, madara ettiği hukuk sistemi, aslında kendi insanını katlediyor… Tarih sürekli tekerrür ediyor, bir gün gelecek, kaçınılmaz bir şekilde o göz göre göre, bile bile katlettiğiniz adalete, o katlettiğiniz insanlığa kendiniz de muhtaç olacaksınız… Ve, o gün geldiğinde, devlet olarak, yargı olarak üzerinize düşen görevi yapmadığınız, sorumluluğunuzu yerine getirmediğiniz, mağdurun haklarını koruyacağınıza ahlaksızları ve ahlaksızlığı azmettirdiğiniz için, yarattığınız sistemin mağdurları siz olacaksınız, ama son pişmanlığınızın ecelinize bir faydası olmayacak, kendi yarattığınız kötülük sizleri de çocuklarınızı da boğacak…
Bunu hak etmediğinizi de kimse iddia edemez, fazlasıyla hak ediyorsunuz…
Unutmayın, ahlaksızlar, vicdansızlar, sorumsuzlar, aptallar ve bunların tarihçesini tekrar tekrar yazmayı marifet bilenler için tarih sadece tekerrürden ibarettir… Ve, bu kafayla gide gide, bugün karşınızda kurban, mağdur olarak duranların yerine yarın sizlerin geçmesi de sadece tarihin kaçınılmaz sonucu değildir, aynı zamanda kendi kötülüğünüzün, kendi eserinizin kaçınılmaz sonucudur…