Memlekette son yıllarda artık rutin hale gelmeye başlayan ithal tetikçilerin sonuncusu 17 yaşında bir kiralık katildi…
Artık bardağı iyice taşıran bu son olaydan sonra öğrendik ki Başbakan Ünal Üstel polisin organize suç ve suçlularla daha etkin bir şekilde mücadele edebilmek için talep ettiği ama özellikle muhalefetin istememesi yüzünden en az on yıldır tozlu raflarda bekleyen yasaların bir an önce güncellenip, onaylanmak üzere Meclis’e getirilmesi için talimat vermiş.
Sıkı bir çalışma ile iki hafta içinde bu yasalar Meclis’e gelecek ve oylamaya sunulacak, muhtemelen muhalefet yine hayır diyecek ama oy çokluğuyla geçecektir.
Bugüne kadar özellikle muhalefetin iktidarı döneminde bu yasaların hiç yüzüne bile bakılmamıştı, adı bile anılsın istenmemişti, polis yatak odamızı dinleyecek gibi saçma sapan gerekçelerle hayati önemi olan bu yasalar bir köşeye atılmıştı.
Eğer bu yasalar geçerse, UBP hükümeti topluma çok büyük bir iyilik yapmış olacak, güvenlik sistemindeki büyük, bir o kadar da önemli bir açığı kapatmış olacak, organize suçla mücadelede çok önemli bir adım atılmış olacak.
Muhalefet yine hayır diyecek, çünkü bu yasalara acil ihtiyaç olmasına rağmen bugüne kadar muhalefet tayfası bu yasaları ağzına bile almadı, aldırtmadı, muhtemelen yine hayır diyecekler, umarım bu sefer yanılan ben olurum…
Ve yine umarım ki, UBP içindeki bazı vekiller, Cumhurbaşkanlığı seçiminde olduğu gibi, sırf Başbakan’a gıcıklık, muhalefet olsun diye yan çizmezler, böylesine önemli bir konuda toplum menfaatini, kamu menfaatini dikkate alırlar.
Bu arada, muhalefet çocuk yaştaki suçluları yaratan sistemi tek kelime edip de eleştirmedi, sadece duygu sömürüsü yapıp, çocukların mafyatik düzenin kurbanı oldu diye üzüntülerini dile getirdiler…Vay sağolsunlar, en azından üzülmüşler!!!
Ben şahsen bir baba olarak gördüklerime üzülmekten ziyade, öfkeliyim…
Gelelim “çocuklara”, ya da “suça sürüklenen çocuklara…”
Çocuk katil, çocuk tetikçi!!!
Var mı öyle bir dünya, çocuk tetikçiymiş!!!
Tetiği çekenin kim olduğundan, yaşından ziyade, yediğiniz kurşunun sizi ne hale getireceğidir önemli olan…
12 yaşındaki bir çocuk da tetiği çekse, 30 yaşındaki bir erişkin de tetiği çekse, neticede kurşun aynı hasarı verecektir…
Önemli olan, tetiği çekenin hangi şartlarda, hangi şartların zorlamasıyla veya motive etmesiyle o tetiği çektiğidir…
Eline silah verilip, Lefke tepelerinde mevziye gönderildiğinde amcalarımdan biri 12 yaşındaydı…
Küçük dayım ilk çatışmasına girdiğinde 15 yaşındaydı, büyük dayım 17 yaşındaydı…
Teyzemin oğlu 74de makineli tüfeğin başına geçip de sürüyle saldıran çapulcuları taramaya başladığında 17 yaşındaydı…
Rum-Yunan çapulcularının 74’de Beşparmaklar’da katlettikleri mücahit çocukların içinde 17 yaşında olanlar da vardı, 20li yaşlarının başında olanlar da, bazıları bizim bölgeliydi, yeğenlerimiz de vardı…
Beşparmaklarda TSK komando bölüklerine rehberlik etmeye mecbur kalan mücahit çocuk 14 yaşındaydı, beline Colt tabanca takılmış, eline piyade tüfeği verilmişti, doğrudan 20. Yüzyıl savaş tarihinin en şiddetli ve acımasız çarpışmalarından birinin içine girmiş ve mucize eseri sağ çıkmayı başarmıştı.
96-97deki sınır olayları sırasında 13 ay boyunca olabilecek en berbat şartlarda benimle birlikte her gece sınırı korumak için yağmurun, çamurun, soğuğun içinde, açlıktan karnı sırtına yapışmış şekilde yatan ve yaşadıklarına hiçbir itirazı olmayan mücahit çocukların her biri 17-18 yaşlarındaydı… İki kere kurşunlar vızıldamaya başladığında bile milim geri adım atmadılar, sorumluluk duygusu korkudan üstün geliyordu, herkes birkaç kilometre ilerisinde ne olduğunu bilmeden yataklarında mışıl mışıl uyurken onlar millet rahat uyusun diye canlarını siper ediyorlardı, kimse de bunun bedelini, değerini bilmiyordu, sadece ateş düştüğü yeri yakıyordu, yaşananlar yaşayanların anılarında, yüreklerinde kalıyordu…
Afrika’da milyonu aşkın, yaşları 8-10dan başlayan, her biri acımasız katillere dönüşmüş, dönüştürülmüş, karınca öldürür gibi insan öldüren çocuklar var…
Neticede, yaşadığınız şartlar yaşınıza başınıza bakmaz, ama sizi o şartlarda olmanız gereken kılığa sokar, çoğunlukla zorunlu olarak sokar, bazen de belirli bir motivasyonun neticesi olarak isteyerek girersiniz…
Yurt savunması için cepheye giden, mevziye giren çocukların yaptığı, ellerindeki silahlar, bir mecburiyetin eseridir.
Mafyaya giren bir çocuğun yaptığı ise bir mecburiyetin eseri değildir, kendi isteğidir, belli bir motivasyonun sonucudur.
Ve, mafyatik bir veledin elindeki silahtan çıkan kurşunu yediğinizde, kimin tetiği çektiğinin artık bir önemi yoktur, tetiği çeken o “çocuk” dediğiniz de yetişkin bir katilden farksız değildir…
Eğer yaşına bakıp da “Aaaaa!!!...Ama bu bir çocukmuş, henüz ne yaptığını bilmiyordur!!!” derseniz, tek yaptığınız onun yaptığına kulp uydurmaktır, meşrulaştırmaktır, başka yaşı küçük katillere bahane yaratmaktır…
Bugün Türkiye’den buraya habure tetikçi gönderiyorlar, bazılarının yaşı genç, 18 yaş altı…
Mafyanın artık kendini devletin, sokakların sahibi sandığı bir ortamda neydi olacağı, çiçek buketleriyle mi geleceklerdi!!!
2000li yılların başından beri Türkiye’de, özellikle de TV dizilerinde ve giderek artan sosyal medya kullanımında şiddet, özellikle de kadına ve çocuğa karşı şiddet, kabadayılık, mafyalaşma, her türlü ahlaksızlık, arsızlık, yolsuzluk, soysuzluk ve anormal insani ilişkiler özendirildikçe özendiriliyor, sanki normalmiş gibi sürekli milletin gözünün içine içine sokuluyor, bilinç altına işleniyor, hayatın olağan bir parçasıymış gibi sunuluyor, neticesinde de kişiliği zayıf olanlar bu örnekler sayesinde kudurdukça kuduruyor, filmlerdeki saçmalıklar, kötülükler, hayatın olağan unsurları haline geliyor…
Sanki, siyasi iktidar uğraşacağı şeytanı bilerek yaratıyor veya yaratılmasına göz yumuyor, sonra da bakın işte suçla mücadele ediyoruz diye böbürleniyor…
Çöken ekonomik sistem yüzünden ailelerin, ebeveynlerin büyük çoğunluğu çocuğunun eğitiminin derdine değil de boğazından geçecek iki lokma ekmeğin, kısacası yaşamın derdine düşüyor, çocuğunu okulda devlete emanet ediyor ama eğitim sistemi de her şekilde yerlerde sürününce, okul ortamı her türlü kötülüğün sömürüsüne açık hale geliyor…
Ailenin sosyal yapısı ve sorumluluk alanları iç-dış etkenlerle sakatlanınca, eğitim sistemi çürüyünce, sokaklar da mafyaya teslim olunca, baştan aşağı feci şekilde çürümüş bir sistemin içinde çocuklara sadece başıbozukluk, başıbozuk bir düzen örnek oluyor, miras kalıyor…
Üstüne üstlük, Türkiye’nin siyasi sistemindeki çürümüşlük ve yargı sisteminin zaafiyetleri de bu kötülüğü adeta teşvik eder hale geliyor, katiller, ahlaksızlar, sahtekarlar, adeta mahkemenin ön kapısından giriyor, hapishanenin arka kapısından salınıyor, dışarı çıkar çıkmaz da yine bildiğini okuyor…
Memleketin her köşesine sinmiş, ağlarını örmüş, envai tür silaha erişimi de çocuk oyuncağı haline gelmiş haydut çeteleri de özellikle ekonomik sıkıntı çeken ailelerin çocuklarını tek tek avlıyor, mafyatik yaşama özendiriyor, mafyatik yaşam sayesinde ulaşılan lüks hayatı vaat ediyor, ellerine silah veriyor, para veriyor, sokağa salıyor…
Böylece çocuk dediğimiz ama çekirdekten kötülükle, aşağılık kompleksiyle, ezilmişlikle, itilmişlikle yetişen, insanlıkla uzaktan yakından alakası olmayan, başıbozuk, pervasız katiller, anarşistler, teröristler ürüyor, yaşam ortamımızı her türlü tehdit altına alıyorlar…
Hal böyle olunca, millet yedisinden yetmişine bu gidişattan etkileniyor, ceza yasasına göre suç işlediğinde alacağı ceza göreceli olarak daha düşük olacağı varsayılan çocuk yaşta katiller, teröristler, anarşistler mantar gibi her taraftan çıkıyor, ürüyor…
Hatırlayın, Mattia Ahmet Minguzzi’yi vahşice bıçaklayarak öldüren katiller tam bir sokak çetesiydi… Ve daha nice örnekler var…
Zavallı çocuk evinden alışveriş yapmak için çıkarken kana susamış, kudurmuş bir sokak çetesine denk geleceğini ve vahşice katledileceğini bilemezdi, ve sokaklar bunlar gibilerle dolup taşıyor, ne yazık ki…
İstanbul’da kadın polis Şeyda Yılmaz’ı acımasızca vurup öldüren serseri 19 yaşındaydı ve çocukluğundan beri tam bir suç makinesiydi, suç dosyası fena halde kabarıktı ve buna rağmen devleti yönetenlerin aymazlığı, gerekli ıslah tedbirlerini almaması, suçu kolaylaştırması, caydırıcı ceza vermemesi, suçluyu kontrol altında tutmaması yüzünden sokakta terör estirmeye devam ediyordu…
İngiltere’de yetişkinlik yaşı 16’dır, İngiliz yasalarına göre 16 yaşındaki bir birey artık çocuk değildir, 15 yaşından itibaren de kendi kendisine karar verebilecek düzeye geldiği varsayılır… İngiltere gibi, Avustralya, Yeni Zelanda, Hollanda, İspanya, Rusya, Finlandiya, İsrail, Norveç, Malezya, Singapur gibi ülkelerde de yetişkinlik yaşı 16’dır…
Almanya, Fransa gibi ülkeler bu yaşı 15’e çekti, ABD’de erişkinlik yaşı eyaletlere göre 16-18 arasında değişiyor…
Bizde ise 18, 18 yaşın altındakiler çocuk sayılıyor, ama yukarda da belirttiğim gibi, biz yeri geldiğinde 12 yaşındaki çocukların bile eline silah verip, mevziye gönderdik, hatta Gaziveren'de üç çocuğumuzun mevzide katledilmesi örneğinde olduğu gibi, bazıları neye uğradıklarını bile anlamadan mevzilerinde vahşice katledildiler…
Kimi mecburiyetten eline silah alıyor, kimi ise keyfinden, canı öyle istedi diye…
Keyfinden eline silah alan sadece yukarda açıkladığım memleketin, toplumun çürümüşlüğünden kaynaklanan sebeplerle değil, kısa yoldan zengin olma, lüks hayat yaşama, elinde silahla aşağılık kompleksini bastırma, korkuya dayalı üstünlük kurabilme hedefiyle alıyor…
Dolayısıyla da bile bile, kimsenin zorlamasıyla değil de kendi isteğiyle eline silah alıp terör estirenlerin sırf yaşı küçüktür diye yaş bahanesinin arkasına saklanmanın, onların yaptıklarını mazur görmenin, yaşlarından dolayı içine girdikleri yolda hayatları mahvoluyor diye sızlanmanın, şikayet etmenin kimseye faydası yoktur…
Onlar o yola girdikleri andan itibaren sadece kendi hayatları değil, hedef aldıkları insanların hayatları da mahvoluyor, ölümle sonuçlanabiliyor, en hafifinden huzur kaçıyor, toplum onların yaptıklarından dolayı derin bir travma yaşıyor.
Yapılması gereken tek şey, ülkede ve toplumda bu gibi olaylara imkan veren, yol açan çürümüşlüğü ve bu çürümüşlükten beslenenleri ortadan kaldırmaktır, aksi takdirde, lüks yaşam ve kolay kazanç peşinde koşan, hak hukuk tanımayan, kendini film artisti sanan, yediği haltları marifet sanan çocuk yaşta sayılabilecek kiralık katiller kaçınılmaz şekilde hayatımızın bir parçası haline gelecektir, aslında gelmiştir bile…
Ortalığı hedef gözeterek veya gözetmeyerek, sırf gözdağı olsun diye yakıp yıkan, kurşunlayan, bombalayanların büyük çoğunluğu bu iyice zıvanadan çıkmış, ipe sapa gelmez serseri ayak takımıdır.
Cezalara gelince, olay olduktan, suç işlendikten sonra hangi cezayı verirseniz verin, bu gibi olaylarda ve durumlarda ceza ıslah edici değildir, aksine bazı durumlarda teşvik edicidir, çünkü çocuk yaşta sayılabilecek bir katil veya tetikçi bizim (özellikle Türkiye infaz sisteminde) sistemimizde hapishaneye düştüğünde, tekrar dışarı çıktığında daha iyi bir tetikçi olabilmesi için iyice pişirilecektir…
Hal böyle olunca da, bu sefer devletin güvenlik ve ıslah sistemlerinin yeterliliği sorgulanmaya başlar.
Neticede, sorgulanması gereken bu başıbozuk takımının yaşları ve yedikleri haltlar değil, nasıl olup da durum bu hale gelene kadar devletin bir şeyleri göz göre göre, bile bile veya bir şekilde gözardı ettiği, hatta uyuduğudur…
Lefkoşa’daki oto galerideki vatandaşların vurulması olayında tetikçi serserinin avukatının mahkemede "öldürme amaçlı değil, yaralama, korkutma amaçlı ateş etti" diye savunmasına gelince...
Belli ki beyfendi ya da hanımefendinin ateşli silah tahribatının boyutlarından zerre kadar bilgisi yoktur...
Çapı ne olursa olsun, bir tabanca mermisinin insanın ayağındaki, elindeki, kolundaki, vücudunun herhangi bir yerindeki bir atardamarı veya toplardamarı koparması o şahsın dakikalar içinde, ki o da fiskiye gibi fışkıran damardaki kan kaybından dolayı en fazla iki üç dakikadır, ölümüyle sonuçlanır...
Bırakın 9 mmlik tabanca mermisinin dehşetli tahribatını, minicik bir hava tüfeği mermiciği bile bir damarı yırtarsa, insanı hastaneye yetiştiremeyebilirsiniz...
Ateşli silah yaralanmalarında karın bölgesine vuran bir merminin basıncı, kalbi patlatıp, kalpteki kanı beyne itip, beyin damarlarını yırtabilir, vurulan şahıs anında hem beyin kanamasından hem de kalp durmasından ölebilir…
Ölümle sonuçlanan karın yaralanmalarının yüzde 35i beyin kanamasından ölür…
Ateşli silahlarda ölüme esas sebebiyet veren merminin açtığı delikten, yaradan ziyade korkunç bir hızla vurduğu noktada yarattığı kinetik enerji ve basınçtır, ki ilk vuruş bölgesindeki oldukça büyük bir alanda, mermi çekirdek çapının yüz katından daha büyük bir alanda dehşetli bir doku tahribatı yapar, milyonlarca noktadaki kılcal damarlardan anında dehşetli bir iç kanama başlar ve eğer anında bu tür yaralanmalarda ne yapacağını iyi bilen cerrahların müdahalesi olmazsa, kısa süre sonra kurban iç kanamadan ölür gider…
O yüzden cehennem zebanisinden farksız olan bir serserinin yediği haltı "öldürme değil, yaralama, korkutma amacıyla yaptı" diyerek, uydurma bir bahaneyle hafifletemezsiniz...
Silahı insan vücuduna çevirip ateş ettiği andan itibaren, merminin insanı veya hayvanı neresinden vurduğu artık önemini yitirir, mermi vücuda girdiği andan itibaren her türlü ölümcüldür ve çok kısa süre içinde tıbbı müdahale yapılmazsa öyle ya da böyle ölümle sonuçlanma riski nerdeyse yüzde yüzdür, öyle ki, ateşli silah yaralanmasında ölüm sadece zaman meselesidir...
Acı olanı, bu zibidiyi bizim mahkeme içeri tıkacak ve bizim cebimizden devlet buna her ay en az 2000 dolar masraf yapacak, yıllar yılı besleyecek...
Bir asgari ücretli çalışan ayda sadece bu gibi ithal beslemelerin devlete mal olduğu bedelin yarısını alabilmek için bir ay boyunca köle gibi çalışıyor, çalıştırılıyor…
Devletimiz, ne yazık ki, içeri tıktığı başbelasının her türlü bakımına, namusuyla çalışan vatandaşından daha çok önem veriyor, ki bu da ciddi ciddi bir ikilemdir.
Bu gibiler var oldukça, her türlü belalarını ve külfetlerini millet ve devlet çeker...
O yüzden bunların var olmaması, var olanların da ortadan kalkması ve ülkeden içeri girememesi için önleyici tedbirler alınırken, diğer taraftan da acımasızca cezalandırılmaları lazımdır, aksi takdirde bunlar ve bunların yaratıcıları başka türlü akıl koymazlar, ceremesini de her türlü namuslu vatandaş ve devlet çeker…