RUMLARIN SAĞCISI İLE SOLCUSU İLE ENOSİS RÜYASI GÖRMEYE DEVAM ETTİKLERİ BİLİNİRKEN (1)
1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Türk Cemaat Meclisi Başkanı Rauf R. Denktaş ve Temsilciler Meclisi Başkanı Glafkos Klerides arasında 3 Haziran 1968’de başlayan ve taraflar arasında yıllarca devam eden toplumlararası görüşme sürecinden olumlu bir sonuç alınamayacaktı. Dahası 15 Temmuz 1974’te Yunan Cuntası desteğinde Makarios’a karşı yapılan darbenin esas hedefi Enosis’i gerçekleştirmekti. Nitekim Makarios’un yerine getirilen Nikos Sampson 17 Temmuz 1974’te Kıbrıs Helen devletini ilan etmişti.
Bu gelişmelere Kıbrıs Türk Halkının ve Anavatanımız Türkiye’nin seyirci kalması asla mümkün değildi. Diğer garantör devlet İngiltere ile birlikte hareket etmek isteyen T.C Başbakanı Bülent Ecevit İngiltere’ye kadar gidecek ancak eli boş dönecekti. Bu gelişmelerin ardından gerçekleşen 20 Temmuz 1974 Barış Harekatı ile Kıbrıs’ta iki bölgelilik oluştu ve Kıbrıs’a barış ve huzur geldi. Yıllarca taraflar arasında yer alan görüşmelerden olumlu bir sonuç alınamaması üzerine 15 Kasım 1983’te bağımsız ve egemen devletimiz Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ilan edilmiştir.
Geriye dönüp baktığımızda BM Genel Sekreteri taraflarla istişarelerde bulunmasının ardından 29 Mart 1986’da “Taslak Çerçeve Anlaşması” sunmuştu. Söz konusu Çerçeve Antlaşması, Kıbrıs’ta iki uluslu bir federal devlet kurulmasını, Rum Cumhurbaşkanı ve Türk Cumhurbaşkanı Yardımcısının ‘veto’ yetkilerinin olmasını ve Türk tarafının toprağının %29’un üzerinde bir oran olarak belirlenmesini öngörmüştür.
Bu gelişmelerin ardından 21 Nisan 1986’da Türk tarafı için önem arz eden temel hususları dile getiren paketi bir bütün halinde kabul ettiğini bildiren bir mektubu BM Genel Sekreterine gönderen KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Rauf R. Denktaş 27 Nisan 1986 tarihli 2. Mektubunda da anlaşmaya hazır olduğunu belirtmiş ancak Rum liderliğinin uzlaşmaz tutumu nedeniyle olumlu bir sonuca varılamayacaktı.
2004’te gerçekleşen KKTC Cumhurbaşkanlığı seçimlerine katılmayan Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf R. Denktaş’ın ardından, Cumhurbaşkanı seçilen sayın Mehmet A. Talat’ın çok büyük umutlarla Hristofyas’la başlayan ve yıllarca gerçekleşen görüşmelerinin de başarısızlıkla sonuçlanması sonrasında sayın Talat: “Daha Ne Yapayım Gidip Kendimi Saray Önü’nde Asayım Mı? derken, KKTC’nin 3. Cumhurbaşkanı Dr. Derviş Eroğlu’nun Hristofyas ve Anastasiadis ile devam eden görüşmelerinin de başarısızlıkla sonuçlanacaktı. KKTC’nin 4. Cumhurbaşkanı olarak seçilen Mustafa Akıncı; Rumlarla adil ve kalıcı bir siyasi çözüme varacağına yürekten inanıyordu!.. Ancak Rum liderliğinin hedeflerini bilmezden gelerek Kıbrıs’ta siyasi bir çözüm adına, KKTC Meclisinin bilgisi, dışında verdiği toprak tavizine karşın Rum-Yunan ikilisinin 7 Temmuz 2017’de sabah saat.03.30’da Crans Montana Konferansını terk etmelerinin ardından sayın Akıncı: “Bu Bizim Neslin Son Denemesiydi” demek durumunda kalacaktı!.
Yine ayni günde T.C Dışişleri Bakanı sayın Mevlüt Çavuşoğlu: “Federasyon görüşmeleri bir daha başlamamak üzere son ermiştir” demişti.
Aradan 4 yıl gibi geçen bir sürenin ardından yeni bir müzakere süreci olup olmadığını görmek için 27-29 Nisan 2021’de gerçekleşen Cenevre görüşmeleri öncesi yapmış olduğu açıklamada 5+BM formatta bir toplantı yapılmasını bizzat kendilerinin BM’ye teklif ettiklerine işaret eden T.C Dışişleri Bakanı sayın Mevlüt Çavuşoğlu:
“Bu toplantıya katılarak tutumumuzu net bir şekilde söyleyeceğiz. Geçmişte federasyon için tüm müzakereleri hem KKTC, hem de Türkiye olarak destekledik. Annan Planı’nı da destekledik ama Rum tarafı reddetti. Olmayacak bir şeyi, imkansızı tekrar müzakere etmenin hiçbir anlamı yoktur. Bu zaman kaybıdır. Bu zaman kaybında , bu süreçte tanınmış olmanın ve AB üyeliğinin tadını çıkaracak olan Rum kesimidir. Kısıtlamalar ve ambargolar altında zorluk çekmeye devam edecek olan KKTC ve Kıbrıs Türk halkıdır. 20 sene, 30 sene daha müzakere etsek, 53 sene müzakere etmişiz, yine bir sonuç çıkmayacak federasyon için. O nedenle imkansızı zorlamanın hiçbir anlamı yok” demişti.
27-29 Nisan 2021’de Cenevre’de gerçekleşen 5+BM Konferansının ardından yapmış olduğu açıklamada KKTC Cumhurbaşkanı sayın Ersin Tatar: “Bizim ortaya koyduğumuz öneriler dünyanın her yerinde değerlendirmeye alınmıştır. Bu tarihi adımla aşama kaydettik, yeni bir sayfa açıldı. Gönül rahatlığı ve huzuru içindeyiz” derken T.C Dışişleri Bakanı sayın Mevlüt Çavuşoğlu: “Türk tarafının egemen eşitlik talebinin bu toplantı sayesinde kayıtlara geçtiğini” ifade ediyordu.
Yine o günde ; BM Genel Sekreteri Guterres ile görüşen T.C Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu: “Kıbrıs’ta çözüm, iki tarafın uluslararası eşit statüsüne ve egemen eşitliğine dayanmalı” dedi ve “Tek gerçekçi siyasi çözüm, yeni müzakerelerin iki toplum arasında değil, iki devlet arasında yapılması” paylaşımında bulunmuştu. Basına yaptığı açıklamasında Mevlüt Çavuşoğlu: “Federal çözümün neden mümkün olmayacağını anlattık. Adil ve kalıcı sürdürülebilir siyasi çözüme ancak ve ancak adadaki gerçekler temelinde ulaşılabilir” demişti.
Rum kesimin siyasi eşitlik konusunda geri adım attığını ve Türklerle hiç bir şey paylaşmak istemediğini belirten sayın Çavuşoğlu, hal böyle iken siyasi eşitliğin mümkün olmadığını, Türk tarafının “Artık bir daha federasyon için masaya oturmayacağını” söylemişti.
Dün olduğu gibi bugün de aramızda bazı siyasiler, KKTC’de yaşanan tüm sıkıntı ve sorunların Rumlarla aramızda bir antlaşma yapılmamasından kaynakladığını ileri sürenler vardır. Gerçek şu ki; günümüzde var olan sıkıntılardan kurtulup kurtulmayacağımız yapılacak olan anlaşmanın koşullarına bağlı olduğu çok açık ve nettir.
Günümüzde Kıbrıs Türk halkına ve de KKTC Cumhurbaşkanı sayın Ersin Tatar’a düşen görev; GKRY’nin bağımsız ve egemen devletimiz Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni tanımadan görüşme masasına oturmamaktır.
Ne yazık ki, 5. Kol kampanyalarının etkisinde kalan aramızdan bazıları, Rum-Yunan ikilisinin Megali İdea hayalleri nedeniyle dünden bugüne yaşananları bilmedikleri için şimdilerde sahip oldukları özgürlüğün değerini takdir edememektedirler ve de Rumların dereyi geçene kadar yüzlerine gülen Rumların ve onlara destek veren aramızdaki bazılarının söylemlerine kanarak Birleşik Kıbrıs gibi bir devlet çatısı altında mutlu bir gelecek hayali içindedirler!..
Hiç ama hiç unutmayalım ki; Rum-Yunan ikilisinin hedeflediği bir federasyon çatısı altında bir siyasi çözümle birlikte Filistinlilerin durumuna düşmekten kurtulamayacağız. Hele hele olası bir siyasi çözümde garanti antlaşmaları olmayacak olursa, Türk askeri adadan çıkacak olursa Kıbrıs Türk Halkını Girit misali yok olmaktan hiçbir güç kurtaramaz..
Rumlarla bir arada yaşamayı hedefleyenlere önerimiz, İngiliz Yönetimi döneminde Rum-Yunan ikilisinin Enosis hedeflerini çok iyi okuyup öğrensinler, 1963-1974 yılları arasında Kıbrıs Türk Halkına uygulanan katliamları çok iyi okusunlar ve bilmeyenler, bilenlerden dinlesinler ve de Kıbrıs Türk halkının Adadaki geleceğinin yok olacağı siyasi çözümlerden uzak dursunlar!..
Günümüzde nasıl olursa olsun bir çözümü hedefleyenler, federal çözümü savunanlar geçmişte yaşananların yeniden yaşanmaması için bir kez daha düşünsünler ve de bağımsız ve egemen devletimiz Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin yaşatılması ve tanınmasına giden yolun açılması için verilen mücadeleye destek vermelidirler!. DEVAM EDECEK ..