Ortadoğu’da parçalamaya devam… Varan üç: İran…

Abone Ol

İkibinli yılların başında ABD “Büyük Ortadoğu Projesi”ni pazarlamaya başlamıştı…

11 Eylül 2001 saldırılarından sonra bu niyet, ABD dış politikasında daha da “görünür” oldu.

Bu plan, emperyal güçlere göre “Ekonomik ve toplumsal dönüşüm” öngörüyordu…

Oysa gerçek niyet; Ortadoğu’yu paramparça etmekti…

İsrail’e ve ABD’ye “dikensiz gül bahçesi” yaratmaktı…

Amerikalı emekli Albay; Ralph Peters 2006 yılında bunun haritasını çizmiş ve adını da “Kanlı sınırlar” koymuştu.

Bu haritaya dayanarak yapılan projeksiyonlarda Ortadoğu tam 22 ayrı devlete bölünecekti…

Irak’tan başladılar…

Sunniler, Araplar, Kürtler, Aleviler…

Sonra Suriye’ye geçtiler…

Kürtler, Sünniler, Aleviler, Şiiler…

Ve sıra; şimdi de İran’da…

Orasının da; Farslar, Kürtler, Azeriler ve Türkler olarak bölünmesinin alt yapısıdır bu füzeler…

Nitekim; İran’da sert rejime karşın Kuzeybatı Azerbaycan bölgesinde Azeri milliyetçi hareketler var…

Ayrıca, daha geçenlerde, beş İran Kürt muhalefet partisinin oluşturduğu, “Kürtlerin kendi kaderini tayin hakkı” talep eden “İran Kürdistanı Siyasi Güçler Koalisyonu” var…

Yani sahaya bakınca, İran’ın “bölünmesinin” imkânsız bir senaryo olmadığı görülüyor.

Ama emperyalizm; bu niyetlerini gizliyor. Ortadoğu’yu parçalarken, dünyayı kocaman yalanlarla kandırmaya çalışıyor…

Neymiş?

“Otoriter rejimler”i dönüştürmekmiş bütün çabaları…

“Gerekçeler”i sıralarken, kulağa hoş gelen çağdaş normlardan söz ediyorlar…

Demokrasi ve insan hakları…

Hukukun üstünlüğü…

Serbest piyasa ekonomisi…

Eğitim ve kadın hakları…

Terörle mücadele…

Bölgesel istikrar…

Oysa bunların hiçbirisi umurlarında olmadı hiçbir zaman…

ABD’nin Ortadoğu’da “işbirliği” yaptığı Suudi Arabistan, Bahreyn, Katar, BAE, Kuveyt, Ürdün gibi haneden temelli otoriter Arap monarşileriyle kurduğu ilişkiler, buralarda askeri üsler bulundurması bunun açık kanıtı…

Üstelik bu yalnızca Trump zamanında ilerletilen bir politika da değil…

Demokratları da, Cumhuriyetçileri de aynı “proje”yi adım adım uygulayarak bu günlere gelindi…

ABD; 1945’te Hiroşima’ya “Little Boy” adlı atom bombasını atarken de, 2026’da “Tomahawk” füzesi ile İran’ı vururken de “zihniyetinde” milim değişiklik olmadı…

Trump; ilk görev döneminde (2017-2021) de, ikinci döneminde de “yeni savaş yok” sloganı ile seçim kazanmıştı.

Dünyanın çeşitli bölgelerindeki çatışmaları durdurmakla övünüyordu…

Nobel Barış Ödülü’nü talep ediyordu.

Ama ne yaptı?

Suriye’de “kimyasal silah kullanımı”nı bahane ederek füze saldırıları düzenledi.

İran devrim Muhafızları komutanlarından Kasım Süleymani’yi hava saldırısıyla öldürdü.

Afganistan’ı terk ederken bile bombalamayı sürdürdü…

Yemen’i de, Libya’yı da havadan vurdu…

Kısacası; Büyük Ortadoğu Projesi, otokratik rejimlere, ya da ABD Başkanı’nın kim olduğuna aldırmadan tıkır tıkır işliyor…

Tabii; emperyal güç, uluslararası hukuku hiçe sayarken, global ölçekte “haydutluk” yaparken, BM üyesi bir ülkenin egemenliğine saldırırken; İran’ın “sütten çıkmış ak kaşık” olmaması, ekmeğine bol bol yağ sürüyor…

İran, aslında bir “idamlar” ülkesidir…

Kendi halkına zulüm yapan, kadın haklarının, basın ve ifade özgürlüğünün zerresini barındırmayan bu “Mollalar rejimi” 2025’te binlerce sivil protestocuyu öldürdü, binlerce idam gerçekleştirdi.

Dinî otoritenin devlet yönetiminde belirleyici olduğu, Şii İslam’a dayalı, teokratik unsurlar içeren Şeriat temelli sistemin tepesindeki kişi Ali Hamaney’in elleri kanlı bir diktatör olduğu gerçeğini de unutmamalıyız.

Kendisinin ve ustası Humeyni’nin kurduğu bu “otokratik” rejime gelene kadar, İran halkı çok büyük badireler atlattı…

1951’de, Başbakan Musaddık, petrol şirketlerini kamulaştırdığında, karşısında CIA ile İngiltere’yi buldu.

CIA destekli bir darbe ile Musaddık görevden uzaklaştırıldı.

Muhammed Rıza Şah dönemi, baskıcı bir monarşi dönemiydi.

Arkasından, içinde güçlü bir sol damar da bulunan toplumsal muhalefet, 11 Şubat 1979’da “İran Devrimi”ni gerçekleştirdi.

Şah, İran’ı terk etmek zorunda kaldı.

1980-81’de İslamcılar “karşı devrim” yaptı.

Humeyni tüm “sol” öğeleri tasfiye etti. Sol gruplar ve muhafazakâr olmayan Şii gruplar sistematik olarak öldürüldü, hatta siyasi mahkumlar topluca idam edildi.

Humeyni döneminde 15 bin idamdan söz ediliyor.

Arkasından gelen Hamaney döneminde ise toplam idam sayısının 20 bin olduğu belirtiliyor.

Son protestolar ve Devrim Muhafızları operasyonları ile 2022–2026 arasında ise binlerce yeni idam gerçekleşti.

Peki, ABD’nin bu yeni saldırıları İran’da “rejim değişikliği” yapmaya yetecek mi?

Sanmıyorum…

İran; üç bin yıldan beridir sınırları değişmeyen, 85 milyonluk nüfusu ile büyük bir ülke… Zengin bir tarih ve güçlü devlet geleneğine sahip…

Totaliter yapısı ve “Devrim Muhafızları Ordusu” gibi askersel gücü nedeniyle rejimin yıkılması hiç de kolay olmayacak.

Ama ne olur?

Parçalanır…

Ülke, bölgedeki diğer örneklerdeki gibi büyük yaralar alır. Nitekim ambargolar altında adeta dünyadan izole edilmiş gibidir.

O zaman da İsrail rahatlar…

ABD’nin asıl istediği de budur.