Kısa da geçsem yine biraz uzun olacak ama yine de, neticeden önce, olabildiğince kısa bir özet geçeyim…
Amerika, yani ABD;
1953, Ajax Operasyonu adı altında İran’da darbe yaptı, Başbakan Musaddık’ı devirdi, yerine Şah Rıza Pehlevi denen kuklayı geçirdi, kukla “light” diktatörlüğünü ilan etti, çakma şah kendini gerçekten bir lider filan sandı…
O kadar görgüsüz, hesapsız, kitapsız ve doyumsuz bir tipti ki doğum günlerinde, şatafatlı milli günlerin kutlamalarında Paris’in en meşhur otellerinin restorantlarında hazırlattığı ve devletin cebinden yüzlerce milyon dolar ödeme yaptığı tonlarca yiyeceği ve pastayı filan Boeing uçaklarla Tahran’a taşıtıyor, dünyanın dört bir tarafından çağırttığı misafirlerini yedirip içiriyordu… Bu paraları halkının refahı için sağlığa, eğitime, ulaşıma, ekonominin kalkındırılmasına, ülkenin modernizasyonuna filan harcasaydı, bugün belki de İran dünyanın ilk ondaki en büyük güçlerinden biri olacaktı… Şah müsveddesi Anglo-Amerikan ve Fransız tezgahıyla şak diye koltuğu kaybetti…
1954’de ABD, demokratik bir seçimle gelen ve ABD çıkarlarına değil halka hizmet edeceğini har fırsatta vurgulayan Guatemala lideri Cumhurbaşkanı Arbenz’i devirdi, halkın direniş gösterdiği bu darbe sırasında 200 binden fazla sivil acımasızca katledildi, bu olaydan sonra Orta Amerika ülkeleri Amerika’nın arka bahçesi haline geldi…
1963, Kuzey ile Güney Vietnam arasında savaşın bir orta yol bulunarak sonlandırılması gerektiğini, savaşın büyük bir yıkım getireceğini ve fayda sağlamayacağını savunan Güney Vietnam Cumhurbaşkanı Diem, ABD’nin tezgahladığı bir suikaste kurban gitti, Vietnam savaşı on yıl daha devam etti, nihayette ise hem ABDli silah tüccarları ceplerini doldurdu, hem de Kuzey Vietnam neticede galip geldi, dört milyona yakın insan öldü, gerçekten ise kimse kazanmadı, ama Vietnamlılar kesinlikle kaybetti…
1973, Şili’de Augusto Pinochet denen asker müsveddesi çakma generali kullanarak bir darbe gerçekleştiren ABD, sosyalist eğilimli Cumhurbaşkanı Salvador Allende’yi devirdi, teslim olmayıp, son ana kadar direnen Allende elinde silahıyla vuruşarak öldü… Pinochet denen diktatör müsveddesi yapılanlara ve yaşananlara karşı çıkan, ağzını açıp da tek kelime bile eden herkesi katletti, sadece darbe sırasında birkaç gün içinde beş binden fazla insan katledildi, sonraki 17 yıllık süreçte ise en az otuz bin kişi kim vurduya gitti…
1974, tam da Watergate skandalının en cafcaflı günlerinde, Nixon’un kelle tam gitmek üzereyken, ABD kontrolündeki Yunan askeri cuntası Kıbrıs’ta bir darbe yapıp, Anglo-Amerikan ikilisiyle yıldızı hiç barışmamış olan ve sürekli Rusya ile flört eden Makarios’u devirdi, faşist cuntanın Kıbrıs’ı Yunanistan’a ilhak etme girişimi Türkiye’nin Kıbrıs’a apar topar müdahalesiyle engellendi… Akan kan durdu ama Kıbrıs ikiye bölündü, uluslar arası siyasette 51 yıldır Türkiye Kıbrıs üzerinden dövüldü, dövülmeye de devam ediyor, Türkiye-Yunanistan arası gerildi, halen de gergin… Ama 74 darbesi Yunan halkının aklını başına getirdi, bu kez Yunan halkı ayaklandı, darbecileri başından kovdu, Yunanistan’a demokrasi geldi, Ecevit “Yunanistan ortak ben Pazar olmam” diye zırvalarken ve hala Türk-Yunan düşmanlığının pirim yaptığını sanarken Yunanistan AB’ye girdi, Ecevit iktidarı ise 12 Eylül 1980’de “bizim çocukların” darbesiyle son buldu, Ecevit ve diğer siyasiler hapse girdi… Eh, üst akıl hesapları kitapları iyi yapıyordu, biri AB’ye girerken öteki hapse giriyordu… Hapse giren, ABD senatosundaki en büyük iki güçten birinin Rum-Yunan-Ermeni lobisi olduğunu maalesef o sıralarda unutuyordu…
1977, El Salvador’da askeri darbeyi destekledi, 70 binden fazla El Salvadorlu sivil asker kılığındaki eli silahlı çapulcular tarafından katledildi, El Salvador o gün bu gündür hayır yüzü görmedi…
1979, Rusya ile flört etmeye kalkışan İran Şahı Rıza Pehlevi Anglo-Amerikan ve Fransız üçlüsünün tezgahıyla devrildi, yerine siyasal İslamın bölgedeki ilk temsilcisi olarak sivrilecek olan Humeyni “atandı”, siyasal İslamın Ortadoğu’da ilk model denemesi gerçekleştirildi… Humeyin iktidarının ilk on günü ve sonraki bir ay içinde ülkedeki hemen tüm aydınlar ve molla iktidarına ve emperyalizmin ayak oyunlarına karşı çıkması muhtemel herkes katledildi, sonraki üç ay içinde tüm muhalif olabilecek kesimlerin kafası ezildi, katledilen insanların sayısı bilinemedi… Bir yıl bile geçmeden, hem ABD hem de Rusya’dan silah alan Irak ile İran savaşa tutuştu, ABD her iki tarafa da bol kepçeden silah sattı, yıllarca süren savaşta milyonlarca insan öldü, her iki ülke de silah ve savaş masraflarını karşılayabilmek için Anglo-Amerikan ve Fransız üçlü çetesinin enerji tüccarlarına petrolü ucuzdan, hatta nerdeyse beleşe sattı, hem petrol tüccarları hem de silah tüccarları karlarına kar kattılar, bol kepçeden zengin oldular…
1979, Rusya Afganistan’a girdi, ABD Taliban’ı destekledi, eğitti, donattı, sadece birkaç yıl içinde 3 milyar dolardan fazla parayı Taliban’ın ve Bushların şirket ortağı Usame Bin Ladin’in cebine akıttı, Rusya ile ABD destekli Taliban arasındaki savaş yıllarca sürdü, Rusya pes edip çekildi, Afganistan Taliban kontrolüne geçti, sonra Amerika 9/11 bahanesiyle Talibanı bir tokatta devirdi, yerine kukla, sözde demokratik bir hükümet koydu, sonra onu da devirdi, siyasal İslam aparatı Taliban’ı yeniden iktidara getirdi, Taliban’ın zırcahil mollaları kalkıp ta Türkiye’ye kadar geldi, Atatürk’ün ve Türk milletinin tüm emperyalistleri dize getirerek kurduğu Cumhuriyette laiklik ve Cumhuriyet karşıtı nutuk attı… İran’daki mollaların da desteğiyle milyonlarca Afganistanlı Türkiye’nin içine doluşturuldu…
1980, “Bizim çocuklar”, tekrar edelim, Türkiye’de darbe yaptı, üç yıldır Türkiye’yi kasıp kavuran sağ-sol kavgaları askeri darbe ile güya durduruldu, onların yerine ise darbe sonrası iktidara gelen Özal’ın “bir avuç çapulcu” diyerek önemsizleştirdiği, Rum-Yunan-Ermeni lobisinin icadı olan Asala’nın yerine PKK belası baş gösterdi, Ortadoğu’da ve Yunanistan’da cihatçı/milliyetçi Arap çapulcuların eğitildiği kamplarda bu kez PKK adı altında Türkiye Cumhuriyeti karşıtı, Cumhuriyeti parçalamayı hedefleyen Kürt-Ermeni katilleri eğitilmeye başlandı, Türkiye sağ-sol kavgalarının çok ötesinde, çok daha dehşetli bir terör kaosuna mahkum edildi, en az 40 bin asker ve 10 bin sivil katledildi, terör belası halen bitmedi, kasten bitirilmedi, habure devşirildi, hem uluslar arası ilişkilerde hem de Türkiye siyasetinde, özellikle de AKP iktidarı döneminde, kullanışlı bir siyasi aparat haline getirildi, tam bitti derken özel gayretlerle yeniden hortlatıldı…
1981, Reagan döneminde Guatemala’da demokratik yollarla seçilmiş ama ABD ile yıldızı pek barışmayan hükümete karşı Kontra gerilla hareketi aleni bir şekilde desteklendi, bir diğer deyişle, Guatemala’nın PKKsı Kontralar idi, 30 binden fazla masum insan boşu boşuna hayatını kaybetti… Guatemala hala ABD’nin arka bahçelerinden biri olmaya devam ediyor…
1982, Amerika İran-Irak savaşında İran’a karşı kullanmak üzere Saddam’a milyarlarca dolarlık silah desteği verdi…
1983, Amerika İran-Irak savaşında Irak’a karşı kullanmak üzere Humeyni’ye yüzlerce milyon dolarlık füze verdi, hafif silah verdi… İran ile Irak birbirini gırtlaklarken silah ve petrol tüccarları karlarına kar kattılar, hala da katıyorlar…
1989, Panama’nın başına bir CIA operasyonu ile getirilen Manuel Noriega denen iki paralık diktatör bozuntusu iplerini ABD’den koparmaya çalışınca, ABD doğrudan askeri bir müdahale gerçekleştirdi, Noriega alaşağı edildi, en az üç bin Panamalı sivil ABD saldırısında hedef gözetilmeden katledildi…
1990, dünyanın en zengin petrol tüccarı Bush döneminde, Irak durduk yerde Kuveyt’i işgal etti, aslında bu işgal durduk yerde değildi… Doğrudan Amerikan teşviki ile yapılmıştı, işgal sırasında kullanılan Irak silahlarının yarısı Amerikan malı idi, diğer yarısı da Rus malı idi… Neticede, Amerika ve uyduları bir koalisyon kurdu, 1991’de Amerika Irak’ı baştan aşağı işgal etti, hizadan çıkan Saddam’ı ipe çekti, Kuveyt diktatörü yeniden başa getirildi, Irak’ın tüm kaynaklarına el kondu, BM raporlarına göre en az 500 bin Iraklı çocuk savaştan ve sefaletten dolayı hayatını kaybetti, Irak bölündü, ABD kontrolündeki çetelerin eline geçti, ABD askeri gücü bir daha Ortadoğu’dan ayrılmadı…
ABD Ortadoğu’ya istediği gibi eksiksiz yerleşince, 1990lardan itibaren Ortadoğu’da siyasal İslam patlaması yaşandı, sayısız cihatçı terör örgütü her köşede peydahlanmaya başladı, aynı süreçte Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı terörün türevleri ve yöntemleri değişti, Cumhuriyet karşıtı cemaat-tarikat-cihatçı terör türevleri PKK’ya eklendi… 26 Şubat 2025’de ABD senatosunda bülbül gibi şakıyan ve halen Ortadoğu siyasetinin merkezinde olan Gregg Roman isimli zat, ABD tezgahlarını ve cihatçı terör örgütlerini nasıl desteklediklerini aslanlar gibi koltukları kabara kabara anlattı…
1992’de, 2 Ekim tarihinde, Ege’deki NATO Kararlılık tatbikatında zaman zaman Yunan tarafının tahrikleri neticesinde gerilimler yaşandı, tam bu sırada TCG Muavenet zırhlımız ABD uçak gemisi USS Saratoga’dan ateşlenen iki adet Sea Sparrow füzesi ile vuruldu, Muavenet zırhlımız Saratoga’nın çok yakınındaydı, böyle bir saldırı beklenmiyordu, Muavenet de Amerikan üretimi bir gemiydi, TSK’ya hibeydi, iki güzeyle gemi komuta köprüsü havaya uçtu, gemi komutanı dahil, beş subayımız şehit oldu, 22 askerimiz ağır şekilde yaralandı, ABD “yanlışlık” oldu dedi, bu sırada ABD’de iktidar ağır şekilde RYE lobisinin etkisi altındaydı, Yahudi lobisi ise “izlemedeydi”…
1998, 1998’den itibaren Kuzey Afrika da doğrudan ABD radarına girdi. Sudan, Tunus, Libya ve Mısır yakın takibe alındı, dört ülkenin de altı üstüne getirildi, ama özellikle Libya darmadağın edildi, Libya’nın bütün yönetimi ve yeraltı kaynakları ABD yönetimine geçti, Libya’nın ABD ve AB ülkelerinde bulunan en az 400 milyar dolarlık hesaplarına el konuldu, Libya lideri Kaddafi sokak ortasında linç edildi, Mısır’daki İngiliz-Fransız icadı Müslüman Kardeşler artıkları iktidardan süpürüldü, yerine ABD ile uyumlu bir iktidar geldi, çıkarlar söz konusu olduğunda ABD birkez daha kendi çıkarlarını diğer ortaklarının çıkarlarının önünde tutmakta tereddüt etmeyeceğini kanıtları, Mısır’daki yönetim İsrail ile de tam uyum içinde iktidarını sürdürmeye başladı.
2000, 2000’lerin başından itibaren ABD, Afganistan’daki Taliban çetesine mali desteğini artırmaya başladı, ilginç bir şekilde 11 Eylül 2001’de güya CIA’nın eğitip donattığı Taliban’ın başındaki Bin Laden’in liderliğindeki çarıklı çapulcuların organize bir uçak saldırısında New York’un ünlü İkiz Kuleleri iki uçak tarafından vuruldu, kuleler sanki kartondan yapılmış gibi sistematik bir şekilde çöktü, ikinci uçağın burnu hiçbir hasar almadan kulenin diğer tarafından çıktı, gövdesi kule içinde infilak etti, o gün kulelerde çalışan dört bin Yahudi’nin hiçbiri işe gitmedi, her ne hikmetse kuleler olaydan sadece günler önce değerlerinin üç katına sigortalandılar, uçakların kalktığı havalanlarının güvenliği Bush’un yeğeninden soruluyordu, güya bir uçak da Pentagon’a çarptı, binadaki hasar dıştan içe doğru değil, içten dışa doğru bir patlamanın eseri olarak görülüyordu ve değil bir uçak çarpması, olsa olsa hızlı giden bir otomobil çarpması gibiydi… Güya çarıklı Taliban çapulcuları Amerika gibi bir devletin içine sızmışlar, uçak kaçırmışlar, kalbine bir terör saldırısı gerçekleştirmişlerdi, tiyatro çok Hollywoodvari idi, neticede Amerika çarıklı Taliban’a savaş açtı, bir haftada Afgansitan’ı işgal etti, yetinmedi, tüm Türki Cumhuriyetlerine üsler kurdu, Rusya’yı güneyden çevirdi, yetinmedi, Ortadoğu’ya bir daha çöktü…
Tam da ABD’nin Ortadoğu politikalarının köklü değişime uğradığı anda, Ecevit altına bez bağlı halde inatla koltuğu bırakmamakta direnirken, zar zor tepesine çıkarıldığı bir otobüsün üzerinde ikide bir kısa devre yapan beyin kapasitesiyle “1219da” Kıbrıs’ı nasıl kurtardığını anlatırken, Türkiye’de ekonomik sistem dıştan “ufak” bir müdahaleyle çöktü, iktidara üç “Y” (yoksulluk, yolsuzluk ve yasaklar) ile mücadele sözü veren, her iki lafından birinde din sömürüsü yapan, işine geldiğinde her türlü telden çalan, vaatlerinin hepsini çöpe atan, demokrasiyi amaç değil amaçlarına ulaşacak bir araç olarak gören AKP iktidara geldi, AKP iktidarı döneminde Yunanistan’ın Ege politikaları da iyice arsızlaştı, tahrikleri iyice arttı, Ege adalarında Yunan askeri rüyasında bile göremeyeceği kadar yakına konuşlandı, Türkiye’nin dibindeki adalar işgal edildi, asker doluşturuldu, bu sırada Doğu Akdeniz coğrafyasında ABD emperyalizminin önündeki en büyük engel olan TSK sayısız entrikalarla, kumpaslarla çökertildi, prestiji yerle bir edildi, yapısı bozuldu, kimyası ABD politikalarına karşı etkisiz hale gelecek şekilde değiştirilmeye çalışıldı, komutanlar sanık PKK’nın çapulcu katilleri tanık sandalyesine oturtuldu, komutanlar hapislere tıkıldı, TSK’nın 2000lerin başında artık kafasını tamamen ezdiği pkk terörü AKP-MHP ikilisinin aklıyla zırt pırt getirilen açılımlarla habure tekrar tekrar canlandırıldı, her açılımdan sonra hortlayan terör yüzünden 25 yılda en az 20 bin asker daha öldü, terörle mücadeleye harcanan devasa masraflar yüzünden ülke bütçesi sürekli sıkıntıya girdi, 2010lardan itibaren başlatılan ve adına Arap Baharı denen vahşet sürecinde milyonlarca insan perişan oldu, katledildi, tümü ABD icadı cihatçı çapulculardan oluşan terör örgütleri Ortadoğu’yu, özellikle de Türkiye sınırlarını sardı, 15 yıldan daha uzun süredir devam eden süreçte en az PKK belası kadar büyük bir bela Türkiye sınırlarından içeri sızdı, laiklik ve Cumhuriyet karşıtı terör odakları yer yer Türkiye’yi vurmaya başladı, İstanbul havalanı, TUSAŞ gibi sözde güvenliğin en yüksek seviyede olduğu düşünülen yerler bile terörden nasibini aldı, 15 milyondan fazla ne idüğü belirsiz şahıs mülteci adı altında ülkeye doluşturuldu, neticede ortaya çıktı ki artık doğumda tek bir adı ve kökü olsa da, süreç içinde aynı isim altında birden çok terör örgütü uzantısı pehdahlandı ve Türkiye’nin her bir köşesine sızdılar, ve nihayette, yine AKP-MHP ikilisinin son akıl tutulması neticesinde, en az elli bin masum insanın katlinin baş sorumlusu darağacı kaçkını “kurucu lider” ilan edildi, nerdeyse bir ulusal kahraman ilan edilmediği kaldı, herhalde yakında onu da yaparlar…
2010ların başında başlatılan Arap Baharı sürecinde, son nokta henüz konmadı, Suriye’de köklü iktidar ve rejim değişikliğine gidildi, ordusu içten yapılan bir operasyon ile etkisiz hale getirilen Esad bir anda neye uğradığını şaşırdı, bir avuç çapulcunun önünden kaçmak zorunda kaldı, iktidardan süpürüldü, böylece Rusya’nın Ortadoğu’daki son kalesi de düştü (aslında ABD ile Rusya çaktırmadan çıkar ortaklığı yaptılar, ABD Rusya’nın Ukrayna’daki hedeflerine ulaşmasına göz yumdu, ABD’nin de Suriye’deki hedefine ulaşmasına Rusya göz yumdu), böylece Suriye her ikisi de Anglo-Amerikan, RYE ve Yahudi lobisi icadı, kullanışlı emperyalizm aparatı olan iki vahşi terör örgütünün kontrolüne verildi, Suriye’de kukla bir yönetim oluşturuldu…
2023, 1990lardan beridir doğrudan ABD’nin kontrolünde olan, her türlü beslenen, eğitilip donatılan, finanse edilen Müslüman Kardeşler artığı Hamas çapulcularının başlattığı ve 1200den fazla İsrail vatandaşının katledildiği vahşi saldırıya karşı İsrail misillemesi gecikmedi ve bütün Gazze bölgesi yerle bir oldu, en az 20 bini çocuk, en az 70 bin Filistinli öldü, böylece İsrail’in doğu Akdeniz coğrafyasında payına düşen trilyon dolarlık doğal gaz rantının da artık Filistinliler ve Hamas çapulcuları ile paylaşılmasına da gerek kalmadı… 9/11 İkiz Kuleler tezgahının bir başka versiyonu, üstelik de bire bir aynı sonuçları doğuran versiyonu, doğrudan Gazze’de yaşanmış oldu… Hatırlatayım, 26 Şubat 2025 tarihinde Amerikan senatosunda Gregg Roman adlı şahıs Ortadoğu, Asya ve Afrika’daki İslami terör örgütlerini nasıl yarattıklarını ve finanse ettiklerini ballandıra ballandıra anlattı… Film aynen devam ediyor!
Şimdi sıra İran’da emperyalizm son kullanım tarihli aparatı mollaların ortadan kaldırılmasına geldi. Mollalar akıllarınca sırtlarını Rusya ve Çin’e dayadılar ama Rusya aradan pırt diye sıyırttı, topu Çin’in kucağına attı. Çin de sözüm ona, güya elindeki savunma teknolojisini filan İran’ın kullanımına verdi, böylece İsrail ve ABD’nin eş zamanlı saldırısına Çin teknolojisiyle karşılık verilecek, yerseniz tabi!!!
İran’da kendilerini Tanrı ile özdeşleştiren, kendilerine karşı gelen herkesi “Allah’a karşı gelmek” bahanesiyle katleden, arkasında onbinlerce ölü bırakan çakma Tanrılar hala kimle dansettiklerinin ve bu dansın neticesinin ne olacağının farkında değiller, Çin şeyiyle Amerika’ya başkaldırmanın ecellerine faydası olacağını sanıyorlar, yok öyle bir dünya!!!
Peki, İran’daki molla tayfası tertiplendikten sonra ne olacak dersiniz?
Rahip Brunson meselesi kaldığı yerden devam edecek, efendim!!!...
Sıra size geldiğinde de hiç üzülmeyin efendim, korkunun da ecele faydası filan yok, kaçarak koşarak da kurtuluş yok, dünya artık eskisinden çok ama çok daha küçük, iki dudak arasında gelindiği gibi, iki dudak arasında da gidiliyormuş işte…
Siz hala zırt pırt yapay gündemlerle, algı operasyonlarıyla kamuoyunun dikkatini dağıtmaya çalışın, beceriksizliğin dikalasıyla çökerttiğiniz ekonomiyi daha da çökertin, ülkeyi tarihinin en dehşetli ekonomik krizine sürükleyin, Osmanlı tarihinde bile görülmemiş bir borç batağının içine sokun, ülkenin kimyasını ve etnik kimliğini milyonlarca mülteciyle değiştirin, son çare olarak da belki birkaç oy daha kotarırsınız aklıyla darağacı kaçkınını allayıp pullayıp, kurucu lider filan ilan edin… Edin de, ama bilin ki, hiç kaçarı koçarı yok, parayla değil sırayla geliyor gelmekte olan VAHŞİ BATILI KOVBOYLAR…