YANGIN GÖRÜNTÜLERİ AKSİYON FİLMLERİ GİBİ

Abone Ol

Yaz geldi mi yangınlar da başlar ve yaz boyunca sürer. Tabii afetlerin ne dini var, ne de milliyeti. Gerek deprem olsun, gerek selli yağmurlar ve gerekse sonu gelmeyen yangınlar olsun, insanları dehşete salan korkunç olaylardır. Bu olayları evrensel anlamda algılarsak, bu olaylar gerçekten evrenseldir. Hani acılar, sevinçler, duygular ve gözyaşları evrenseldir ya, bu olaylar da öyle.

Kıbrıs bölündü ama ortak acılar hiç bitmedi. Yazın adeta beklenen misafiri gibi hem kuzeyde, hem de güneyde zaman zaman yangınlar olagelirken, hep eski kavgalarımızı düşünürüm. İnsanların paylaşamadıkları bu adada da yangınların vuku bulması doğaldır.

Her sabah uyandığımda televizyonu açarım. Ne haberler varmış bir göreyim diye. Bitmeyen Kıbrıs meselesi ile her gün verilen haberler gına getirdi. Adeta bıktıran Kıbrıs görüşmeleri haberlerine gelince hemen kanalımı değiştiririm. TRT kanalına geçince verilen yangın görüntüleri, daha bir başka acı veriyor insana. Türkiye’de mevsimsel felaket olarak değerlendirebileceğimiz yaz yangınları, adeta bize aksiyon filmlerinde dehşet saçan görüntüleri andırıyor.

Yetkililer uyarıyor.

-Piknik yaparken ateşi söndürünüz.,,,,,

-İçtiğiniz sigara izmaritini etrafa atmayınız.

-Kırık şişe parçalarına dikkat ediniz. Çünkü kırık cam parçaları aşırı güneş ışınlarında mercek vazifesi görür ve yangına sebebiyet verir. Ve dahaları…

Genellikle ormanlarda durduk yerde çıkan yangınlar, bu saydığım üç nedenden çıkar.

Piknik yapmak için insanlar serin ve sık ormanlık yerleri tercih ederler. Hatta Orman Bakanlıkları böyle alanlara beton kebap pişirme ocakları yaparlar. Öyle olduğu halde yine de yangın çıkar.

Ormanlık alanlardaki atık veya kendiliğinden oluşan maddeler yangının en önemli malzemesidir. Çamların iğneli kurumuş yaprak ve kuru kozalakları, yoğun ısıdan da alev alabilir. Özellikle kebap pişirecek olanlar şu çam yapraklarından yararlanırlar, erken tutuştukları için.

Piknik alanlarında bırakılan boş şişeler de yangının sebebiyetidir.

Türkiye’nin çeşitli yerlerinde çıkan yangınlar, gerçekten dehşet vericidir. İtfaiye, Afat ve gönüllü insanlar canla başla çalışırlar ve sonunda yangının hakkından gelirler.

Bizde Afad yerine Sivil Savunma Teşkilatı ve itfaiye işbaşına geçerler ve başarılı olurlar. Hatta bazı kaza geçirmiş kişilere bile yardımcı oluyor Sivil Savunma. 4 Şubat depreminde de Hatay’da enkaz altından pek çok kazazedeyi kurtarmıştır Sivil Savunma. O dönemde görev başında olan heyecan iş bitirici Sivil Savunma Başkanı Atilla Karaca’ydı. Şimdiki Başkan Hakan Balaban da canla başla çalışıyor böyle yangınlarda başarılı olmak ve yangını söndürmek için. O nedenle ülkemizde görev yapan Sivil Savunma’nın varlığı çok önemlidir. Şimdi de diğerlerinde olduğu gibi, çok özellikli araçları ve itfaiye hortumları ile yangınların söndürülmesinde büyük rol oynuyor.

1990’daki Beşparmak yangını, şimdiye kadar yaşadığımız yangınların en büyüğüydü. Özellikle Hakkı Atun’un Başbakanlığı dönemine denk gelmişti o yangın. O yangından söz açıldığında Hakkı Atun şöyle der:

“Politik hayatım döneminde en zor zaman ve olayları, Girne Beşparmak dağlarındaki yangında yaşadım. O yangın hiç aklımdan çıkmadı. Yokluklar ve yangın söndürmedeki eksiklerle beraber batıdan doğuya doğru deli bir rüzgarın yangını tamamen sürüklemesine ve yayılmasına neden oldu ve biz hiçbir şey yapamadık.”

Gerçekten de vaziyet öyleydi. Dedik ya afetler evrenseldir diye. Ne politikacı, ne avukat, ne doktor, ne de tüccar dinler yangın. Ortalığı yakıp kavurur.

Tekrar vatandaşlarımızı uyarmak lazım. Mutlaka yangın çıkmaması için özen gösteriniz. Bu vatan, bu ormanlar ve bu dağlar bizimdir.