Güneyde görülen ve “Batı Nil Virüsü” olarak isimlendirilen virüs, esasında komşularda çalan tehlike çanlarıdır ve bizim için de tehlike çanlarımız çalmaktadır. Bunun kaç kişi veya insan farkındadır? Bütün mesele bu uyarıları ciddiye almak ve uygulamak.
Bu konu hakkında daha önce de uyarıcı yazılar yazmıştım. Bu uyarıları da kaç kişi anladı ve kendilerince önlem aldı?
Kıbrıs Türk Tabipler Birliği Başkanı Prof. Dr. Ceyhun Dalkan şöyle uyarıyor kamuoyunu…
“Sivrisineklerin ısırıkları ile hastalığa neden olabilecek mikroorganizmalarından ve ısırıklardan korunalım.”
Öte taraftan Lefkoşa Belediye Başkanı Harmancı da halkı uyarıyor ve önlem almaya çağırıyor.
“Ev çevresinde durgun suları boşaltın ve sineklik kullanın.”
Her ikisinin de söyledikleri gibi sivrisineklere karşı ciddi önlem alınması şart. Geceleyin yattığımızda kulağımıza bir vızıltı gelir. Bu vızıltı sivrisineklerin vızıltısıdır. Minicik araçlara sinek kovucu haplar takarız. Haşla dakıyoruz. Eskiden sivrisinekler daha da çoktu. Özellikle dere yataklarındaki su bitikintileri, inşaat varillerinde uzun süre kalan sular, kullanılmayan veya görüntü olarak uzun zaman bahçelerde kalan süs havuzlarındaki yosunlu sular, bahçelerimizde hayvanlar için konan su kapları…
Güneyde Batı Nil virüsünden ölümler olmuş ve 10 vaka görülmüş. Bizim Tabipler Birliği Başkanımızla Belediye Başkanımız o nedenle harekete geçerek halkı ciddi şekilde uyarmış.
Keşke selli yağmurlar yağsa da bütün su birikintilerini sürüklese…
Ben de diyorum ki, lütfen bu uyarıları ve önlemleri ciddiye alınız ve hayatınızı riske atmayınız.
İlk koronavirüs uzak doğuda görüldüğünde, bu virüsün dünyaya yayılma tehlikesi olduğu söylenmişti. Bu haberi okuduğumuzda “Adam sen de… Uzak doğudaki virüs başka ülkelere sıçrayacakmış, sonra da bizim ülkemize gelecekmiş. Tuhaf bir durum. Uzak Doğu nerede, bizim Kıbrıs’çığımız nerede?” deyip geçiştirmiştik. Virüs ülkemize gelince hepimizi bir telaş sarmıştı. Özellikle dünya haberlerinden edindiğimiz bu virüsten olan binlerce ölüm haberleri hepimizi korkutmuş ve maske, dezenfektan, el sıkışmamak, en yakınımızı öpmemek, kalabalık yerlerde bulunmamak, sık sık el yıkamak gibi olaylar ve önlemler yaratmıştık.
Bir de kuş gribi çıkmıştı. Hatta kuş gribinden pek çok tavuk çiftlikleri itlaf edilmişti.
Kuş gribini düşündüğümde “Kuşların ne milliyeti, ne de vatanları vardır” ifadesini kullanmıştım. Hatta Rumların sınırlarda bile aldığı önlemleri takdir etmeme rağmen, “Kuşlar özgürdür. İstedikleri topraklara uçarlar, istedikleri kaptan su içerler, istedikleri sınırı aşarlar” diyerek gerçekleri halkın önüne koymuştum.
Olayı evrensel boyutu ile ele aldığımızda, acıların ve sevinçlerin evrensel olduğunu, acıların da milliyeti ve ideolojileri yoktur deriz bir anlamda.
Bir zamanlar sivrisineklerin anofel türü, taşıdıkları virüsünü insanlara bulaştırırken, görüldü ki, bataklıklar, su birikintileri ve dere yatakları sivrisineklerin yoğunluk ve yumurtladığı yerlerdir.
Bir dönem sivrisinekler yoğunlaşınca, dönemin Belediye Başkanı Mustafa Akıncı da İngiliz’in zamanında uygulanan yönteme başvurmuş ve dere yataklarına pek çok okaliptüs ağacı ekmiş ve sivrisineklerin tükenmesini sağlamıştı. Halen görmekte olduğunu Dereboyu’ndaki okaliptüsler, Akıncı zamanında ekilen okaliptüslerdir.
Bildiğiniz gibi okaliptüs ağacının kökleri derinlere gider ve su göletlerini emerek yok ederler. İkinci Dünya savaşından sonra İngilizler bu yöntemler halkın sağlığını korumuştu.
Gelişen teknolojiyle belediye araçları sokak sokak gezerek havaya haşereler için ilaç püskürtüyor. Uzun zamandan beri pek püskürtme görmedik ama, herhalde bundan sonra ilaç püskürmesi yeniden başlayacaktır.
Taşra belediyeleri havadan ilaçlamaları yapınca bölgelerden tepki geldi.
“Havadan ilaçlama, zeytin ağaçlarının çiçeklerine ve tohumlarına zarar veriyor” dendi. Özellikle turizm sezonunda havadan ilaçlamalar devam ederken bu çelişki ve gerçek ortaya çıkmıştı. Yani yaparsınız vay, yapmazsınız vay. Aşağı tükürsek sakalımız, yukarı tükürsek suratımız misali.
Belediyecilik hiç de kolay değildir. Temizlediğiniz otlar, on beş gün içinde yine biterler. “Belediyelerimiz otları temizlemiyorlar” diye şikayetler başlar.
Yani anlayacağınız şimdi gündeme gelen “Batı Nil Virüsü” hepimizi düşündürmeli ve söylenenleri kulaklarımıza küpe yapmalıyız. İnşallah KKTC’de herhangi bir vaka meydana gelmez. Gelir ve yayılma gösterirse, bu yazımı yeniden yayınlayacak ve önünüze koyacağım. Bir de Prof. Ceyhun Dalkan ve Mehmet Harmancı’nın söylediklerini… Kestirmeden, SİVRİSİNEK VİRÜSÜNÜ HAFİFE ALMAYIN, diyorum…