TRUMP VE KIBRIS MESELESİ

Abone Ol

Trump, doğası gereği bir ideolog değil, bir pazarlıkçıdır. Onun için dış politika; tarihi haklar veya bitmek bilmeyen BM parametrelerinden ziyade, masaya konan bir “iş planı” gibidir.

Kıbrıs meselesi, yarım asrı aşan ömrüyle dünya siyasetinin en "geleneksel" dosyalarından biri. Trump ise gelenekleri bozmayı sever. Bu yüzden de yakın zamanda Kıbrıs meselesini ajandasına alması muhtemel. Doğu Akdeniz’de Türkiye ve Yunanistan’ı birbirine bağlayacak yeni bir düzen istediğini bizzat kendisi dile getirmese de Türkiye’nin Amerika büyükelçisi üzerinden Rum gazeteleri üzerinden verdiği mesajlarla dile getirmektedir. Bu mesele Amerika için sağlıklı vücuttaki apseye benzetiliyor.

Öte yandan Trump’ın "hızlı çözüm" iştahı, Washington’daki yerleşik dışişleri bürokrasisi ve Pentagon’un geleneksel "statüko" yanlısı direnciyle karşılaşabilir. Amerika iç siyasetindeki "kurumsal hafıza", Trump’ın şahsi pazarlık yöntemlerini çoğu zaman "ulusal güvenlik riski" olarak kodlamakta ve Kongre üzerinden bu hamleleri yavaşlatma gücüne sahip olmaktadır. Ayrıca, ABD’deki Rum ve Yunan lobileri (AHEPA gibi), seçim dönemlerinde hem finansal güçleri hem de kritik eyaletlerdeki oy potansiyelleriyle Kongre üyeleri üzerinde ciddi bir baskı unsuru oluşturuyor. Trump, radikal bir çözüm planı sunsa dahi, iç siyasetteki bu lobilerin Kongre’deki savunma bütçeleri veya yaptırım mekanizmaları üzerindeki etkisi, onun hareket alanını daraltabilir.

ENERJİ VE BÖLGESEL İKTİDAR

Trump, Rus gazına alternatif arayışında. Kıbrıs düğümü çözülmeden de bu gazın en ekonomik rota olan Türkiye üzerinden geçmesi ya da istikrarlı bir şekilde pazarlanması imkansıza yakın. Trump’ın bu enerji odaklı yaklaşımı, Amerika içindeki fosil yakıt lobileri tarafından desteklense de, Kongre’deki "Mavi Vatan" karşıtı ya da Türkiye mesafeli kanat tarafından "fazla tavizkar" bulunarak engellenebilir. Amerikan iç siyasetindeki Türkiye algısı, Trump’ın Kıbrıs’ta atacağı adımların maliyetini belirleyen en temel terazi olacaktır.

İKİ DEVLETLİ ÇÖZÜM MÜ, MİLYAR DOLARLIK FEDERASYON MU?

Ankara ve KKTC makamları uzun bir süredir "egemen eşitlik" ve "iki devletli çözüm" vurgusunu her zamankinden daha yüksek sesle dile getiriyor. Trump’ın bu talebe yaklaşımı, alışılmış Washington çizgisinden farklı olabilir. Eğer Trump, "iki devletli modelin" bölgeye daha hızlı istikrar ve ticaret getireceğine ikna edilirse, BM’nin ve Rum tarafının on yıllardır savunduğu federasyon tezini sorgulamaktan ve onu bozmaktan çekinmeyebilir.

Ancak unutmamak gerekir ki; Trump için başarı, her iki tarafın da "evet" dediği ve kendisinin "imza törenini" yönettiği bir tablodur. Rum tarafını ve AB’yi ikna edemeyeceği bir senaryoya yatırım yapması zor. Bu noktada masaya, adanın kuzeyinin ekonomik olarak kalkındırılacağı, mülkiyet sorunlarının devasa fonlarla çözüleceği ve taraflara somut ekonomik kazanımlar vadeden kapsamlı bir paketle gelebilir. Buradaki risk, Trump’ın bu fonlar için Amerikan bütçesini kullanmak istemesi durumunda, "Önce Amerika" diyen kendi seçmen tabanı ve bütçe disiplini isteyen Cumhuriyetçi kanat ile ters düşme ihtimalidir. Ters düşmesi durumundaysa; Trump, bedava peynirin sadece fare kapanında olduğunu bilen biridir; Rum ve Türk tarafına sunacağı "ekonomik cennet" karşılığında askeri ve siyasi tavizler isteyecektir.

Şunu da açıkça konuşmakta fayda var: Trump, Kıbrıs’ın tarihine veya Kıbrıslı Türklerin varoluş mücadelesinin duygusal derinliğine bakmaz. O, rakamlara ve stratejik kazanca bakar. Amerikan iç siyaseti, Trump’ı "dışarıda çok fazla kaynak harcamakla" suçlayan bir baskı kurarsa şayet, Kıbrıs dosyasını bir anda masada bırakıp kendi iç gündemine de dönebilir.

Elini rahatlatıp içeriden gerekli desteği görürse şayet; Kıbrıs meselesini "çözmesi", adaya kalıcı bir bölgedeki enerji ve güvenlik denklemini Amerika’nın lehine kilitlemesi strateji izleyebilir. Bu durumda da Kıbrıslılar açısından asıl soru şu olacaktır: Bu devasa pazarlık masası kurulduğunda özne mi olunacak, yoksa büyük bir anlaşmanın edilgen unsuru mu?

Bu yüzden; muhtemel "Trump Planı" fırtınasına karşı yelkenleri şimdiden doğru ayarlamak ve geminin gövdesini (devlet yapısını) sağlam tutmak gerekir. Çünkü bu kez karşımızda bir diplomat değil, dünyayı kendi mülkü gibi gören bir emlak kralı var. Dış politikayı bir yatırım dosyası gibi okuyan bir iş insanı var. Ancak bu emlak kralının unuttuğu şey, Amerikan demokrasisinin "ev sahibi" değil, sadece geçici bir "kiracısı" olduğudur ve medya, yargı, lobi grupları gibi iç dinamikler bu mülkün yönetiminde en az onun kadar söz sahibidir. Ayrıca, Trump kimseyi takmadan bu meseleye "hızlı çözüm" iştahı ile el atıp, KKTC’nin egemen eşitlik ve devlet statüsü talebini "pazarlık payı" olarak görüp harcamaya kalkarsa şayet Türkiye’yi de karşısına almış olur. Kaldı ki hem Türkiye hem KKTC için devlet ticaret malı değil, varoluş meselesidir!