Geçenlerde bir sokak serserisinin Türkiye’den elini kolunu sallaya sallaya gelerek, buradaki işbirlikçileriyle organize bir şekilde bir galeriye silahlı saldırı düzenlemesi ve iki kişiyi sokak ortasında vurmasından sonra bizim polisin organize suçla etkin mücadelede acilen ihtiyacı olmasına rağmen tam on yıldır raflarda bekletilen teknik takip yasaları yeniden gündeme gelmişti.
Sözde birkaç hafta içinde gözden geçirilecekler ve Meclis gündemine getirileceklerdi, ama yine yalan oldu, yine bizim balık hafızalı siyasiler ve toplum bu konunun aciliyetini ve önemini unuttu.
Ne ilginçtir ki, sırf popülizm uğruna, tamamen yapay gündemlerle Meclis’te koparılan yaygaraların hiçbiri işin özünde bu ülkenin, bu toplumun güvenliği için değil…
Dünyada hiçbir ülke bizim küçücük ülkemizde olduğu kadar kendi nüfusuna oranla bu kadar çok yabancıyı barındırmıyor, dahası, bir zamanlar rüyamızda bile görsek inanmayacağımız suçlar artık ve bu ufacık ülkede ve toplumda olağanlaştı, sıradan hale geldi.
Hapishaneler ağzına kadar ithal suçlularla dolup taşıyor, devletin ithal suçla mücadelede ve suçluları hapse tıkarak bakımlarına harcadığı paralar yıllık 60-70 milyon dolarlara ulaşıyor, ekonomik sıkıntılarla uğraşan toplumun ve devletin sırtına akıl almaz ve tamamen de gereksiz bir yük daha biniyor.
Devletin eğitime, sağlığa, altyapıya, tarıma ve güvenliğe ayıracak yeterince parası yok ama “ithal başbelası suçluları” beslemeye mecburen para bulunuyor.
Polisin öncelikli görevi sadece suç işlendikten sonra suçlunun peşinden koşturmak değildir, aynı zamanda olası ve potansiyel suç odaklarını takip altına alıp, suç işlenmeden, işlenmesine fırsat vermeden engellemektir.
Aynı zamanda, içinde bulunduğumuz coğrafya, yakın çevremizde yaşananlara baktığımızda, artık tam bir kaos merkezidir, her türlü suç ve suçlunun, her türlü terör ve teröristin fink attığı, her türlü uyuşturucu ve kara para trafiğinin fır döndüğü bir bölgenin tam ortasındayız.
Bu şartlarda polisin elini hem yasal olarak, hem de teknik altyapı olarak güçlendirmek bir mecburiyettir.
Şu anda bu ufacık memlekette her türlüsünden teröristin, her türlüsünden ajanın, her türlüsünden sahtekarın, uyuşturucu kaçakçısının, kara para aklayıcısının, envai tür başbelasının fink attığından emin olabilirsiniz.
Polis sokaktaki suç odaklarını elindeki imkanlar çerçevesinde yakalayabiliyor ama bir üst cümlede bahsettiklerim polisin kolayca yakalayabileceği türden tehdit odakları değildir, bunlar kendilerini her türlü kamufle edebilen, ancak özel takiple yakalanabilen, her zaman polisten bir adım önde olmada iyice ustalaşmış odaklardır.
Ve bu odakların olduğu yerde, kimse hiçbir şekilde güvende değildir…
Bir gün bunlardan biri bu küçük ülkede sansasyonel bir eylem gerçekleştirmek isterse, örneğin bir siyasiyi havaya uçurmak veya ortadan kaldırmak isterse, inanın bu işi çok kolayca yapacak ortam vardır… Ondan sonra polis yapanı yakalasa ne fayda, yakalamasa ne fayda… Falyalı cinayeti, bir senede yakalanan sürüyle tetikçi bunların örneğidir, ama belli ki halen akıl konmamıştır…
İşin bir de uluslar arası çıkar çatışmalarının yarattığı tehdit boyutu var… İsrail’in İran’ı nasıl vurduğunu hatırlayın… Bir anda tüm enerji sistemleri, iletişim sistemleri ve banka sistemleri, uydu bağlantıları çöktürüldü, arkasından da binlerce dron ve yüzlerce füze yağmur gibi İran’a yağdı…
İran’ın sözde çok güçlü bir istihbarat ağı vardı, ama kendilerini Tanrı ile özdeşleştiren çakma mollaların güvenlik düzeninde hiçbir halt olmadığı, güçlerinin ancak kendi masum halklarına yettiği, kağıttan kaplandan farklarının olmadığı, İsrail ajanlarının İran’ı kevgire çevirdiği ortaya çıktı ve en üst düzey askerleri, siyasileri, bürokratları ve bazı terörist grupların elebaşları dakikalar içinde yok edildiler.
Biz uluslar arası güvenlik için Türkiye’ye güveniyoruz ama ülkedeki suç türlerine baktığımızda ne uluslar arası ne de ulusal güvenliğimizin yeterli olduğunu, iç güvenlikten sorumlu polisin elinin altındaki yasal yetkilerin ve teknik altyapının da mevcut şartlarda yeterli olduğunu kimse söyleyemez.
Bu durum herkes tarafından bilinmesine rağmen, on yıl önce bu açığın giderilmesi için gerekli yasal çalışmaların yapılmış olmasına rağmen, Meclis’teki vekillerin ve bugüne kadar gelmiş geçmiş Cumhurbaşkanlarının bu konuya eğilmemiş olması, bu açığın kapatılmasını sürekli savsaklaması, ciddi ciddi düşündürücüdür.
Bugün ülkede hiçbir kuruma yeterince güven kalmamıştır, siyasi partiler güven duyulan kurumların en dibindedir, devlet kurumları da ta keza, aynı durumdadır, geriye giderek güvenirliğini yitiren bir yargı sistemi ve giderek büyüyen sorunlarla mücadelede zorlanan, aslında “kasten” zora sokulan bir polis kurumu kalmıştır.
Kasten zora sokulan diyorum, gidişata bakıldığında, polisin örgütlü suçlarla etkin mücadelesi apaçık şekilde istenmemektedir, özellikle de “polis yatak odamızı dinleyecek” palavrasının arkasına saklanan muhalefet tarafından istenmemektedir.
Görüne odur ki, bu yasaları istemeyenlerin organize suç örgütleriyle bir boyutta çıkar ilişkileri vardır… Suç örgütü derken, ille de silahlı suç örgütlerinden bahsetmiyorum, suçun envai türü vardır, örneğin kara para aklamak da bunlardan biridir…
Şimdi birileri diyecek ki, ne yani biz muhalefet olarak ya da iktidar vekilleri olarak bu yasaları sürekli sümen altı ediyoruz, gündeme almıyoruz, polisin elini güçlendirmiyoruz diye suç örgütleriyle işbirliğimiz mi var!!!
E, kusura bakmayın ama, bütün dünyada bir mecburiyet olan bu yasaları ısrarla geçirmiyor ve polisin organize suçla mücadelede elini güçlendirmiyorsanız, artık bunun altında bir bit yeniği vardır, hem de fena halde sırıtan bir bit yeniği vardır ve bu bit yeniği de doğrudan veya dolaylı işbirliğidir…
Gerekli yasaları çıkarmayıp, polisin elini bile bile ve kasten güçlendirmeyip, organize suçun ve suçluların polisin bir adım önünde olmasına göz yummak bile bir suç ortaklığıdır, suç ve suçluyla işbirliğidir.
Bu aşamada, geldiğimiz günde hala bu yasalar tozlu raflarda bekletiliyorlarsa, ve içinde bulunduğumuz coğrafyada bunca sorun varsa, bu yasaları ısrarla bekletenler, gündeme almayanlar, bu sorunların da doğrudan paydaşıdırlar, ortağıdırlar, ve hatta sorumlusudurlar…
Bu yüzden, bir vatandaş olarak, acilen Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın sorumluluk almasını ve bu yasaları bir an önce Meclis’ten geçirip, uygulamaya koymalarını talep ediyorum…
45 yıldan daha uzun bir süredir terörle mücadele eden Türkiye’nin teknik takip altyapısı çok gelişmiştir, Türkiye ile anlık işbirliği sistemlerinin kurulması için gerekli yasal düzenlemelerin yapılması da elzemdir ve bir mecburiyettir.
Bugün bu konuda çok geç kalınmıştır, ama yarın çok çok daha geç kalınmış olacaktır ve yapılan yanlışların, gecikmelerin de bedelini bu toplum maddi ve manevi olarak ödemeye devam edecektir…