İnsanlık sadece ve sadece adalet yolunu kaybedince ölüyor…
Adaletin yolunu bildiği, bulduğu, gerçek adalet olarak işlevini sürdürdüğü hiçbir hukuk devletinde insanlar sırf çıkar uğruna katledilmez…
6 Şubat depreminde yaşanan felaketin esas sebebi kesinlikle deprem filan değildir…
Esas sebep, yasalarla belirlenmiş bilimsel kriterlere uygun binaları göz göre göre, bile bile yapmayan ve kaçak, göçek bina müsveddelerinin yapılmasına sonucu bile bile göz yuman sorumsuz, çıkarcı, ahlaksız, hiçbir kanun, kural tanımayan, sadece kendi çıkarına odaklanan insan müsveddeleri ve onlara her türlü fırsatı yaratan adalet sistemidir.
Türkiye’nin bir deprem ülkesi olduğu biliniyor, deprem Türkiye’nin kaderidir…
Bunun için ta 1939 Erzincan depreminden beridir uygulamada olan, gelişen bilimsel kriterlere göre sürekli güncellenen yasalar ve bilimsel kurallar var…
Yaklaşık 8 şiddetinde olan Erzincan depreminde en az 33 bin kişi ölmüş, 117 bin bina yıkılmıştı, ölü sayısı ise muhtemelen çok daha fazlaydı.
20. yüzyılda Türkiye’de 7 ve üzeri şiddette 9 deprem vardır ve hepsi de dehşetli şekilde yıkımlara ve can kaybına neden olmuştur.
Devlet ilk kez Erzincan depreminden sonra silkindi ve depreme dayanıklı binaların yapılması için gerekli yasaları çıkarmaya ve bilimsel kriterleri belirlemeye başladı.
Ancak, gelin görün ki, ne binaları yapmaktan sorumlu olanlar, ne de denetlemekten sorumlu olanlar bu kurallara ve kanunlara uymadılar, ülkenin yarısı kaçak göçek bina müsveddeleriyle doldu, sahtekarlıkla bina yapıp insanların ölümüne sebep olanlar adalet sistemi tarafından acımasızca cezalandırılacaklarına adeta ödüllendirildiler, uyduruk, kıytırık cezalarla adeta suç işlemeye daha beter teşvik edildiler…
Türkiye’nin en çok can kaybının yaşandığı 1999 depremlerinde 6286 dava açılmış, bu davaların 4500’den fazlası 7,5 yılın sonunda zaman aşımına uğrayarak düşmüş, suçlular ellerini kollarını sallayarak gezmeye devam etmiş, 525 kişi ceza almış, ancak sadece birkaç kişi hapis yatmış, onlar da adeta hapiste tatil yapmıştır… Bilinen en yüksek cezayı Veli Göçer almış, o da birkaç sene yattıktan sonra çıkmıştır.
Adalet sisteminin suçluları, ahlaksızları, çıkarcıları bu kadar azdırdığı, siyasi iktidarların da sırf popülizm uğruna kaçak göçek binalara zırt pırt af çıkardığı, ölümcül kusurları adeta ödüllendirdiği bir ortamda devletin kanunlarını, kurallarını, bilimsel kuralları kim takar?
Nitekim, 6 Şubat felaketi de bu şartlar altında göz göre göre geldi, felaketi çaresizce izledik, arkadaşlarımızın, tanıdıklarımızın yardım çağrılarına yetişemedik, normal şartlarda en fazla iki saatte aşabileceğimiz deniz önümüzde kocaman bir engel olarak durdu, dizimizi dövmekle kaldık… Bugünse, sanki hiçbir şey olmamış gibi hayat devam ediyor, yeni felaketler kapımızdan her an içeri girmeye hazırlanırken ayak sürüye sürüye ilerleyen adalet sistemi de adeta acılarımızın üzerine acı ekiyor, yaralarımıza tuz basmaya devam ediyor.
Toplumsal ve siyasi duyarlılık giderek artması gerekirken insanlarımızın kafası başka yapay gündemlerle meşgul ediliyor, hayati tehlikeler kadere bağlanıp, göz ardı ediliyor…
Kaybettiğimiz çocuklarımızdan Asya Tülek’in babası, tıpkı acısı dinmeyen, her geçen gün daha da artan diğer babalar, anneler gibi, yaşadıklarına isyan ediyor…
“Yargıtay C. Başsavcılığı İsias davasındaki tebliğnamesinde; Tüm bilirkişi raporlarında asli kusurlu görülen, karar açıklandıktan sonra kaçan ve halen daha kaçak olan Hasan Aslan isimli şahsa verilen cezayı fazla bulmuş. Diğerlerine verilen kıytırık cezaların da onanmasını uygun görmüş.
Her savcının, her mahkemenin kararından sonra yeter artık bu kadar da yapmayın, bu kadar da yaralamayın bizi diyoruz. Ama kime ne söylüyoruz...
Adalet bakanları, Cumhurbaşkanı yardımcıları, elçiler ile görüşüyoruz, haklısınız olması gereken olası kast diyorlar. Merak etmeyin hak ettikleri cezaları alacaklar ve adalet yerini bulacaktır, Türkiye hukuk devletidir diyorlar. Ama sonuç ne!
Herkesin gördüğünü görmezlikten gelen, yasaların uygun gördüğü cezaları veremeyen, ya da vermek istemeyen bu savcı ve hakimlere bir sözüm var; Allah hiç birinizi evlat acısı ile sınamasın. Hiçbiriniz bir hafta ellerinizle kazıdığınız kum yığınının üzerinde kucağınızda çocuğunuzun cansız bedeniyle kalmayın… Umarım hiçbiriniz adaletin olmadığı bir yerde adalet mücadelesi vermek zorunda kalmazsınız. Ve, umarım arkanızda size hakkını helal etmeyen insanlar bırakmazsınız...”
Mehmet Tülek daha ne desin, ne desin, ne desin!!!
Onca insan evladı, can parçası, sırf ahlaksızlıkla, sırf üç kuruşluk rant uğruna bile isteye, göz göre göre katledilmiş, evlatlarını kaybeden anneler, babalar da hala adalet bekliyor…
Gözü kör olmuş, yolunu kaybetmiş, geç gelen, geldiğinde yarım yamalak gelen, ceza adı altında adeta ödül dağıtan adalet, adalet filan değildir, yaşanan kötülüklerin esas sebebidir, azmettiricisidir…
Kim ne derse desin, sonuç ortadadır…
İsias katillerinden bazılarına ödül gibi cezalar verilmiş, bir tanesi ise hala sokakta elini kolunu sallaya sallaya gezmektedir…
Türkiye Cumhuriyeti gibi bir devlet, eğer isterse, saniyesinde Hasan Aslan denen katili bulur, içeri tıkar… Bu katil hem tutuklu yargılanması gerekirken serbest şekilde yargılandı, hem de cezası verilince anında ortadan kayboldu…
Adeta devlet eliyle yüreği tarifsiz bir acı dolu insanların acılarına acı katılıyor, adeta bu insanların adalet beklentisiyle alay ediliyor…
Bu kötülüğü yapanlar, yapılmasına zemin hazırlayanlar akıl koymak için ille de aynı kötülüğe uğramalı mı?
İlle de ahlaksız, vicdansız mahlukatlar tarafından katledilen çocuklarının başında çaresizce durup, ağlamak mı lazım?
Hade adaleti kaybettiniz, insanlığınızı da mı kaybettiniz?
Unutmayın, kötülük parayla değil, sırayla gelir…
Kötülük adres sormaz, çala kapı gelir canınıza okur… Çünkü kötülüğün insani adalet korkusu yoktur!
Ancak araya İlahi adalet girerse, işte o zaman hiçbir yere kaçamazsınız, elinizle edersiniz canınızla bulursunuz… Bunu hak edersiniz de, ama arada, maalesef ki, masumlar da gider, günahlarınızın bedelini çoğunlukla masumlar öder…